• BIST 1.471
  • Altın 414,451
  • Dolar 7,4160
  • Euro 8,9680
  • Aydın 12 °C
  • İzmir 11 °C
  • TOPUKLU EFE SÖKE’DE DUR DURAK BİLMİYOR
  • Jantsa İlk Beşyüzde
  • BÜYÜKŞEHİR SÖKE'DE 10 MAHALLEDE EŞ ZAMANLI ÇALIŞMA YAPIYOR
  • TOPUKLU EFE SÖKE’DE DUR DURAK BİLMİYOR
  • Jantsa İlk Beşyüzde
  • BÜYÜKŞEHİR SÖKE'DE 10 MAHALLEDE EŞ ZAMANLI ÇALIŞMA YAPIYOR

DİKTATÖRLÜK NASIL OLUŞUR?

FARUK HAKSAL

İnsan toplumsal bir varlık.
Tek başına yaşamayı seçen bir insanın dahi sonunda demir atıp, halatını bağlamayacağı bir limana ihtiyacı var…
İnsanların konuşmaya, paylaşmaya, birbirlerinin soluğunu enselerinde hissetmeye gereksinimleri var.
Ama “gurup”laşan insan topluluklarının da içlerinde geliştirerek dışa vurdukları kendilerine özgü farklı psikolojik refleksler ve boyun eğmeler var…
Örneğin bir topluluk, kendisini oluşturan bireylerin tek başlarına almayı göze alabilecekleri risklerden çok daha fazlasını sırtlayabilir. Bu olguya psikologlar “risk kayması” diyorlar.
Grup üyeleri, grup tarafından değerli bulunmayı isterler.
Grubun tutumu bir yöne doğru eğilim göstermiş ise; üyeler, daha uç tutumlar sergileyerek grup üyelerinin tümünün onayını almaya çalışırlar; [daha keskin] çabalar harcayarak, daha aşırı pozisyonlar sergileyebilirler...
Ayrıca bir grubun üyesi olmak, bireysel sorumluluğun yükünü azaltır.
Pek çok araştırmanın sonucu göstermiştir ki, gurup üyeleri, gurup kararlarının doğruluğuna kendi kararlarından daha fazla emindirler…
Bu inanç, gurubun üyelerine sağladığı dayanışma hissinden kaynaklanmaktadır.
Grup kararları çoğunluk tarafından alındığı için, üyelerin yanlış yaptıklarını düşünme ihtimalleri azalmış olmaktadır.
Üyeler, gurubun kendilerine ilettiği güven duygusu yoluyla ulaştıkları iyimserlik atmosferi içinde bir “zarar görmezlik” yanılsaması geliştirebilirler…
Bu psikoloji, grup içindeki bireyleri, grupta mevcut olan uygunsuz olguları göz ardı etmeye, bir amaç uğruna her şeyin meşru olabileceği [Makyavelizm] düşüncesine saplanmaya, kötü olarak kabul ettikleri düşman gruplara karşı basmakalıp görüşler geliştirmeye, grubun aldığı kararlara aykırı düşüncelerini gruptaki öteki bireylerden saklamaya ve gruba uyum göstermek için kişisel tereddütlerini saklamaya ve sorgulama yeteneğini rafa kaldırmaya yöneltir ve böylece ortaya büyük riskler taşıyan “görüş birliği yanılsaması” çıkar…
Bu nitelikteki bir yanılsamanın çukuruna düşen grup üyeleri, son olarak da, grubun görüşleri ile uyuşmayan gerçekleri gruptan gizleyerek diğer üyeleri “korumaya” çalışırlar.
Tabii burada sözü edilen “koruma”nın ne anlama geldiği ve neye hizmet ettiği düşündürücü bir gelişmedir.
Sözünü ettiğimiz bu toplumsal olgular demokrasinin yeteri ölçüde gelişmediği ya da yurttaşların eğitim seviyelerinin yeterli bir düzeye henüz ulaşmadığı toplumlarda bazı önemli aksaklıkların ortaya çıkmasına neden oluşturmaktadır.
Örneğin lider pozisyonundaki bir kişi, bir danışma kurulu ya da yönetim kurulu veya bakanlar kurulu oluştururken, kendisinden daha akıllı, daha kültürlü ve daha üstün kişileri tercih etmemeyi seçebilir. Çünkü bu tür toplumlarda liderler, öz/saygılarını [ve karizmalarını] korumak için etraflarına düşük kapasiteli “yandaş”lar biriktirme eğilimindedirler…
İkinci aksaklık, topluluk bireylerinin lidere yaranma ve onu memnun etme arzusundan kaynaklanır. Bu olgu, olağanüstü riskler taşıyan gelişmelerin kaynağını oluşturur. Çünkü üyeler lidere tabi yalaka kişilerden oluşunca, liderin tutumu daha da aşırılaşır ve gün geçtikçe üyeler de bu aşırılaşan tutuma intibak ettirir ve gelişme, karşılıklı tetiklemelerle hızını artırdıkça artırır. Bu tam bir zincirleme kısır döngü olgusudur.
Etrafındaki yandaş birikintisini toplumun kendisi olarak kabullenen lider, zaman geçtikçe yapıp/ettiklerinin halk üzerindeki etkisini ölçemez duruma gelir ve giderek "tek adam"laşır, diktatörleşir ve halkın başına gelmiş bir musibet halini alır…
Diktatörler bir günde oluşmaz…
Durup dururken oluşmaz.
Lider ile yandaşlar arasında zaman içinde meydana gelen ve süreklik arz eden reaksiyonlar zincirinin sonucunda ve sözünü ettiğimiz zemin ve koşullarda oluşur.
Tıpkı Hitler Almanya’sında olduğu gibi, aynen Musolini İtalya’sında olduğu gibi, Franko İspanya’sında ve Güney Afrika Birliği’nde yaşananlar gibi…
Ve tıpkı tıpkı 12 Eylül 1980 sonrası koşullarında iktidara egemen olan “sivil cunta” yapılanmasının sonucunda ortaya çıkan “yenilikçi” diktatörlük gibi…
Şu anda adına 400 milletvekili istenen yeni Anayasa, işte bu zemin ve koşullarda oluşturulan tek adam egemenliğinin yasallaştırılması gayretinden başka bir şey değildir; dikkatli olalım!..

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim