• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Aydın 22 °C
  • İzmir 18 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

Bir yıkımın acı öyküsü 3

E. TURGUT TEKİN

 

 

(Köy Enstitüleri Düşürülürken)

* Önceki sayıdan devam

O guruba mensup olan bazıları bugün hala var. Bir mevlit kandilini dinliyordum. Çok güzel hocalarımız var. Gerek Kur'an, gerekse mevlüdü ve ilahileri çok güzel okuyarak programı bitirdiler. Daha sonra dua faslı başladı. Abdullah Gülen Hocayı taklit eden ve arasıra vaazlarda, konuşmalarda ağlama numarası yapan bir hoca var. Bu zat hem de bir TV’de program yapıyor. Duayı ta Bedir şehitlerinden başlatıp geldi. Sarıkamış'ta vatan ve millet uğrunda donarak ölen doksanbin şehidimizi es geçti, Alpaslan'ı, Malazgirt şehitlerini, İstanbul uğrunda surdibinde can verenlerimizi, hepsini unuttu. Onun kafa o gün Bedir ve Uhutta idi. Sonra nasıl olduysa aklına Çanakkale şehitleri takıldı. Onları da dua ile andı da, Çanakkale Destanı'nı yaratan Gazi Mustafa Kemal’i es geçti. Sonra yine Arap uşaklığına devam etti de Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda bu vatan ve Millet için, dini ve imanı için can veren binlerce Mehmetçiği anmaya ağzı varmadı. Unuttu mu? dersiniz. Hayır, bilerek ve kasıtlı olarak yaptı. Çünkü o zihniyetin sahiplerine göre Anadolu'yu düşman işgalinden kurtarmak için silaha sarılan o askerler, erden mareşala kadar isyancı idi. Padişah efendileri ve yandaşları onlara o gözle bakıyordu. Onların davası şeriattı. Onu getirmek için ulusal savaşlar savaş sayılmıyordu. işte bu zihniyet, o yıllarda daha çoktu. Onların amaçları, Köy Enstitüleri değil, laik ve üniter bir yapıya sahip hukuk devleti olan Türkiye'yi yıkmaktı. Adamlar Atatürk'ün heykellerine put gözüyle bakarken, sanata, resme düşmanken, kadını kara çarşaf ve ihrama mahküm etmeyi din sayarken, hiç Köy Enstitülerini çalıştırırlar mı?

Söke Öğretmenevi’nde konuşmasını yaparken yaşı 80'in üstünde olan Hocamız İbrahim Kavasoğlu şöyle diyordu:

-Bize kominist, ahlaksız diyorlardı. Kızlar ile erkekler aynı yatakhanelerde yatıyorlarmış, diyorlardı. Dinsiz ve imansız diyorlardı. Oysa ne biz dinsiz, imansızdık ve ne de kızlarla aynı yatakhanelerde yatıyorduk. Ahlakı da onlardan daha iyi biliyorduk. Kominizmi ise onlar bilmeden konuşuyorlardı. Oysa bizim felsefemizde kominizme de yer yoktu. Anadolu insanı ile tarlada, bahçede, heryerde birlikte ve kardeşçe çalışıyor, birlikte sorunlarımızı çözüyorduk. Onların amacı, Cumhuriyeti yıkmaktı. Enstitüler ne olacak ki, denizde bir bardak su gibi kalıyordu. Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirip yıllarca eğitime hizmet eden bu hocamızdan sonra, aslen hemşehrim olan Dursun Akçam ve Ümit Kaftancıoğlu'nu dinliyelim.

Dursun Akçam yazar öğretmen. Ardahan Ölçek doğumlu. Öğretmenlik ve yöneticiliğinin yanı sıra Anadolu insanını ve o insanların yaşamından kesitler sunan kitaplarını okuduğunuz zaman bu kurumlardan yetişenlerin nasıl insancıl, merhametli ve peygamberimizin düşünceleri istika metinde fakirden, garibandan yana olduklarını görürsünüz. Onu çok dinledim. Kuşadası'nda yazlığı vardı. Yazılarımı okumuş, beni öğrenmiş, Çınarlı kahve yanındaki eski dükkanıma gelmişti. Kars Cilavuz mezunu idi. Daha sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü bitirmişti. Başarılı bir öğretmenlikten sonra emekli olmuştu. Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü’de bitirmişti. Tös davası ile ilgili yargılanmış ve görevden alınmıştı. Suçlamada karşısına çıkan en büyük engel, Köy Enstitülü olmasıymış. Fakir Baykut'ta öyle. Halbuki Dursun Akçam, Milliyet Gazetesi’nin 1962’de açtığı röportaj yarışmasında birinci olmuştu. Yargılamada ençok Köy Enstitüsü üzerinde durmuşlar. Rahmetli anlatırken gülerdi. "Suçlu benmiydim, yoksa Köy Enstitüleri mi?" bunu ne ben, ne de yargıç anlayamadık”, der ve gülmekten kendini alamazdı. Şu yapıtları ile köylü insanın dramını ortaya koydu:

Maral, Ölü Emeği, Köyden İndim Şehire, Kafkas Kızın Doğum Çilesi, Kan Çiçekleri, Altta Kalanlar, Derenin Kurtları, (Bununla Türk Dil Kurumu ödülü aldı). Bir yandan başarılı bir eğitim ve öğretim savaşı verirken, diğer yandan da Köy Enstitüleri’nde aldığı vatan ve millet sevgisiyle yapıtlarında insanlarımızın çileli ve sıkıntılı hatta acılı yaşamlarını inceledi, onlara tercümanlık etti. RahmetIiden Köy Enstitüleri ile ilgili çok anılar dinledim. Hele, Kars Cilavuz gibi 8 ay kışı olan soğuk bir yaylada neler yaptıklarını, Kars Çayı vadisinde, Susuz Deresi'nde ne ağaçlar yetiştirdiklerini anlatır dururdu. Sonra şunu ekler di: "Hayat acımasızdır. Biz Cilavuz'da buz üstünde eğitim yapardık. Ama mutlu idik. Çünkü bizde bir ideoloji vardı. Onu düşündükçe soğuk ve kar vız gelirdi."

Ya terör kurbanı, Garip Tatar (Ümit Kaftancıoğlu)ın ne günahı vardı? Tek suçu okumuş, öğretmen olmuş olması idi. Ümit Kaftancıoğlu, 1935 Ardahan Damal Saskara doğumlu. Cilavuz Köy Enstitüsü’nü bitirdi. Bir süre öğretmenlikten sonra GEE Edebiyat Bölümünü bitirdi. 1980'de TRT de görev yaparken öldürüldü. Özyaşamsal gerçekIere dayalı ilk öykü denemesi olan "Dönemeç" le adını duyurdu. Bu öykü derlernesi ile 1970 TRT Sanat Ödülleri yarışmasını kazandı. Mardin'de görev yaptığı yılları anlatan "Tüfekliler" adlı romanını yazdı. 1974 yılında TRT'ye geçti. Yurdumuzun yaşadığı siyasi kargaşa döneminde vurularak öldürüldü. Suçu Köy Enstitülü olmak ve Anadolu insanın gerçeklerini yazım hayatında dile getirmek.

Ümit Kaftancıoğlu, Türkendi. Ben, Posof’un yerlisi idim. Bizim Ardahan yöresinin Türkemler’i Alevi’dir. Bizler ise Sünni’yiz. Buna rağmen birimizi çok seviyorduk. İzmir'de görüştük. O yıllarda Köroğlu Kollarını anlatıyordu. O görüşmemiz son görüşmemiz olmuştu. Rahmetli ileri görüşlü sevecen bir insandı. Doğup büyüdüğü çevrenin bütün insan ve toplum sorunlarını bilinçli bir gözlemle canlandırıp yerel özellikleri güçlü özel bir anlatımla dile getiren öykü ve romanlar üretiyordu. Köy Edebiyatına olumlu bir katkı sağladı. Milliyet Gazetesi'nin röportaj alanındaki ödülünü kazandı. Başlıca yapıtları şunlardır. Yelatan, (Roman-1972); Tek Atlı Tekin Olmaz, (MasaIsı Öyküler1973); Köroğlu Kolları, (Halk Destanları Derlemesi-1974); Çarpana, (Öyküler-1975); Son öyküleri ölümünden sonra kitaplaştırıldı. İstanbul Allak Bullak-1983)

Bunları niye yazıyorum. Ben bu insanların köylerini, yaşam tarzlarını ve nasıl birer gariban çocukları olduğunu biliyorum. Hiçbiri Osmanlı Paşaları soyundan değil, halis muhlis Doğu Anadolu ve Ardahan çocuklarıdır. Vatan ve Milletinin gerçeklerini anlatırken ikisi de acı görmüş biri kurşunlanmış, diğeri görevden alınarak sıkıntılar yaşattırılmıştır. Bunlar gibi binlercesi var. *** Devam edecek

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 256 513 25 27 | Faks : 0256 513 08 46 | Haber Scripti: CM Bilişim