• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • Aydın 22 °C
  • İzmir 20 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

SAYIN BAŞBAKAN ve HUKUK

FARUK HAKSAL

Ülkeyi Parlamenter Sistem yerine, Başkanlık Hükümeti Sistemi ile yönetmek isteyen Başbakan şöyle buyuruyor:

- Ben yargının işine karışmıyorum. Yargı da benim işime karışmasın!..

İşte Sayın Başbakan’ın hukuk anlayışı budur.

Demokrasinin en temel ilkesi olan “kuvvetler ayrılığı” ilkesi hakkında düşündüğü budur.

Yargının bağımsızlığı prensibi Sayın Başbakan’ın dimağında böyle biçimlenmektedir…

Ve Sayın Başbakan ülkeyi tek başına idare etmeye niyetlenmişken hukuk ile arasında oluşturmaya çalıştığı ilişkinin özü ve esası beyninde işte böyle şekillenmektedir.

Başbakan tabii ki, yargının işine karışmayacaktır.

Çünkü demokratik hukuk devletinde yargı bağımsızdır.

Yargıçlar bağımsızdır.

Terfileri, ücretleri, emeklilikleri ve görev yaptıkları bölgelerin belirlenmesi ve değiştirilmesi gibi temel belirleyici konular idarenin [yani Sayın Başbakan’ın] etki ve yetki alanı dışındadır…

Ve idare [yani bizleri yönetenler] tümü ile yargı denetimi altındadır.

Anayasamız bu konuyu açık bir ifade ile dile getirmiştir:

- İdarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir!..

Yani ülkeyi yönetenlerin [başta Sayın Başbakan’ın] her türlü eylemi ve işlemi yargının denetimi altındadır.

İdari yargının en temel işlevi, yönetenlerin hukukun içinde kalmalarını sağlamaktır.

Hukuka aykırı olduğu saptanan işlemlerin iptal edilmesidir…

Yani yargı, [eğer bu ülke hala demokratik bir hukuk devleti ise] Sayın Başbakan’ın işine karışacaktır., karışmak zorundadır… Eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığını denetlemekle görevlidir.

Yasaların idari yargı mercilerine yüklediği görev budur, sorumluluk budur…

Sayın Başbakan, yargının işine karışmamasını istiyorsa, ortada altı kalın bir kalemle çizilmesi gereken önemli bir “sapma” söz konusudur.

Bu sapmanın temelinde ise, idarenin hukuki denetimin dışına çıkmak arzusu yatmaktadır.

Çünkü, yargı denetimine tabi olmak istemeyen bir yönetim biçiminin ismi diktatörlüktür…

Çünkü diktatörlüklerde diktatör ülkenin tek hâkimidir.

Diktatör, egemenliğin sahibi olan tek ve mutlak iradedir.

Bir başka deyişle, hukuki denetimin dışına taşmış olan yönetim biçiminin adı diktatörlüktür…

Türkiye halkı, kısa bir süre sonra önüne konacak olan seçim sandığına giderek kendisini yönetecek olan kişileri seçmeye hazırlanırken, ülkeyi halen yönetmekte olan zihniyetin hukuka bakışını iyi görmeli, demokrasi anlayışını doğru değerlendirmeli ve söylemlerinin ardına gizlenmiş olan gizli gündemi dikkatlice teşhis etmelidir…

Çünkü insanlar karşısındakilerin nereye, niçin ve hangi amaçla varmak istediklerini kavramadan kendi davranışlarının ne yönde olması gerektiğine karar veremezler.

Dolayısıyla da kendi kaderlerine sahip çıkarak egemenlik haklarını layıkıyla kullanamazlar…

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 256 513 25 27 | Faks : 0256 513 08 46 | Haber Scripti: CM Bilişim