19 Kasım 2017
  • Aydın16°C
  • İzmir15°C

TÜRKİYE’Yİ KUŞATAN ATEŞ

08 Şubat 2013 Cuma 10:21

 

Sevgili okurlarım, Türkiye Cumhuriyeti Devleti İsviçre’nin Lozan kentinde 24 Temmuz 1923 tarihinde yapılan barış görüşmeleri sonucu, resmileşmiş ve bütün Dünya’ca kabul edilmiştir. “Lozan Barış Belgesi” de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin onur ve şeref belgesi olmuştur. Bu antlaşmayı ABD onaylamamıştır. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bulunduğu coğrafyada (Ortadoğu’da) ve bütün Dünya’da dostluğuna güvenilen bir barış devleti olmuştur. Kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Yurtta barış, Dünyada barış” özdeyişi ile de kanıtlanmıştır. Bu özdeyişin ruhundan esinlenerek te, “ Birleşmiş Milletler” teşkilatı oluşmuştur.

Atatürk, barışseverliğini hayatına uygulamıştır.

Şöyle ki:

* 9 Şubat 1934 yılında, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya devletlerini bir araya getirerek, “Balkan Antantını” kurarak, Balkanlara barış getirmiştir.

*  9 Temmuz 1937 tarihinde de, Türkiye, İran, Irak, Afganistan sonra da Pakistan katılarak, “Sadabat Paktını” oluşturup, bu çabalarıyla Atatürk, gerek bölgesine gerekse de bütün Dünya’ya güven veren bir lider ve devlet adamı olduğunu kanıtlamıştır.

 * Atatürk, yurt dışı gezileri pek yapmamıştır. Ancak bütün Dünya milletlerinin devlet adamları Ankara’ya gelerek Atatürk’ü ziyaret etmişler ve onun düşüncelerinden feyiz almışlardır. Bu devlet adamlarına, mağrur İngiltere Kralı da dâhildir.

Sevgili okurlarım, şimdi soruyorum. Ne oldu da bugün (2013 yılında) Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ateş çemberi içinde kaldı? Anadolu’da bir halk deyimi vardır. “Acemi çoban haylamasını bilmezse, sürüye kurdu kendisi davet edermiş” derler… Atatürk’ün devlet adamlığı meziyetini herkeste bulmak mümkün mü? Elbet te ki hayır.

Şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünelim. Ülkemizin bugünkü durumu nedir? Ülkemiz ateş çemberi içinde dedim. Bu hayal değildir. Bu tehlikeleri şöyle sıralayalım:

* Ermeni Asala Örgütü,

* Yunanistan Megalo-İdia sı,

* Kıbrıs Rumlarının EOKA’ sı,

* Yaratılan Kürt sorunu PKK Bölücü örgütü,

* En tehlikesi de İsrail Yahudi Siyonizm’i,

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi ABD ve Avrupa birliği devletlerinin Atatürk düşmanlığı dayatmaları. NATO Birliklerinin Anadolu’da konuşlandırılması. Malatya Kürecik’ te “Füze Rampaları” ve Adana’da, Gaziantep’te, Kahraman Maraş’ta Konuşlandırılan “Patriot Füzeleri” Bütün bunlar niçin? Suriye, Türkiye’ye saldıracakmış… Suriye, Türkiye’ye niçin saldırsın? Halklarımız arasında akrabalık bağlarımız var. Emperyalizmin bütün amacı Ortadoğu ve Asya’nın zengin enerji kaynaklarına ulaşmak için, yolunun üzerindeki güçlü bir Türkiye işlerine gelmez. O halde Türkiye’yi parçalayıp küçültmek gerekir. İşte oynanan oyun budur. Bunun Plan ve projesi de ABD’lerinin “BOP” Projesidir. Amacı, 22 İslam ülkesinin sınırlarını ve rejimlerini değiştirmektir. Uygulanan oyun budur. Türkiye’yi parçalamaktır. Bu nedenle Türkiye’yi, Suriye ile savaştırmak istiyorlar. Savaş, 6-8 yaş gurubu sokak çocuklarının su tabancalarıyla oynadıkları bir oyun değildir. Çıkabilecek bir savaş 3. Dünya savaşı olacaktır. Zira İran, Irak, Rusya, Suriye’nin yanında yer alacaklarını kesin bir dille açıklamışlardır. Savaş alanı da Anadolu toprakları olacaktır. Maalesef Türkiye parçalanacak ve Türk Milleti yok olacaktır. Bu bir kehanet değildir. Acı bir gerçektir. Niçin savaşalım? Atatürk’ün “Yurtta barış, Dünya’da barış” özdeyişinin yüce ruhu nerede kaldı? Zaten BOP projesi ile ABD tarafından Türkiye’nin bölünmüş haritası çizilmiştir. Türkiye’nin Güneydoğusu “Kürdistan” olarak belirlenmiştir. Şimdi de Anayasası yapılmaktadır.

Sevgili okurlarım, bütün bu olumsuzluklardan başka Türkiye için en büyük tehlike İsrail “Yahudi Siyonizm’idir.”

Neden mi? Kısaca anlatayım: İsrail’in (Yahudilerin) kutsal kitabı Tevrat’tır. Tevrat, 20 bölümden oluşur. Her bölüm kendi içinde Bölümlere ayrılır. Bunlara “BAP” denir. Bap içinde numaralı cümleler vardır. Bu cümleleri, Kur’an’ da ki  “ayetlere” benzetelim. Tevrat’ta Allahın adı “RAB” dır. RAB ALLAH, İsrail oğullarını, diğer kavimlerden üstün kıldığını açıklar. Tevrat’ta İsrail oğullarının vatanı hakkında belirleyici tanımlarda bulunur. Şöyle ki:

* Tevrat’ın birinci bölümü “TEKVİN”İN BAP 15, 18. Ayette, “ İsrail oğulları, Mısır ırmağından, büyük ırmak “Fırat’a kadar olan toprakları size vatan olarak ayırdım” der gibi bir imaj vardır.

* Tevrat’ın “TESNİYE” Bölümünde BAP 11, ayet 24-25’te, “Fırat ırmağından Garp Denizine (Akdeniz) kadar olan toprakları vatan olarak ayırdım” der. Gene aynı bölümün BAP 23 ayet 4 “ Mezopotamya’yı (Fırat- Dicle) ırmakları arasını size vatan olarak ayırdım” der.

* “YEŞU” Bölümü BAP 1, Ayet 1-2-3 “Fırat ırmağından, Hittilerin ( Etilerin) sınırı ve Akdeniz’e kadar olan toprakları vatan olarak ayırdım” der.

* “ll. KRALLAR” Bölümü, BAP 23 ayet 28

,,                  ,,            ,,     24   ,,    6

“Fırat ırmağının akıp  Suladığı topraklar” der.    

Sevgili okurlarım, yukarda RAB ( Allahın)  İsrail oğullarına vatan olarak sunduğu topraklar üzerinde biraz düşünelim. İsrail bugünkü vatanı olan Akdeniz’in doğusundaki toprakları 1940’lı yıllarda Araplardan ve Filistinlilerden satın almıştı. ABD’ nin de desteği ile de yerleştiler. 1967 yılında da Mısır ve Araplarla savaştılar. Arapları yendiler. İsrail, genişleme politikasını sürdürüyor. Beş gün önce Suriye’ye saldırması bir nevi yayılma politikasıdır. Basından öğrendiğim kadarıyla 2000’li yıllarda İsrail, Türkiye’nin Güneydoğusu Harran ovasından 500 bin dönüm toprak satın almıştır. İsrail’in bu bölgeden toprak satın alması hayra alamet midir? Çıkabilecek bir savaşta, İsrail kutsal kitaplarında RAB (Allahın) kendilerine bahşettiği toprakları işgal edecektir.

Türk Milletinin bu tehlikeyi göz ardı etmemesi gerekir. Duygularımı paylaşan okurlarımı saygılarımla esenlerim.