E. TURGUT TEKİN

E. TURGUT TEKİN

17 Nisan Anmaları ve Eğitimde Fırsat Eşitliği

 

 

Eğitime, otuz yılını vermiş bir eğitimci olarak, tarihimizde yer almasından dolayı, “Tonguç ve enstitülerinden gurur duyuyorum. Böyle özgün bir eğitim modelinin dünyada başka bir eşi ve benzeri yoktur. Böyle bir eser ancak, Türk Kurtuluş Savaşı mucizesini yaratan Türk Ulusuna özgüdür. Ne yazık ki, yine biz bu özgün kurumların kıymetini bilemedik ve alıştığımız batının taklitçiğine koştuk. Sanki batı bize altın tepside kızarmış keklik sunuyordu. Ülkemizin ve insanımızın gerçeklerinden esinlenerek elde edilen, yoktan yaratılan Köy Enstitülerini sudan bahanelerle ve de zalimce kapattık.

Oysa, onları bugün arıyoruz. Cumhuriyet tarihimize yakışan, bölgelerimize ve insanlarımıza fırsat eşitliği götüren, oraları şenlendiren, kalkındıran, yaşarken öğreten, öğretirken üreten böyle bir eğitim sistemini yok ettik. Bugün her 17 Nisan anmalarında arkasından ağıtlar yakıyoruz.

Neden? Çünkü şunu gördük ki, eğitim davası çok okumakla veya okutmakla çözülmüyor ve amacına hiç de ulaşmıyor. Yeni kuşakların, Tonguç'a ve onun kurup geliştirdiği "KÖY ENSTİTÜLERİ"ne olan ilgileri artıyor. Bizleri sorguluyorlar. Bana şunu soran genç arkadaşlarıma Pestalozzi ve John Dewey gibi ünlü eğitimcileri görüyor ve tanıyoruz da neden "İsmail Hakkı Tonguç'u tanımıyoruz?” diyenlere verecek yanıt bulamıyorum. Bulmakta da zorlanıyorum. Madem bu sistem çok iyi idi ve başarılı idi, niçin terk ettik? Yok başarısız ve çağdışı kalmıştı ise bunca hayıflanmalar ve ah vahlar niye? İşte gençlere ve özellikle eğitimde aradığını bulamayanlara bunları anlatmak çok güç.

Bizim kuşaktan daha çok, Köy Enstitülerini yeni gençler daha çok arıyorlar.

Onlara soruyorum. Ne var köy Enstitülerin de, neden arıyorsunuz? Sizler Eğitim Fakültesi mezunlarısınız. Daha başarılı olmanız gerekmiyor mu? İçlerinden biri sorumu açık açık yanıtlıyor:

-Ülkemizde eğtimin her geçen gün bozulması karşısında, bizdeki ilgi bir özleme dönüştü. Tonguç'un ilkeleri üzerine yaptığım bir araştırmada ulaşılan merhaleyi görüp de yadırgamak, kendi atalarımıza ihanet olur. Günümüzdeki yozlaşmayı, eğitimdeki kalitenin düşmesini görmemek kör olmayı gerektirir. Saygı, sevgi ve ideolojinin, fırsat eşitliğinin olmadığı bir ülkede eğitim olmaz.

Bunu bir öğretmen söylerse, ortada bir eğitim sorunu var demektir. Biz zaten ne yazık ki eğitim sorunumuzu çözmüş değiliz. Bazı bölgelerimizde hala kapalı okullarımız ve okuma yazma bilmeyen yurttaşlarımız vardır. Bu da bizim eğitim devamızın tam hedefine ulaşmadığını gösterir. Bu nereden kaynaklanıyor derseniz? Bunun elbetteki birçok nedenleri vardır. Ama başı terör çekmekte ve bölücülük yapan art niyetliler başta gelmektedir. İşte Köy Enstitüleri bu tür propagandacılara verilen en önemli bir yanıttı ve hiçbir kimse bu konuyu istismar edemiyordu.

FIRSAT EŞİTLİĞİ

Köy Enstitüleri'nin kuruluş felsefesinde fırsat eşitliği yatmakta idi. O yıllarda enstitülerin dağıldığı bir haritaya baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Enstitüler yurdumuz üzerine birer yıldız gibi serpiştirilmişti. Köyden aldığını yetiştirip tekrar köyüne vererek, bozkırdaki çekirdeklerin yeşermesini, birer ulu çınar olmasını hedefliyor ve yapıyordu da. Eğitim davası, insan olmak, ulus olmak davasıdır. Bu davaya sahip çıkmak, onu amaca ve hedefe ulaştırmak önemlidir. Biz Cumhuriyet Tarihimizde bu şansı Köy Enstitüleri ile yakalamışken ne yazık ki tekrar kaybettik. Bugün kaybedişimize ağlıyoruz. Bana Yüksek Köy Enstitüsü mezunu bir ağabeyimiz şunları söyledi:

-Bize kominist ve ahlaksız dediler. Oysa biz ne kominist ve nede ahlaksızdık. Bizi istemeyenler toprak sahibi ağa kesimdi. Köyde eğitim davasını çözmeye çalışan enstitüler desteğiyle toprak reformu gündeme gelince biz horlanmaya, kominstleştirilmeye başlandık. Oysa o zamana kadar baştacı idik. Bizi istemeyen kesim, topraklarının ellerinden alınacağı korkusu yaşayanlardı. Oysa bugün bile köylerimizin boşalmasının ve topraklarımızın işlenmeden yozlaşmasının tek nedeni toprak reformunun olmamasıdır. Çünkü öyle bir toprak düzenimiz var ki bölüne bölüne paramparça olmuş ve ne ekene ve ne de ekmeyene bir hayrı yok. Eğer toprak reformunu başarsaydık, bu sistemide yaşatsaydık, bugün dünyanın en üst düzey devletleri arasında olacaktık. Ama ne yazık ki hala bu inadımıza devam ediyor ve ne kendimize ve ne de ülkemize yardımcı olabiliyoruz. Yüksek Köy Enstitüsü mezunu Nevzat Hocam'ın 17 Nisan 2008 günü yaptığı konuşmayı dinlerken ben bu özgün kuruluşun neden yıkıldığını daha iyi anlıyorum.

17 Nisan 2008. Yer Söke öğretmenevi.

Söke Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Sayın Nimet İncedal Hanım'ın davetlisi olarak orada bulunuyorum.

Günün anlamını ve önemini anlatan birkaç konuşma yapılıyor. Halil Altın Hocam ve Nevzat Hocam anılarını anlatıyor. Bir öğretmen olarak dinlerken duygulanıyorum. Gözlerim gururdan yeşeriyor. İçim dolu dolu oluyor. Benim öğretmenimde köy Enstitüsü mezunu idi. Ona Başöğretmen diyorduk. Sonra ben öğretmen olunca, oradan yetişmiş ve bizleri yetiştiren bu hocalarıma hep öğretmenim diyordum.

Onların yapıcı, becerikli yanlarından hep yararlandım. Onlarda öğretmenliğin özünü ve vatan millet sevgisinin dalaskasını gördüm. Talip Apaydın'ı, Doktor Ceyhun Atıf Kansu'yu, Rayıf İnan'ı, Fakir Baykurt'u, Kemal Tahir'i bizzat tanıdım. Çok istememe rağmen ne yazık ki, Mahmut Nakal'ı göremedim. Onunla tanışmak nasip olmadı.Fakir Baykurt bana Dinar'da şunları anlattı:

-Biz, üstat Tonguç'tan aldığımız güçle, köyü şenlendirdik. Kapalı bir kutu gibi kullanılan köy halkını ve Türk Köyünü edebiyata taşıdık. Yıllardan beri kapalı kalan bu kutunun kapağını açtık. Köyün yüzünü gösterdik. Köylünün sesi, gözü, kulağı olduk.Bu birilerini rahatsız etti. Çünkü onlar köye istedikleri gibi hükmetmeyi istiyorlardı. Ağa, "öl" deyince ölen, "kal" deyince kalan bir köylüden yana olanlar, bu enstitüleri kapattılar. Ama yanıldıkları bir şey vardı. Bozkıra attığımız çekirdekler fidandan çınara dönüştü. Artık onları koparıp atmak kolay olmayacak. Sistem değişse de o ruh ve ışık sönmeyecek. Bizler yarın ölsekte bayrağı sizler, Ensar Turgutlar ve başkaları taşıyacak.

Evet, biz bu bayrağı taşıya bildik mi? Hedefe ulaştırıp, zirveye dikebildik mi? Bunu düşünüyorumda üstat Fakir Baykut'un dediğini yaptığımıza inanmıyorum. Ne yazık ki, bunu yapamadık. Televizyonda çalıştığım yıllarda, her 17 Nisan anma günlerinde hayatta olan Köy Enstitüsü mezunu arkadaşlarla program yaparak, enstitüleri ve onlardan yetişenleri tanıtmaya çalıştım. Her yıl da yine bu anma günlerinde onların arasında bulunup ellerini öptüm ve hatırlarını sordum. Ama ne yazık ki, her yıl birazdaha azaldıklarını gördükçe de üzüldüm. Belki birgün onlarda olmayacak. Onların tek sitemi, tek yakınmaları medyanın onları yalnız bırakması. Hatırlayıp bir kere olsun hatırlarını sormaması. Başka bir şikayetleri yok.

Görüştüklerimin hepsi, Söke Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne ve çalı- şanlarına teşekkür ediyorlar. Şunu söylüyorlar:

-Yılda bir günde olsa, bizi hatırlayan, bir araya getiren bu kadirşinas insanlara, bizim ağzımızdan bir teşekkür yaz. Onlara teşekkür ederim, diyorlar. Elbette bizde seve seve yazıyoruz. Görevimiz bu. Zaten ben onları hiç bir zaman yalnız bırakmadım. Sağolsun Belediye Başkanınız Necdet Özekmekçi'de ellerini öpüp hatırlarını sordu. İşçi Partisi Söke İlçe Başkanı ise onlara

-Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk açan çiçekleri diyerek iltifat etti. Ama onlar, hem ilk açan çiçekleri ve hemde hiç ölmeyecek koca çınarları olarak, bu ülkenin ve bu milletin kalplerinde yaşıyacaklardır. İşte Baş Öğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Milli Eğitim Bakanımız Seffat Arıkan, Yine Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel, Yine Enstitülerin kurucusu ve Genel Müdürü Tonguç Baba gibi hep kalbimizde ve gönlümüzde yaşıyacaklar.

Buradan genç öğretmen arkadaşlarıma bir duyuru yapmak istiyorum. Köy Enstitüleri'ni incelemek istiyorsanız, Pakize Türkoğlu'nun, "TONGUÇ VE ENSTİTÜLE Rİ" adlı araştırmasını ve Tonguç'un "CANLAND1R1LACAK KÖY" adlı yapıtlarını mutlaka okusunlar. Bizim artık bir ölüyü diriltmek gibi çabamız yok. Kapatanları da suçlamıyoruz. Neden kapattıklarınıda sorgulamak istemiyoruz. Özgün bir nostalji olarak kalplerimizde yaşatmak istiyoruz. Çünkü kuranda CHP, öldürende CHP’dir. Günahı da onlarda, sevabıda onlarda.

Önceki ve Sonraki Yazılar