25 Kasım 2017
  • Aydın8°C
  • İzmir4°C

OĞLUMA YALNIZLIK HİKAYELERİ (5)

SERKAN OKLAY

29 Haziran 2016 Çarşamba 08:59

Mavi kızıl karıncalar

Evlendikleri ilk yıl çok mutluymuşlar. Ama sonra babam değişmeye başlamış. Çok az konuşan, her zaman mutsuz, devamlı kendi kabuğuna çekilen bir adam olmaya başlamış. Anneme hiçbir zaman hakaret edip kötü davranmamış. Ancak kendi yalnızlığında boğulmaya başlarken, mutsuzluğu ile annemin de hayatını zorlaştırmaya başlamış. Annem babamı içine düştüğü bu durumdan kurtarmak için çok çaba sarf etmiş. Fakat ne kadar uğraşırsa uğraşsın mutsuzluğu ile gitgide yalnızlaşan babamı kurtaramamış. 
Annemin, evlendiği ilk yıllardaki adamı tekrar bulma ümidi ben doğduktan sonra tamamen bitmiş. Babam yine kendi kabuğuna çekilip sadece üzerine düşen görevleri yapıyormuş. 
Annem tüm bunları bana anlatırken dolan gözleri ile ‘’Sen doğmasaydın biz babanla ayrılmış olacaktık. Sana hamile kaldığımı öğrendiğim gün aslında ben babana boşanmak istediğimi söyleyecektim. Ama senin içimdeki varlığını öğrenince tekrar eski günlere döneceğimizi düşünerek vazgeçtim. Sen doğduktan sonra babanda hiçbir değişiklik olmadı. Bende tüm hayatımı sana adamaya karar verdim. Aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşamaya başladık. Ben günün yirmi dört saatini seninle beraber geçirirken, baban kitaplarından başını kaldırırsa ilgileniyordu bizimle. Bu durum babanın bizi bırakıp gittiği güne kadar böyle sürdü. Amcan ve yengenle birçok kez konuştuk. Hatta amcan babanı doktora götürmek için çok yalvardı. Ama ne yaparsak yapalım babanı değiştiremedik. Sonunda da ortadan kayboldu. Gittiği ilk birkaç gün intihar ettiğini düşünmüştüm. Sen uyuduğun gecelerde çok ağlamıştım o zamanlar. Birbirimizden ne kadar uzaklaşmış olsak ta hala babanı seviyordum.  Ama bir hafta sonra babanın arkadaşı Tahir amcan bize gelip babanın iyi olduğunu, bir süre burada kalmak istemediği için gittiğini, nerede olduğunu sorduğumuzda da bilmediğini söylemişti. Tüm bu olanlardan sonra babanın hayatında başka bir kadın olup olmadığını bile düşündüm. Aklımdaki bu soru ile ondan nefret ettim bir süre sonra. Ama kalbimden babanı ne kadar söküp atmaya çalışsam da yine de başaramadım.’’ demişti. Gerçekten ne kadar nefret ettiğini söylese de babam döndüğü zaman hala onu seviyordu.   
Babam gittikten dokuz yıl sonra geri döndü. Üniversitenin son sınıfına geçmiştim. Evimizin bahçesinde amcamlarla beraber yemek yemiş, çaylarımızı içip sohbet ediyorduk. Bahçe kapısından içeri girince hiçbirimiz yaşadığı şaşkınlıktan yerinden kalkamamıştık. Gördüğüm adam, dokuz yıl önce giden kişi değildi sanki. Elinde tuttuğu valizle hiçbir şey söylemeden bize bakıyordu. Çok zayıflamıştı. Yüzü çökmüş, gitmeden önce simsiyah olan saçlarının büyük bir bölümü beyazlamıştı. Aklımda kalan sert bakışların yerine yumuşak ve huzurlu bir ifade gelmişti. 
Şaşkınlığı ilk üzerinden atan amcam olmuştu. Yerinden kalkıp ‘’Ağbi’’ dedikten sonra yanına gidip babama sarılmıştı. Gittikten sonra ne kadar çok kızmış olsa da tek kardeşiydi babam. 
Amcam babama sarılmış ağlarken annemde yerinden kalkıp eve girmişti. Oturduğum sandalyeden annemin hıçkıra hıçkıra ağlama seslerini, yengemin annemi sakinleştirmek için konuşmalarını duyabiliyordum. 
Amcam babamın elindeki valizi alıp oturması için masaya getirirken yerimden kalkmıştım. Yüzüne bile bakmak istemiyordum. Başım önümde eve girmek için yürürken kolumdan tutup ‘’Oğlum. Barış!’’ demişti. İçimde biriken öfkeden suratına bir yumruk atmak istesem de ‘’Gittiğin yere geri dön.’’ diyerek eve girdim.
Babamın geri geldiği tarihle annemin hasta olduğunu öğrenip öldüğü tarih arasında üç aylık bir süre geçmişti. Bu süre içinde annem ile konuşup af dilemeyi başarmış, ancak benimle birçok kez konuşmayı denemesine rağmen hiçbirinde başarılı olamamıştı. Ne zaman yanıma gelip ‘’Oğlum, konuşmamız lazım.’’ dese, yüzüne bakmadan hep aynı cevabı vermiştim. ‘’Konuşacağımız bir şey kalmadı.’’ İçimde ona dair birikmiş ne varsa kalbimin en derin karanlıklarına gömmüştüm. Hissettiğim sadece boşluktu. Sevgi, nefret, acıma gibi tüm duyguları o boşlukta unutmuştum.
Geçmişimin karanlık hatıralarının aklımda oluşturduğu fırtınayı on beş sene sonra yine hissediyorum. Yüzüne son kez baktığımda ‘’Yalnız öleceksin.’’ dediğim adamın cenazesine gelerek anneme haksızlık yaptım. Anneme ve bana yaşattıklarından sonra sözümü tutarak gelmemeliydim. Son nefesinde gözlerimin içine bakıp ‘’Beni affet oğlum. Ben sizi hep sevdim.’’ dediğini duymamam gerekiyordu.  Ama yapamadım…
Yanımda duran mektubu elime aldım. Daha önce gönderdiği mektuplarına yaptığım gibi okumadan bir kenara atmak istesem de ellerim sanki ben kontrol etmiyormuşum gibi zarfı açmaya başlamıştı. Zarfın içinden el yazısı ile yazılmış bir mektup ve baktığımda gözlerimin tekrar dolmasına sebep olan bir fotoğraf çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam bu fotoğrafı babamla beş yaşındayken çekilmiştik. Bizi bırakıp gitmeden önce babam olduğunu gerçekten hissettiğim tek anın kanıtıydı bu fotoğraf.