23 Kasım 2017
  • Aydın5°C
  • İzmir5°C

“KAMUOYU VE SAĞDUYU” TUTSAKLIĞINDAN ARINMA MÜCADELESİ…

FARUK HAKSAL

16 Ocak 2017 Pazartesi 20:52

 

Toplumlarda kültürün içeriğini, yapısını ve kurumlarını belirleyen o toplumun hâkim sınıf [ve zümreleri]’dir.

Her toplumun bütününün zihniyeti, o toplumda [ekonomik ve siyasi] gücü elinde tutan [görevlendirilmiş] kadrolar tarafından belirlenir…

Bunun en önemli nedeni, bu gücün [görevlendirerek yetkilendirdiği] kadrolar eli ile eğitim sistemini, okulları, din kurumlarını, basını,  tiyatroyu denetleme gücüne sahip olmaları, böylece topluma kendi görüşlerini benimsetebilmeleridir.

Ayrıca bu güçlü grupların prestiji o kadar fazladır ki, alt sınıflar onların değerlerini benimsemeye ve taklit etmeye kendilerini psikolojik olarak hazırlamışlardır…

Bir hayvana tasma vurursunuz, bir köleyi zincire vurursunuz… Ve istediğiniz yöne çeker götürürsünüz.

İçinde yaşamakta olduğumuz toplumda ise bu tasma ya da zincir kültürün ta kendisidir…

İnsanların zihinlerine vurulan pranga onların özgürlüklerini tutsak eder.

Kültürel öğeler kullanılarak “usta-işi” başarılır bu tutsaklaştırma eylemi… Tutsağın ruhu duymaz.

Bilinci ise, zaten işlevsizleştirilmiştir.

Özgür seçim yapma yeteneği ipotek altındadır.

Bu tutsak kişinin iki adım ötesine bir de “çıkar” havucu yerleştirdiniz mi, istediğinizden daha ala yönetirsiniz bu çağdaş-biçare-kişiliği… Operasyon tamamdır!

Ve inançları, düşünceleri ve özet olarak kültürleri ile uydulaştırılmış kişiliklerden oluşan bir toplumu böylece “özgürce” yönetirsiniz…

Önemli ölçüde kısıtlanan sorgulama imkan ve yeteneğinin kişiye kalan kısmı ise, “kamuoyu ve sağduyu” gibi kavramlar tarafından arka plandaki kültürel otoriteye tabidir…

Ve çoğu kez bu otoritenin çizdiği çizgilerin üstünden atlayamaz.

İşte adına “modern” denen toplum içindeki birey olmaya çalışan vatandaşın acıklı ve çaresiz durumu budur…

Çağdaş toplum içinde çağdaş insanı kuşatan bu sınırlar ve kısıtlamalar gerçekte özgürlüğün çağdaş düşmanlarıdır.

Bu düşmanlar nasıl yenilir?

Asıl soru budur.

Ve yanıtlar bellidir:

  1. Bireyliğin gelişmesi ile…
  2. Özgürlüğün, kültürel tutsaklıklarından arındırılması ile…
  3. Topluma egemen olan güçler tarafından belirlenen kültürün özenle oluşturularak topluma dayattığı “kamuoyu ve sağduyu” kavramlarının aydınlanma kültürünün evrensel mirasının eleştirel ortamında –özgürce- yeniden sorgulanması ile…

Çünkü başka türlü aydın bir kişi olunamaz.

Gerçek bireylerden oluşan bir toplum oluşturulamaz.