• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Aydın 17 °C
  • İzmir 14 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

ATATÜRK EĞİTİM ve 10 KASIM’DA ÖLÜMSÜZLÜĞÜ

ŞEREF PINARBAŞI

 

Öncelikle öğretimle eğitimin farkı ve benzerliği görelim.

Öğretim: Kişi ya da kişileri belli bir ereğe ulaştıracak bilgileri öğretme işidir.

Eğitim ise; belli bir bilim dalında, belli konularda öğrendiği bilgiler arasında bağ oluşturarak davranışlarında ya da eylemlerinde bunların yansıması ve de görülmesidir.

Basit bir alandan örnekle eğitim ve öğretim farkını belirtelim.

Örneğin bir çocuğa dişini fırçalamasının teknik bilgilerini, yani diş fırçasının teknik bilgilerini yani diş fırçasının üzerine temizleyici macunu sürdükten sonra dişimiz üzerinde sağa sola ve üste alta diyerek fırçalamadaki teknik bilgileri veririz. Bu bilgileri verirken zorlanan çocuğa ya korkutarak baskı ile ya da motive edip gaza getirerek öğrenmelerini sağlayabiliriz. Bunun adı tam anlamıyla öğretme işidir. Diğer yandan çocuğa bu bilgileri vermeye kalkıştığımızda neden niçin ve sonuç ilişkilerini de vermek anlatmak zorundayız. Bunu da örneğin dişini fırçalamadığı için diş ağrısı çeken bir resim göstererek dişlerinin arasında kalan yiyecek kırıntılarının çürüyerek dişini şişirdiğini ve acı çektirdiğini hissettirerek dişini fırçalama gereğini kavratmalıyız. İşte burada çocuk dişlerini yıkama gereğine inanıp kalkıp dişlerini yıkamaya başladığında bunun eğitimini almış demektir. Yoksa gereğine inanmadığı halde, baba-anadan ya da başkalarından korktuğu için yıkayan çocuk eğitilmemiştir. Öğrendiği bilgiler arasında bağ kurarak davranışında gösterememektedir. Bu durum da hayatının her alanında başkalarına göre davranış oluşturacak, kendilerine ait bir ilkeler zinciri oluşturamayacaktır.

Bunun gibi dinini milliyetini öğretme işi hayalden başka bir şey değildir.

Hele de dindar nesil yetiştirme işi tamamen kandırmaya yönelik hileli bir iştir. Çünkü din ve milliyet öğretme işinin temel amacı (Felsefesi) insanlara toplumsallığı, kavratmaya çalışmaktır. Üretimde, dağıtımda ve tüketimde tüm dünyadaki insanlarla adilce paylaşmayı kabul etmesi içindir. Zira eski eğitim anlayışında din ve ırkçılık öğretilirse kendinden saydığı insanlarla paylaşacağına inanılırdı. Bu anlayışın eski eğitim sistemlerin de böylece durmaktadır. Bugün bu yanlışlar sistemden çoktan çıkarılmış olmalıydı. Çünkü  çağdaş eğitim anlayışı tüm uzayda var olanların tüm insanlığın ortak yaşama araçlarıdır. Her insan dünya toplumuna elinden gelen kadarıyla katkıda bulunacak, ihtiyacı oranında da oradan yararlanacaktır. Hiçbir kimse vergi kaçırarak veya diğer şekillerdeki yolsuzsuzluklarla ya da dilencilik yaparak onun bunun sırtında yaşayamayacaktır. Bu düşünceyi veya anlayışı da; hayatın her alanından edindiği bilgiler arasında bağ oluşturup, kendi ‘çıkarım’larıyla varacaktır. İşte eğitimde temel amaç budur.

Bu anlamda Atatürk’ün eğitim üzerinde bu denli durmasının ana  nedeni budur. Öncelikle insanın bir birey olup, kendisi olması, kul ve ümmetlikten çıkıp vatandaş olmasını öngörmüştür. Kişinin ve de toplumun  istediğini hayata geçirme yolunun, eğitimin birliğinde görmüş, sınırlarımız içinde eşit vatandaş ilişkisinden, <eşit insan>a çıkan yolu, eğitim birliği ile sağlamaya çalışmıştır. Bu anlamda 1924’de eğitim birliği ile başlayan yasa çalışmaların da, pozitif bilim anlamında bir eğitimin olamayacağını görüp, 1930larda tüm o metafizik öğretimi, müfredatlardan çıkarmıştır. Halkının Başöğretmenliği sıfatını tırnaklarıyla kazıyarak hak etmiştir.

Bu durum 1946-47 yıllarına kadar tavizsiz ilerleme kaydederken, gerek emperyal güçlerin baskısı, gerekse içerideki gerici uşak güçlerin acındırma ve mazlumları oynayarak tavizler veren yönetimler, eğitimi iyiden iyiye sulandırmışlardır.

Diğer yandan özellikle 1950’den sonra iktidar olmak isteyen herkes, din ve milliyetçiliği yaşamın nesnel bir yanıymış gibi göstererek, son derece istismar ederek kullanıp, dünya insanının parçalandığı sürece iktidarlarını perçinlemişlerdir.

Bugün artık çağdaş eğitimde yeri olmayan, sanal dünya ve eğitimin, insanları din ve ırk parselleri ile parçalara ayırması görülmelidir.

Atatürk’ün 1930’larda gördüğü bu kavramların günümüzde hala maya olarak kullanmaya çalışanların din ve ırk bezemelerinin dahi  parçalandığını görememekten değil, parçalayıp yutmak amaçlı olduğunu görmek gerekir.

Bundan dolayı Cumhuriyet Bayramları ve 10 Kasımlar, geçmişi anmak değil, ülke insanının, insanlıkla buluşup huzur içinde yaşamak yolunda önemli günler haline gelmiştir.

On kasımlarda da Atatürk’ün ölmediğini söylemek yanlış değil, onun nedeni de Atatürk ulusuna ve insanlığa öğretmekle kalmayıp bir bireyin ve toplumun eğitimini yapmıştır. Yani dişini fırçalamanın tekniği ile birlikte nedenin de kavratıp kişinin kendisi olmasının yolunu açmıştır. Onun için bu halk evrensel bir insan olmayı becererek zihni yapılandırmaya geçebilmiştir. Bu nedenle de Sokrates gibi Şeyh Bedrettin gibi vb. ölümsüzleşmiştir.

Abarttığımı düşünenler internetten veya kitaplardan dünya eğitim tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti eğitim tarihini görerek kendileri uyarabilirler.                

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim