• BIST 1.454
  • Altın 499,205
  • Dolar 8,3250
  • Euro 10,1115
  • Aydın 29 °C
  • İzmir 25 °C
  • TOPUKLU EFE SÖKE’DE DUR DURAK BİLMİYOR
  • Jantsa İlk Beşyüzde
  • BÜYÜKŞEHİR SÖKE'DE 10 MAHALLEDE EŞ ZAMANLI ÇALIŞMA YAPIYOR
  • TOPUKLU EFE SÖKE’DE DUR DURAK BİLMİYOR
  • Jantsa İlk Beşyüzde
  • BÜYÜKŞEHİR SÖKE'DE 10 MAHALLEDE EŞ ZAMANLI ÇALIŞMA YAPIYOR

BUGÜN 24 OCAK

ALİ GENÇLİ

 

Gökyüzü herkesindir. Yeryüzü de… Bir uzay adamı, “uzaydan dünyaya  bakıldığında, mavi – yeşil uçsuz bucaksız bir sonsuzluk görülüyor.” demiş. Bu sonsuzluğun içinde insanları siyah, sarı, beyaz diye biz ayırıyoruz ve beynimizde yarattığımız sınırlarla yeryüzünü gereksiz yere parça parça ediyoruz. İşte yarattığımız bu sınırlar yüzünden bencilce yapılan paylaşım savaşlarıyla evrenin yok oluşunu hızlandırıyoruz. Doyumsuzluğumuzun bedelini bir gün ödeyeceğimizi aklımıza bile getirmiyoruz. Bu yüzden yanı başımıza kadar gelen insanlık suçları, cinayetler, katliamlar ne adına yapılırsa yapılsın insanlığın yüzkarası olarak yazılıyor tarihe…

Benim ülkemde de yüreklere korlar düşüren faili meçhul cinayetlerin bunca yıl geçmesine karşın aydınlatılamamış olması da ayrıca düşündürücüdür. 24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu, 31 Ocak 1990’da  Muammer Aksoy, 1 Şubat 1979’da Abdi İpekçi,  7 Mart 1990’da Çetin Emeç, 21 Ekim 1999’da Ahmet Tamer Kışlalı ülke aydınlanmasında üzerlerine düşeni yapmaya çalışırken suikasta kurban gitmişlerdir.

“Aydınlanma yolunda ilerlerken, aydınlanmanın ışığının kitlelere ulaşması her devirde, hep engellenmek istenmiştir. Işığın getirdiği aydınlıktan, bilgiden ve gerçeklerden, karanlık ilişki ağlarını çıkar ilmekleriyle örüp, halkın yarınlarını çalanlar korkarlar. Ve bu korkuyla da sürekli baskı, zulüm yaparlar ve ölüm emirlerini yağdırırlar.

Son otuz yıldır aydınlarımız, aydınlanmanın ışığını topluma aktarmak isteyen o güzel insanlar, bu korkakların verdikleri emirlerle baskı ve zulüm görmüşler, arkalarında dul eşler, öksüz ve yetim çocuklar, acılı ana babalar bırakarak öldürülmüşlerdir.”(um-ag) Sözleriyle tanımlanan cinayetler, Hrant Dink’in öldürülmesine kadar gelmiştir. Oysa insanın en doğal hakkı yaşam hakkıdır. Ve devlet bireyin yaşam hakkını korumakla yükümlüdür. Ve yaşam hakkını gasp edenleri korumak , savunmak, alkışlamakla değil en ağır şekilde cezalandırmaktır.

 Dink’in ödürüldüğü günlere denk düşen bir köşe yazımı, yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istiyorum…

 ERKEN OLDU VEDALAŞMAMIZ

Yaşam  içimizden geçer gider, her takvim yaprağıyla birlikte biraz daha eksiliriz...

Her Ocak biterken mevsim hüzün eser, Şubat'a eksik erdiğinde... Onat Kutlar, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy.

Ve şimdi Hrant  Dink.

Yine Ocak, yine hüzün... Bu kez de sekmedi kurşun orta yerinedüştü, dostluğunu kardeşliğin. Hem de bir Ocak gününde tıpkı öncekiler gibi.

Bu Ocak günü yine, belleklere kazındı o tanıdık görüntü. Üzeri gazeteyle örtülmüş, öldürülmüş bir gazeteci... Kaldırıma sızan kanı ve tabanı delik ayakkabısı...

Kim hedef gösterdi? Kim koruyamadı? Kim koruma istemedi diyor? Neden?

Benim ülkemde aydın olmanın bedeli, Hrant Dink olmanın bedeli, Uğur Mumcu olmanın bedeli, Muammer Aksoy olmanın bedeli öldürülmek mi olmalıydı?

İçine düştüğümüz bu şiddet kültürü kimin eseri ülkemize? Birbirimize tahammül edebilmeyi, farklılıklarımızı kabullenmeyi öğrenmemiz için daha kaç kişi ölecek?

Birlikte yaşama kültürünü, bir türlü yeşertemedik sevginin saksısında...

Oysa bu yıl Mevlana yılı...

"Aklın yoksa yandın, / Ya kalbin yoksa, / O zaman  zaten sen yoksun ki."

Mevlana'nın dizeleri nasıl da uygun düştü; tanımadığı  insanlara içinde , böylesine  acımasızlık  büyüten, hoşgörüsüz 'can' alıcı yüreklilere...

Çaresizlik...

Bize düşen yüreğimizi dağlayan çaresizlik. Bu çağda hala yüzkarası kaba kuvvetle çözüm aramak çelişkilere...Yaratılan yapay korkularla, vatan millet  Sakarya nutuklarıyla, kendimiz gibi düşünmeyenleri yok edilmesi gereken birer düşman durumuna getirenler kim? Belli değil mi?

      Belli değil mi,insana bu kadar kolay kıyabilme vahşetini yaratan dürtünün beslendiği, sistemin çürümüş yanı? Yoksulluk, açlık, ülke nimetlerini  bölüşümündeki  adaletsizlik, eğitimsizlik, işsizlik yaratmıyor mu bu tetikçileri...

Hele cezasız kalan cana kıymalar, tetiklemiyor mu yeni kıyımları?

      Bugüne kadar işlenen cinayetler hangisini çözdü bu olumsuzlukların?

Düşünüyorum, yazıyorum, söylüyorum; öyleyse vurun! Vuruldular, katilleri bulunmayanlar var daha... Vuruldular; Ülkenin hangi sorunu çözüldü?Yoksulluk sona mı erdi? Borçlar bitti, ekonomide dışa bağımlılık sona mı erdi?

"Geldim,gördüm,vurdum." derken, o beyni çürümüş insan yavrusu; öldürdüğü kişinin evine düşen ateşi, evdeki babasız kalmış, kolu kanadı kırılmış, ürkek güvercinlerin durumunu algılayabiliyor mu?

**

     Ozan'ın dediği gibi, " Akla karayı seçerek çekeceğine dünyanın çilesini, Aka kara diyerek doldursaydın sülalenin kasasını." Kendisine sunulan yeryüzü nimetlerine yüz çevirip; doğduğum ülkede öleceğim diyerek burada yaşamayı seçti.

 

  Son olarak da;  Gazetemiz editörü ve Sorumlu Müdürü Gülsüm Hanımın “ Ülkemizde Ocak ayı içerisinde on beşten fazla kadın şiddete maruz kalıp, öldürüldü, ilçemiz kadın örgütlerinden, çıt yok! Ne kadar kötü…” yakınmasına katılmamak mümkün değil. Esen kalınız.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim