• BIST 1.441
  • Altın 485,208
  • Dolar 8,2228
  • Euro 9,9825
  • Aydın 24 °C
  • İzmir 24 °C
  • TOPUKLU EFE SÖKE’DE DUR DURAK BİLMİYOR
  • Jantsa İlk Beşyüzde
  • BÜYÜKŞEHİR SÖKE'DE 10 MAHALLEDE EŞ ZAMANLI ÇALIŞMA YAPIYOR
  • TOPUKLU EFE SÖKE’DE DUR DURAK BİLMİYOR
  • Jantsa İlk Beşyüzde
  • BÜYÜKŞEHİR SÖKE'DE 10 MAHALLEDE EŞ ZAMANLI ÇALIŞMA YAPIYOR

APTALLAŞTIRMA SİYASETİ GERİ TEPERSE NE OLUR?

FARUK HAKSAL

 

Eğer halkı aptal yerine koyarsanız, aptallaştırılmış bir halkı yöneten [ya ancak onu yönetebilen] bir lider olarak tarih sayfalarındaki yerinizi alırsınız…

Eğer o halkı ancak gerçeklerin dış yüzünde dans ederek yönetebiliyorsanız, bu nitelikteki bir çatının altında yaşamak zorunda kalırsınız…

Halkı aptal yerine koyarak yönetmek eğiliminin kökeninde, bilinçli bir halkı yönetemeyeceğini bilen bir liderin kendine ve örgütüne güvensizliği vardır.

Ancak halk, üzerine örtülmek istenen aptal örtüsünü aralayıp, iyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın ayırtına vardığı gün apışık kalmak kaçınılmaz bir kaderdir…

Halkın gözü/kulağı ve sonuç olarak bilinci kör edilmişse, meydanlarda ipe sapa gelmez her türlü nutuk kolaylıkla atılabilir, bu nutukların kısa vadeli parsaları toplanabilir.

 Halk, sürdürülen medya politikaları nedeniyle gerçekleri öğrenme imkânından yoksun bırakılmışsa, insanların gözü ve kulağı tıkalı demektir.

Medya politikaları denen şeyin özünde ise, üç temel unsur yatmaktadır:

1.- Sermaye hareketleri ile satın alınan gazete ve televizyon kanalları…

2.- Türlü şekillerde medya organlarına uygulanan sansür.

3.- Yaratılan korku imparatorluğu doğrultusunda kendiliğinden ortaya çıkan oto/sansür…

Bir ülkede yazarlar hapishanedeyse, o ülkenin yöneticileri medyanın fikir emekçilerine her fırsatta Silivri’nin yolunu işaret ediyorlarsa o ülkede demokrasinin bir gramından dahi söz edilemez.

Demokrasinin olmadığı bir ortamda ise, demokrasinin “ileri”sini tartışmak asla inandırıcı değildir.

Bugünün moda söylemlerinden birisi haline gelen “ileri demokrasi” deyimi, olsa olsa ayrılıkçı terörün yol haritasına tanınacak özel bir “özgürlük” türüdür…

Ve aynı zamanda da din ve vicdan özgürlüğü kisvesi altında Cumhuriyet değerlerinin kemirilmesi ve bir devrimle inşa edilmiş bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin milli [ve üniter] devletini Ortaçağ karanlığına doğru sürükleme stratejisinin bir parçasıdır.

Peki… Halk, üzerine örtülmek istenen aptal örtüsünü aralayıp, gözlerini dört açtığı  zaman ne olur?..

Bizce öncelikle ve ana hatları ile aşağıdaki gelişmeler yaşanır:

1.- Siyasetini halkın aptallaştırılması ve gerçeğin saptırılması üzerine kurmuş olan politikalar iflas eder ve tasfiye sürecine girer…

2.- Rotasını Ortaçağ karanlığına doğru çevirmiş olan “milli eğitim” politikası yönünü yeniden aydınlanma devriminin uygar değerlerine doğru çevirir.

3.- Ülkenin milli değerlerini, ulusal kaynaklarını, en stratejik ve en karlı işletmelerini özelleştirerek yabancıların eline geçmesine imkân tanıyan “felsefe”nin sahipleri, bir zamanlar olduğu gibi [yine] bir yabancı gemiye atladıkları gibi bu ülkeden kendi istek ve iradeleri ile “gönderilir…”

4.- Hukuk, yeniden bağımsız olur. Adalet, hiçbir siyasi güç ya da çıkarın etkisi altında kalmadan çalışma imkânı bulur ve böylece de, sadece ve sadece adalet dağıtan o meşhur ve saygın terazisine yeniden kavuşur…

5.- Türk Silahlı Kuvvetleri, yeniden eski saygınlığına kavuşur ve “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin ışığında ülkesinin bağımsızlığı yönündeki savunma görevini üstlenir.

6.- Demokrasinin “ileri” patentli cilası kazınır ve yerine gerçek demokrasi ideali yerleştirilir. Halkın yönetime her alanda katılabilmesinin önündeki yasal ve bürokratik engeller kaldırılır. Doğrudan demokrasinin kurumları inşa edilir.

7.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yeden yapılandırılır ve böylece hâkim ve savcıların görevlerini bağımsız bir biçimde ve her türlü etkinin dışında yerine getirebilmeleri sağlanır.

8.- Yazarlar, düşünürler, siyasi parti yöneticileri ve düşünceleri yüzünden zindanlarda çile dolduran insanlar yeniden özgürlüklerine kavuşur.

9.- Ve halk, yeniden ekmek davasının peşine düşer; bu yönde sürdüreceği mücadelenin özgür demokratik imkân ve özgür koşullarına kavuşur; ifade ve örgütlenme serbestîsini yaşamına geçirir.

10.- Ülkeyi yönetenler artık yurttaşlarını birer müşteri olarak görmekten vazgeçer ve Devlet’in bir hizmet organizasyonu olduğu gerçeğini eylemlerinin pusulası haline getirirler…

11.- Terör biter, kesin olarak biter!.. Terörden beslenen çıkar odakları ülkeden sürülür ve emperyalist devletler artık bu ülkenin topraklarına aç gözlü bir iştiha ile bakmaktan vazgeçmek zorunda kalırlar.

Ve bu ülkede daha neler neler olur…

Ne türlü güzellikler yaşanır.

Ama bütün bunların olması ve yaşanabilmesi için halkın gözünü açması birinci ve ilk koşuldur.

Eğer yaptığımız bu tespit bir gerçeği yansıtıyorsa bu gerçeğin irdelenmesi bize önemli bir diğer gerçeği ifşa eder: Demek ki, yaşamakta olduğumuz bütün gelişmelerin tek sorumlusu gözünü açıp gerçekleri yeterince göremeyen halktır.

Ve onun gözünü açması yönünde enerjisini yeteri kadar seferber etmeyen biz, bizler ve hepimiziz”...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim