• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Aydın 28 °C
  • İzmir 32 °C
  • FARKLI YÖRELER ŞENLİK HAVASI ESTİRDİ
  • MAKİNE PARKINA 6 MİLYONLUK YATIRIM
  • YOLLAR HASAT MEVSİMİNE HAZIRLANDI
  • FARKLI YÖRELER ŞENLİK HAVASI ESTİRDİ
  • MAKİNE PARKINA 6 MİLYONLUK YATIRIM
  • YOLLAR HASAT MEVSİMİNE HAZIRLANDI

DEMOKRASİYİ YENİDEN TARİF EDELİM

FARUK HAKSAL

Sorun, “demokrasi”nin tarifinde başlıyor, tanımlamasında bitiyor…

Bir ülke halkının demokrasiden ne anladığı, o halkın kültür düzeyinin en önemli kriterini oluşturuyor.

Belirli aralıklarla seçim yapılması ve Sayın Ahmet’in ya da Yayın Ayşe’nin bir yerlerdeki bazı koltuklara oturabilme imkânının varlığı demokrasi değildir.

Demokrasi, her vatandaşın, gerek tek başına ve gerekse katıldığı örgütler aracılığı ile ülke yönetimine katılmasına olanak tanıyan siyasal rejimin adıdır.

Halk, bireysel ya da örgütsel olarak, ülkenin karar mekanizmaları içinde yer almıyorsa; kendi kişisel yararını, sınıfsal çıkarını, mesleki tercihlerini bu mekanizmaların içinde seslendirip, savunamıyorsa, o ülkede demokrasinin varlığından söz edilmesi mümkün değildir.

En küçük beldeden en büyük toplumsal organizasyonlara kadar her ünite içinde halk, kendi yaşamını etkileyecek olan siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel tercihlerin içinde oy sahibi, söz sahibi ve duruş sergileme hakkının sahibi olmak konumundadır…

Örneğin, bir yörede arıtma tesisi kurulacak…

Halkın tümü, bu yönde alınacak kararların oluşma aşamalarının içinde yer almak hakkına sahip olmalıdır ve aynı zamanda da o hakkı kullanma imkânına sahip olmalıdır.

Arıtma tesisi nereye kurulmalıdır?

Kapasitesi ne olmalıdır?

Ya da bu konuda başka türlü alternatifler söz konusu olabilir mi?

Halk, bu tartışmaların [mutlaka] içinde olmalıdır!

Olmuyorsa, o yörede demokrasi işlemiyor demektir.

Olamıyorsa, belde halkı kendi kendisini yönetme becerisinden yoksun demektir!

Kendi kendisini yönetme hak ve yetkisini, kendi dışındaki güçlere, kişilere, örgütlere “ciro” etmiş… Ve böylece kendinden geçmiş, demektir!

Kendinden geçmiş bir halkın, belirli aralıklarla sandığa gidip, Sayın Mehmet’e ya da Sayın Fatma’ya oy kullanması, hiçbir anlam, hiçbir değer ve hiçbir yarar ifade etmez; edemez!..

Ancak halkın egemenliğinin gerçekten sağlanabilmesi için, söz konusu egemenliğin fiilen ortaya çıkmasını önleyen bazı unsurların ya da tuzakların aşılması gereklidir.

Medyanın beyin yıkama yöntemleri, uygulanmakta olan “demokrasi”nin bir unsuru haline getirilen demagoji üslubu ve türlü çeşitli aymazlıklar, günlük yönlendirmeler… Heyecanlı, gösterişli hamasi deyişler, gösteriler…

Nabza göre şerbet vermek ya da “rant”tan [hatırı sayılır] ulufeler dağıtmak gibi demokratik “çare”ler…

Bütün bunlara eklenen yozlaşmış, çürümüş, kokuşmuş ve nasırlaşmış kişilik örnekleri, karakter özellikleri…

Bütün bunlar…

Ve bütün bunların hepsi!..

Evet…

Mesele, demokrasiyi oluşturan unsurların belirlemesinde [yani tarifinde] başlıyor, tanımlamasında bitiyor…

Öyleyse, [hep birlikte ve yeniden] demokrasiyi tarif edelim…

Yaptığımız tanımları birbirleri ile tokuşturalım…

Sonra hep birlikte hayata geçirelim.

Ve ulusça yerli yerine artıyı eksiyi/ iyiyi kötüyü/ doğruyu yanlışı yerli yerine oturtalım…

Ve bu yönde varılacak mutabakatın sonuçlarını önümüze koyup, gereklerini yerine getirelim…

Hemen, şimdi!

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim