• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Aydın 15 °C
  • İzmir 11 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

Çabuk pes etti!

DURMUŞ  TUNA

 

 

CHP’li Söke Belediye Meclis Üyesi Burak Özdemir'in, "CESUR YÜREK 1" başlıklı köşe yazısı salı günü Gerçek Gazetesi'nde yayınlamıştı. Yazısına köşemden çok uzun bir cevap vermiştim. Burak kardeşimin beklenen ikinci yazısı gecikmedi ve "CESUR YÜREK 2" başlığıyla dün yayınlandı. Cevap yazıma istinaden o da bana cevap vermiş.

Yazısının giriş bölümünde, "...Daha önce cesur yürek-1 başlıklı yazımda sevgili Durmuş Tuna arkadaşımla ilgili bir yazı yazmıştım. Tabi bunun polemik haline gelmesini istemedim ama..." diye devam etmiş.

Neymiş! hem yazmış olduğu yazısının polemik haline gelmesini istememiş miş hem de durduk yere benimle ilgili yazı yazma gereği duymuş. Polemik yaratmak istemediğini söylüyor, ama doğru olduğuna emin olmadığım, bilgi eksikliğim olan bir konuda kurumları, insanları suçladığımı ve hayali senaryolar ürettiğimi iddia ederek sataşıyor. (Tabii ki, iddia ettiği bu haberlere bir tek örnek veremeden!)

Polemik yaratmak istemediğini söylüyor, ama aramızda geçen konuşmada sarfettiğim sözleri çarpıtarak benim sözlerimmiş gibi üçüncü şahıslara aktarıyor.

Polemik yaratmak istemediğini söylüyor, ama "Yılandan korkmam yalandan kortuğum kadar" başlıklı yazımdaki ifadeler açık ve net olmasına rağmen anlamak istediği gibi yorumlayıp, beni tartışma ortamına çekmeye çalışıyor.

***

Burak kardeşimin bürosunda çay içip, dostane bir şekilde sohbet etmiştik. Yaklaşık 1 saat süren bu görüşmeden keyif bile almıştım. Hatta kendisini arada sırada ziyaret etmeyi bile düşünmüştüm. Gerçekten de sevdiğim ve saydığım bir insandı. Zaman zaman gazetelere yazı gönderdiğini biliyorum. Neredeyse 1 yıldır da gazetelere yazı göndermiyordu. "Bayram değil, seyran değil eniştem beni neden öptü..." dedirten saldırgan yazısı beni üzmedi dersem yalan olur. Çünkü; değer verdiğiniz ve anladığınızı, tanıdığınızı sandığınız bir insanın, ikili görüşmenizde geçen konuşmaları yayın yoluyla üçüncü şahısara duyurması nederece ahlaki!

Benim Burak kardeşimle ilgili her hangi bir problemim ve sorunum yoktu ki...


Söke Belediyesi'nde şakalaşma sonrası aramızda tartışma çıkmıştı. Kızdığını görünce hoşuma gitti ve üzerine biraz fazla gittim. Bürosuna gitme nedenim de bu olayla alakalıydı. Bana olan kızgınlığını gidermek hem de gönlünü almak istemiştim.

Çarşamba günü yayınlanan, "Ne de olsa okumuş çocuk!" başlıklı cevap yazımda da belirttiğim gibi, Burak kardeşimin görüşmemizi ve konuşulanları köşe yazısında kullanmasını anlayabiliyorum! İki yazısında da sinsice konuları ele almasını ve saptırarak kamuoyuna yansıtmasını da anlayabiliyorum!

Çünkü, CHP'nin ve Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi'nin yanlış icraatlarını kamuoyuna duyuruyorum.

Bunu hazmedemedi!

***

İkinci yazısında şöyle bir ifade kullanmış, "Ben gene de bu yazıyı da polemik konusu olsun diye yazmıyorum ve yazıma yanıt verirse de ben karşılığını yazmayacağım. Yani bu konudaki son yazım bu."

Durduk yere tartışma ortamı yaratan kendisi, şimdi de "Pes!" ediyor. Gazetecilik literatüründe görülmüş değil. Güreşçinin er meydanından kaçması gibi bir durum. Duymamış olayım. Böyle açık verirsen baştan kaybedersin. Rakibinin gözünde korktuğun intibağı oluşabilir.

İkinci yazısına cevap yazsam bile o yazmayacakmış! Bu konudaki son yazısıymış! Senin bilemem, ama ben başladığım işi bitiririm. Bugüne kadar el attığım hiç bir işi de yarım bırakmadım. Özellikle gazetecilik konusunda benim kitabımda başarısızlık olamaz. Olursada, işte o gün benim bu işi bırakacağım gündür.

Burak kardeşim, bu konuda son yazısı olduğunu da belirtmiş. Bak bir daha yazmayacağım, bir hatadır oldu demeye çalışır gibisin.

Ben sana daha ne diyeyim bilemiyorum ki...

***

Burak kardeşim, en iyi yaptığı işi ikinci yazısında da devam etmiş. Söylemediğim sözleri söylemişim gibi iddia etmiş ve bazı sözlerimi de çarpıtarak beni zor durumda bırakmaya çalışmış. Bir de uydurmalarını sağlama almak için cila çekmiş üstüne!

Demiş ki, "...senin hafızan gerçekten zayıflamış. Söylediğin şeyleri hatırlamıyorsun..."

Hani adama 40 bin defa deli deyince delirirmiş ya, bunların işi de bu! Belediye başkanları da benim için, "O'nun hafızası zayıf, onda unutkanlık var. O'nu benim kadar iyi tanıyamazsınız!" şeklinde ifadeler kullanıyor. Az kaldı, biraz daha uğraşırlarsa bende inanacağım bu deli saçmasına.

***

Burak kardeşimi kızdırmaya çalışırken, yanımıza gelen belediye çalışanına söylediğim sözlere fena halde bozulmuş. Özetle, "CHP döneminde sözleşmeli olarak işe girmişsin. 9 ay sonra bunların dönemi bitecek. Merak etme biz göreve geldiğimizde seni kadrolu yapacağız." demiştim.

Yazısında, "...vay efendim nasıl böyle söylersin, şaka yaparsın... vay efendim böyle söyleyip çalışanın motivasyonunu nasıl bozarsın..." şeklinde ifadeler kullanmış.

Burak kardeşim, çalışanların motivasyonunu bu kadar çok düşündüğünü bilmiyordum! Bu konuyla ilgili açtırma ağzımı... Çünkü, şimdi sırası değil, ama o konuya da sıra gelecek. Bakalım o zaman motivasyon konusunda nasıl açıklamalar yapacaksınız!

***

Başkanı Necdet Özekmekçi, her ne kadar takasları az veya çok ballı olarak kabul etmese de, Burak kardeşim, en azından ballı olduğunu teyit etmiş. Yazısında, "...Bende orada oturuyordum ve bu olaydan sonra seninle ballı takas konusu yüzünden tartıştık..." şeklinde ifade kullanmış.

Başkanın kızacak, ama yine de itirafın için teşekkür ederim.

Burak kardeşim, hızını alamamış ve uydurmalarına devam etmiş. Şöyle diyor yazısında, "...Ve seninle başkan yardımcısı Hatice Sarınç’ın odasının önünde ayak üstü yaptığımız konuşmada “Durmuş neden reddettin takası” dedim. Sen de abi boşver dedikodu olur, dedin. Ben de neden dedikodu olsun, herkese yapılan sana da yapılıyor. Ha sen takas işlemi adil değil deseydin anlardım. Ama sen yazılarında belirttiğin gibi bu işin adil olmamasından değil, dedikodu olması yüzünden vazgeçtin takastan, dedim. Ve sen de ben böyle bir şey söylemedim, diye itiraz edince aramızda söyledin, söylemedin tartışması yaşandı. Tartışma olayının detayı bu ve bunu da herkes bilsin. Ama dediğim gibi bence senin hafızan zayıflamış dediklerini hatırlamıyorsun. Bence de yaptığın görüşmeleri kayıt altına al." şeklinde ifadeler kullanmış.

Kardeşim Burak, ben sana hiç "abi!" diye hitap etmedim. Bugüne kadar hep isminle yani "Burak" diye hitap ettim.

Uydurmalarının sonunda yine cila yapmışsın. Hafızamın zayıflamış olduğunu ve dediklerimi hatırlamadığımı iddia ederek, "Bence de yaptığın görüşmeleri kayıt altına al" diye yazmışsın. Bu yaptığın genelde doğru söylemeyen çocukların başvurduğu bir yol. Psikolojide buna; Kişilerin gerçek olmayan olayları yaşanmış gibi gösterip, kendilerini güvenceye almaya çalışmaları deniliyor. Bu arada psikoloji de okuduğumu anlamış oldun. Biraz da reklam yapayım! "İlkokul mezunu matbaacılar!" diye dalganı geçiyorsun, ama iddia ettiğin kadar cahil olmadığımızı da gör yani! Yavuz Selim Lisesi'nin ortaokul bölümünde 2. sınıf öğrencisiyken de, okul kütüphanesinden en çok kitap alıp, okuyan 3 öğrenciden biriydim. Okul tatile gireceği gün, tören öncesi ve tüm okulun önünde, okul müdürü Recep Şenoğlu'nun elinden kitap ödülü almıştım. Ve böyle bir ödül verileceğinden kimsenin haberi olmamıştı.

Yani çok okurum ve kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum.

***

Bana teklif ettiğiniz takas olayına gelince! Bu konuda bugüne kadar ne bir yerde konuştum ne de yazdım. Çünkü, fırsatçılık olurdu! Ancak, sen kendin kaşındın. Takas teklifinizi, "dedikodu olur!" diye değil, sen de çok iyi biliyorsun ki, etik bir davranış olmayacağı için kabul etmedim. Telefon aracılığıyla bana ulaşıp, "Senin arsana karşılık bir arsa var. Senin arsanla takas yapabiliriz. Söke Belediyesi'nden Fen İşleri Müdürü Yüksel Ertercan ile görüş!" dedin. Bir gün Söke Belediyesi muhasebesine gitmiştim ve Yüksel Ertercan da oradaydı. "Benimle takas işini görüşmeye mi geldin?" diye sordu. "Hayır, ama görüşebiliriz, işim bitince uğrarım." dedim. Bana, "Burada da görüşebiliriz." dedi. Muhasebe bölümünde çalışan personelin de bulunduğu bir ortamda konuştuk. Mali Hizmetler Müdürü Hüseyin Batir de konuşmalara şahit oldu. Bu konuda yayınlar yaptığımızı ve etik bir davranış olmayacağını söyledim. Gazeteyi halk adına çıkardığımızı ve halk için gazetecilik yaptığımızı da söyleyerek, takası kabul etmemin mesleğimizi şahsi işlerimiz için kullanmak anlamına geleceğini belirttim. “Neden bana takas teklif ediliyor da başkalarına edilmiyor!” diye de sordum. Yüksel Ertercan’da bana, “Senin takas talebiyle ilgili dilekçen var! Başka takas talebi yok!” dedi. Daha sonra Belediye Başkan Yardımcısı Hatice Sarınç'ın yanına uğramıştım ve ona da takası kabul etmediğimi söylemiştim. O da neden kabul etmediğimi sorduğunda espriyle karışık, "Beni susturamayacaksınız!" demiştim. Takas için dilekçe vermem konusu ise; tamamen yanlış anlaşılmadan ibarettir. Söke Belediyesi’nin az sayıdaki arsası özellikle CHP’li partililere ve yandaşlara dağıtılmaktaydı. Ben o dilekçeyi haklarımı korumak için verdim ve takas için çağırılacağımı bilmiyordum. Dilekçeyi de bir mühendis arkadaşıma yazması için rica etmiştim. Takas yapmak istediğimi algılamış. Benim amacım, yarın bir gün Söke Belediyesi’ni mahkemeye verdiğimde elimde dayanağım olmasıydı. Takas için çağırıldığımda ise çok şaşırmıştım. O gün benimle birlikte sevdiğim ve saydığım bir bir kişi daha çağırılmış. Ben o kişiye de ulaştım ve seni de çağırabilirler, sakın teklifi kabul etme dedim. O da bana, “Ben çağırıldım ve kabul ettim. Sen de kabul et ve uğraşıp durma!” dedi. Takası kabul ettiği taktirde bu konuyu gazetede haber yapacağımı söyledim ve haberi de yaptım

***

Söke Belediyesi’nde aramızda geçen tartışmada da; “Söyledin, söylemedin” tartışması yaşandı. Sen beni, yalancılıkla ve kıvırtmakla suçladın. Ben de sana; “Kötü söz sahibine aittir, aynen sana iade ediyorum. Hatta sen rüşvetçisin de! Bana takas teklifi yapmaktaki amacınız, beni susturmaktı. Takas teklifinizi kabul etmem halinde bir daha “Ballı takas!” haberi yapamayacağımı hesap etmiştiniz.

***

Uğur Mumcu konusunda çuvalladı, ama hâlâ çırpınıyor ve çırpındıkça da batıyor. "Ben öyle demek istememiştim de, sen yazdıklarımı anlamadın da!" gibi sözlerle işi kurtarmaya çalışıyor. Uğur Mumcu için kullandığı ifadesinde, "Karşıt siyasi görüşlü kişiler dahi onun gazeteciliğine laf söyleyemedi!" demişti.

Ben de, "Acaba, Uğur Mumcu'yu karşıt siyasi görüşlü kişiler değil de, kendi siyasi görüşündeki kişiler mi katlettiler! Karşıt siyasi görüşlü kişilerin Uğur Mumcu'nun gazeteciliğine daha ne kadar laf söylemelerini bekliyorsun! O'nu katletmiş olmaları senin için yeterli değil mi? Okumuş adamsın, ama yeterli bilgiye sahip olmadan fikir yürütüyorsun ve Uğur Mumcu'nun gazeteciliğine laf söylenmediğini iddia ediyorsun. Daha nasıl laf söylesinler kardeşim!!!" diye yazmıştım.

Okumuş çocuk fena madara oldu ya çırpınıyor işte.

***

Benimle ilgili belediyede yapılan dedikoduyla ilgili olarak yazmış olduğum yazıda, "...bir yetkilinin çıkıp bu konuda açıklama yapması güzel olurdu, gerekirdi demedin mi?" diye sormuş. Yazımı tekrar okudum öyle bir ifade göremedim.

Burak kardeşim, "Evet, evet dedim!" diye açıklama yapmam için adeta yalvarıyor.

Daha önce yazdım yine ifade ediyorum: Ben sizi kendi ayıbınızla baş başa bırakıyorum.

***

Burak kardeşim, 2005 yılında yaşanan bir olayı yine çarpıtarak şöyle yansıtmış: "Sene yanılmıyorsam 2005 ya da 2006. Başkan Yardımcısı Hatice Sarınç'ın odasındaydık. Yanlış hatırlamıyorsam Gerçek gazetesi'de o gün aynı sayıdan iki tane bırakılmıştı. Gazetelerden biri odadaki dönüşüm kutusuna atılmış. Sen geldin ve dönüşüm kutusuna baktın. Gerçek Gazetesi'ni dönüşüm kutusundan çıkardın. Zeki Kemiklioğlu'na telefon aracılığıyla ulaşıp çağırdın. Fotoğraf makinasıyla geldi ve gazeteyi dönüşüm kutusundan çıkarırken bir kaç poz resim çektirdin. Ertesi gün Gerçek Gazetesi'nde fotoğraflı bir haber: "Belediyede Gerçek Gazetesi çöpe atılıyor!!!" Bizdeki tepki: "PES DOĞRUSU!!" Saygılarımla.

Benim hafızamın zayıf olduğunu iddia edip duruyorsunuz, ama sizinki benimkinden daha zayıf. Yıl 2005 ya da 2006 değil. Yıl kesin olarak 2005 idi. Yanlış hatırlamıyorsun! Gerçek Gazetesi o gün iki adet bırakılmış. İşine gelmediği için hatırlamıyorsun! Ve ikisi de geri dönüşüm kutusundaydı. Uydurduğun gibi bir tanesi değil. O gün Söke Belediyesi'ni eleştirdiğimiz, bir haber vardı. Hatice Sarınç’ın odasında diğer yerel gazeler vardı, ama Gerçek Gazetesi yoktu. Ayakta duruyordum ve gözüm dönüşüm kutusuna ilişti. Dönüşüm kutusunda iki adet Gerçek Gazetesi vardı. Odada bulunanlardan bir kişi pişkinlik yapıp, Gerçek Gazetesi'nin yerinin çöp kutusu olduğunu söylemişti. Ben de, dönüşüm kutusundaki o günün gazetelerinin resimleri çektirip haber yaptım. Nasıl ki, bugün sizi eleştiren gazeteleri yok ediyorsanız, o gün de yaklaşımınız aynıydı. Saygılarımla...

***

Burak kardeşim yazısında, "Durmuş Tuna bundan sonra CHP'lilerle yaptığım görüşmeleri kayıt altına alacağım diyor. Keşke o gün büromda dostane bir ortamda yaptığımız görüşmeyi de kayıt altına alsaydı. O kayıtları herkese dinletirdik ve kim ne söylemiş herkes öğrenirdi..." şeklinde ifadeler kullanmış.

Burak kardeşim! Ben sana, "İflas ettiğin ve işlerinin kötü olduğu konuşuluyor. Böyle bir durum söz konusu mu?" diye sormuştum. Sen de bana, "2004 ve 2005 yıllarında işlerim kötüydü, ama şimdi düzelttim!" demiştin. Bu cevabın üzerine tebessüm ederek, "Nasıl düzelttin!" diye sormuştum. O anda beklediğimiz ortak misafirimiz içeriye girdi ve sen de bu konuda beni bilgilendirememiştin. Burak kardeşim, bu konuşmamız kayıt altında olsaydı ve herkes bilgilenseydi ne olacaktı! Aramızda geçen konuşmaları herkesin öğrenmesi sana ne kazandıracaktı! Konuştuklarımız aman aman konular değildi ki! Üçüncü şahıslar konusunda ne kadar heveslisin!!!

Madem ki, çok istiyorsun! işlerini nasıl düzelttiğini köşende yaz herkes öğrensin...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 256 513 25 27 | Faks : 0256 513 08 46 | Haber Scripti: CM Bilişim