18 Kasım 2017
  • Aydın11°C
  • İzmir11°C

RESİMDEKİ SIR -2-

ABDULLAH ZİYA KABAK

10 Eylül 2013 Salı 08:56

* Önceki sayıdan devam

Sabah erken kalktı. Gelişmeleri yurt müdürüne anlattı. Müdür, onun bu kararına saygıyla karşıladı. Yalnız taraflar arasında konuşulmayan bir konuyu hatırlatmak is-tedi:

-“Başak evladım. İş bulmanı çok sevindim. Yalnız anlayamadığım bir sorun var. Geceleri orada mı? Yoksa yurtta mı kalacaksın?

-“Müdürüm. Bu konu henüz konuşulmadı. İyi ki hatırlattınız. Önce bu problemi halletmem gerekiyor”.

Başak, Sergene arayarak konuyu görüşmek üzere yolda olduğunu söyledi. Telefon konuşmalarını duyan ailesi, tanışmak için beklemeye başladılar. Aile bireylerine heyecan sardı. Kız gelinceye kadar, kahvaltı sofrasını hazırladılar. Kapının zili çaldı. Kapıyı Ali Bey açtı. Başak ile göz göze geldiler. İkisi de bir taş gibi donup kaldılar. Onların sessizliğini Sergen bozdu. Samimi bir eda içinde buyur etti. Kız, aile fertlerini bir arada görünce utandı. Sözcükler boğazında dizili kaldı. Sergen, onun gergin olduğunu görünce, kahvaltı masasına davet etti. Başak, daveti ret etmedi. Masaya oturdu. Mutabık kaldıkları takdirde, o evin has-ta bakıcısı olarak çalışacaktı. Karşılıklı konuşmalar devam ederken,  Sergen, problemin ne olduğunu sordu:

-“Başak, bizimle konuşmak istediğin konu nedir”?

-“Sizinle her konuda anlaşmıştık. Ama önemli bir konuyu atlamışız”.

-“Nedir atladığımız konu”?

-“Gece kalacak yer için konuşulmadı. Burada mı yoksa benim tercih edeceğim yerde mi kalacağım”?

Bu konuya cevap verebilecek tek kişi ev hanımıydı. Hoca hanım, kız cümlesini bitirmeden cevap verdi:

-“Evladım. Sizce bir mahsuru yoksa burada kalabilirsin. Boş odamız çok. Bu konu tamamen sana kalmış bir tercihtir”.    

 Başak, Ali beyi gördükten sonra dünyası değişti. Sağlıklı düşünemiyordu. Kimdi o? Onu tanıyordu. Ama nereden? Bu konuyu zamana bırakıp, eşyalarını getirmek üzere yurda döndü. Yol boyunca, aklı hep Ali beyde idi. Yurda ulaştı. Başta müdür olmak üzere, tüm arkadaşları onu bekliyorlardı. Onlarla ayaküstü lafladıktan sonra, valizini hazırlamak üzere yatakhaneye çıktı. Valizini toparlarken, hü-zünlü dakikalar yaşıyordu. Dile kolay. On sekiz yaşına ge-linceye kadar orada büyüdü. Gelin olacak kız gibi yuvadan uçmaya hazırlanıyordu. Onu ilk buldukları zaman, kundak bezinin arasına kıstırılmış eğreti bir kolye çıkmıştı. Kolyenin İçine gizlenmiş iki küçük fotoğraf vardı. Birisi erkek, diğeri kadındı. Kız, eşyalarını toplarken, kundağının içine bırakılan eğreti kolye eline geçti. Geçmişinden tek delil, kalp biçiminde eğreti bir kolye idi. Avucunun içinde dakikalarca tuttu. Açmaya cesaret edemiyordu. İçindeki kişilerin kim olduklarını bilmiyordu. Kendi ailesi olsaydı, mutlak başka bir kanıt olurdu. Ama yoktu. Kundağı sararken, başka birileri düşürmüş olabilirdi. Elinde tuttuğu kolyeyi açmaya karar verince onu açtı. Gözlerine inanamadı. Resimdeki erkek, Ali beyin ta kendisiydi. Onun için tanıdık gelmişti ona. Valizini orada bırakıp, müdürün odasına gitti. Gözyaşlarını hâkim olamıyordu. Konuşmak istediyse de sözcükler, boğazında kaldı. Müdür, onu bir koltuğa oturmasını işaret etti. Masa üzerinde bulunan kolonyadan vererek, rahatlamasına yardımcı oldu:

-“Evladım. Seni çok iyi anlıyorum, burada büyüdün. Bizleri ailen olarak bildin. Biz de seni evlat bilip büyüttük. Bundan sonraki hayat, tamamen kendine aittir. Her zaman, sana kalbimiz açıktır“.

Başak, müdürün konuşmasını keserek elindeki kolyeyi ona verdi. Müdür, açık olan kolyeyi baktıktan sonra:

-“Evladım. Bu kolyeyi daha öncede görmüştüm. Bana göstermekle neyi anlatmak istiyorsun”?

-“Kolyedeki adam. Ali beyin ta kendisidir”.

-“Neeeeee! Bundan eminmişsin”?

-“Evet müdürüm. Adım kadar eminim. Fakat o adamın, bana ait kolyede ne işi olabilir? Eğer kolye benim değilse, kundağımın arasına kim koydu? Bunu bana açıklayabilirmişsin”?

-“Kızım. Bu konuyu bir kişi açıklık getirebilir. Sen beni burada bekle. Ben yurt müdürü olarak, kalacağın evi görmeye gidiyorum. Şu dilinden düşürmediğin Ali Beyi, bir de ben göreyim. Belki ondan, resim hakkında bir şeyler öğrenebilirim. Anlaştık mı”?

-“Anlaştık müdürüm”.

Yurt müdürü, aracını bindiği gibi gözlerden kayboldu.  Kız, merak içinde müdürü beklemeye başladı. Müdür, kısa yolculuktan sora kızdan aldığı adrese ulaştı. Dairenin kapı zilini çaldı. Onu, Ali Bey karşıladı. Müdür, resimdeki kişiyi karşısında görünce, Başak gibi o da şaşırdı. Kızın isyanını hak verdi. Resimdeki adamın ta kendisiydi. Ali bey, şaşırmalara bir anlam veremiyordu. Çükü, gelişmelerden haberi yoktu.

 Müdür, kendisini tanıttıktan sonra içeriye buyur edildi. Kahveler içilip sohbetlerden sora, gitmek üzere ayaklardı. Onu, Ali Bey yolcu etmek için dışarıya çıktılar. Müdür, onun koluna girip araca kadar götürdü. Maksadı, baş başa kolye hakkında konuşmaktı. Havadan sudan derken, konuyu kolyeye getirip ona gösterdi. Ali bey, kolyedeki resimleri görünce, kaldırım üzerine oturmak zorunda kaldı. Donuk gözlerle fotoğrafı bakarken, müdür:

-“Bu kolye, Başak kızımın kundağının içinden çıktı. Onun geçmişiyle tek bağlantısı bu kolyedir. İçindeki resimlerden birisi sen olduğuna göre, bu sırrı ancak sen çözebilirsin. Başak senin kızın olabilir mi”?

-“Dediğin gibi kolye onun kundağının içinden çıktıysa, Başak benim kızımdır. Ben onların izini kaybettikten sonra bir divane olup aylarca aradım. Ama bir türlü bulamadım. Defalarca intihar etmek istedim lakin beceremedim. Ta ki, bu hanımla tanışıncaya kadar”

-“Haklısın Ali Bey, kötü günler geçirdiğin belli oluyor. Şimdi de yıllar önce kaybettiklerini tekrar kavuşmanın şokunu yaşıyorsun. Bu şoku seninle beraber biz de yaşıyoruz. Başak ise perişan vaziyette, benden haber bekliyor”.

-“Gidelim müdürüm. Biran önce kızıma kavuşmak istiyorum”.

İki araç, peş peşe yola çıktılar. Müdür önde giderken, Ali bey, onu takip ediyordu. Heyecandan, kısa semt yolu, şehir arası gibi geldi onlara. Nihayet yurt binasının önünde durdular.

Başak, gelecek cevabı merak içinde beklerken, araçların geldiğini gördü. Heyecan içinde yatakhaneye gizlendi. Yüreği duracak gibi atıyordu. Ali Bey, müdürün odasına girdi. Sürprizi müdür yapacaktı. Ama nereden başlayacağını bilemiyordu. Başak ile kolye, beraber geldiğini bilmese, konuyu test yaptırmaya kadar götürmeyi düşünmüştü. Ne var ki kolye, çocuk ile beraber kendilerine teslim edildiğini biliyordu. Bundan dolayı da Başak, Ali beyin öz kızı idi. Ama bunu ona nasıl anlatacaktı. Yatakhaneye gitti. Başak, yatağa uzanmış, donuk gözleri ile tavana bakıyordu. Müdürün sesiyle doğruldu:

-“Merhaba kızım. Bugün senin hayatının dönüm noktası olacağa benziyor. Ali bey, benim odamda. Seni görmek istiyor. Geçmişinle yüzleşmek istermişsin”?

-“Şu anda geçmişim ile yüzleşmeye hazır değilim”.

-“Peki, kızım. Ne zaman kendini hazır olduğunu hissedersen, bizimle görüşebilirsin”  

Başak, dakikalarca duygu yüklü anlar yaşadı. Geçmişi ile yüzleşmek üzere ağır adımlarla, müdürün odasına doğru yürüdü. Kendisini bildiğinden beri, yetimliğin verdiği yalnızlık acısını, saniye saniye yaşamıştı. Ne zaman bir aileye ihtiyaç duyduğunda, ne anne, ne de baba sıcaklığını bulamamıştı yanında. Ama bir gün mutlak, kendisine almaya geleceklerini inanıyordu. Koridorda ilerlerken, pencereden dışarıya baktı. Belki onun son bakışıydı bu. Bir çift kumru gördü ağaç dalında. Kanatlarıyla, birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı. Onlarda, sevginin erdemliğini gördü. Derin bir iç çekerek yürümeye devam etti. Nihayet müdür odasına ulaştı. Oda kapısı kapalıydı. İçeriye girmeye cesareti yoktu. Geçmişi ile yüzleşmekten vazgeçerek, geriye dönmek istedi. Oysa kendisini bildiğinden beri aile hasretiyle yanıp tutuşuyordu. Kendi kendine telkin edip sakinleşti. Kapıyı vurup içeriye girdi. Nihayet geçmişi ile karşı karşıya gelmişti. Yurt müdür, onları yalnız bırakmak istedi. Lakin başak itiraz etti. Konuşmalara şahit olmasını istedi. Üçü de suskundu. Ortam istemeden de olsa gerilmişti. Konunun gün ışığına çıkması için müdür:

-“Ali bey, resimdeki bayan ile nasıl tanıştınız”?

Ali bey, onlardan müsaade aldıktan sonra ayağa kalkıp bir sigara yaktı. Oldukça gergin gözüküyordu. Odanın içinde volta atmaya başladı. Henüz konuya hâkim değildi. Bir başlama noktası bulmaya çalışıyordu. Başak’ın gözlerine bakarak:

        -“Onu tren yolculuğunda tanıdım. Aynı kompartıman-da yolculuk yapıyorduk. Hasta annesi vardı yanında. Onu görür görmez yüreğim yerinden fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı. Beli ki ona âşık olmuştum. Yıldırım aşkı denen bu olsa gerek. Tren, yol üzerinde bulunan her istasyonda rötar yapıyordu. Ayrı kapılardan inerek onunla dışarıda buluşuyorduk. Bu buluşmalar, Haydarpaşa garına varıncaya kadar devam etti. Garda, son görüşmemizde, ondan adresini istedim. Törelerine öne sürerek, adresini vermedi. Belli ki ailesinden korkuyordu. Onunla tekrar görebilmek için ona ben adresimi verdim. Buluşmalarımız aylarca sürdü. Kendi aramızda nişan yaptık. Son buluşmamızda, hamile olduğunu söyleyince dünya benim olmuştu. Ailesi öğrenecek diye korkuyordu. Benim yurt dışında bazı işlerim vardı. Dönünce, ne gerekiyorsa yapacağımı söyledim. O gün, geç saatlere kadar beraberdik. Ertesi gün yurt dışına çıktım. İkincisi gün, trafik kazası geçirdim. Aylarca komada kalmışım. Eski sağlığıma kavuşmak için bir dizi ameliyat geçirdim. Bir yıla yakın hastanede kaldım. Döndüğümde, onu aradım ama bulamadım. Sanki yer yarılmış, içine düşmüş. Sonunda ondan umudumu kestim. Hayatımı onsuz devam etmek zorunda kaldım. Birkaç gündür yaşadığım olaylar, geçmişim ile yüzleşmeme sebep oldu. Sevdiğimi yıllar önce kaybettim. Ama ondan bana hatıra kalan kızıma kavuştum” dedi.

       Başak, hiçbir zaman umudunu yitirmediği ailesine ka-vuşmuştu. Babasıyla kucaklaştıktan sonra, yeni bir hayata başlamak üzere babasıyla, baba evine gittiler.                    - Bitti-