• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • Aydın 10 °C
  • İzmir 8 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

TEŞHİR EDELİM!..

FARUK HAKSAL

 

 

Bir ülke halkının demokrasiden ne anladığı sorusuna verdiği yanıt, o halkın kültür düzeyinin en önemli kriterini oluşturuyor.

Belirli aralıklarla seçim yapılması ve koltuktan Ayşe’nin indirilip yerine Ahmet’in oturtulabilmesi imkânının varlığı, o ülkede demokrasinin var olduğunu göstermez.

Demokrasi, tüm halkın, gerek bireysel olarak ve gerekse katıldığı örgütler aracılığı ile yönetime ortak olmasına [doğrudan katılmasına] olanak tanıyan siyasal rejimdir.

Halk, demokrasinin vitrinini süsleyen sanal bir kavram değildir.

Halk, bireysel ya da örgütsel olarak, ülkenin karar mekanizmaları içinde bilfiil yer almıyorsa [ya da alamıyorsa]; kendi kişisel çıkarını, sınıfsal menfaatini ve toplumsal tercihlerini bu mekanizmaların içinde seslendirip, savunamıyorsa, o ülkede gerçek anlamda demokrasinin varlığından –asla- söz edilemez.

En küçücük bir beldeden en büyük toplumsal yapılanmaya kadar her ünite içinde halk, kendi yaşamını etkileyecek olan siyasal, ekonomik ya da sosyal tercihlerin belirlenmesi sürecinde oy sahibi, söz sahibi ve duruş sergileme hakkının süjesi olmak konumundadır…

Örneğin diyelim ki, bir beldeye ya da yöreye arıtma tesisi inşa edilecek…

Halk, en geniş katılımı ile bu kararın oluşma süreci içinde yer alan aşamalarda bilfiil var/olmak durumundadır.

Arıtma tesisi nereye kurulmalıdır?

Kapasitesi ne olmalıdır?

Ya da bu konuda başka türlü, farklı/çeşitli alternatifler var mıdır?

Hukuken mümkün olan çözümler nelerdir?

Halk, işte bu tartışmaların [mutlaka] içinde yer almalıdır!

Verilecek kararların vitrininde değil, merkezinde olmalıdır!

Olmuyorsa, o yörede gerçek anlamda demokrasi işlemiyor, demektir.

Olamıyorsa, belde halkı, kendi kendisini yönetme becerisinden yoksun, demektir!

Kendi kendisini yönetme hak, beceri, yetenek ve yetkisini, kendi dışındaki güçlere, kişilere, örgütlere “ciro” etmiş, dolayısıyla da kendinden geçmiş, demektir!

Kendinden geçmiş bir halkın, belirli aralıklarla sandığa gidip, Mehmet’e ya da Fatma’ya oy kullanması, hiçbir anlam, hiçbir değer ve hiçbir yarar ifade etmez; edemez!..

Halkın meselelere sahip çıkmasının önündeki engellerin en önemlilerinden birisi ise, bizzat demokrasinin içinde yer alan bir yöntem, bir kurnazlık ya da bir fetbazlık örneği olan “demagoji” üslubudur…

Günlük ve beylik yönlendirmeler… Heyecanlı, gösterişli hamasi deyişler, gösteriler… Ve nabza göre şerbet vermek ya da çıkar bohçasına istif edilen  “rant”tan [küçüklü/büyüklü] ulufeler dağıtmak… Ya da benzeri türlü çeşitli yöntemler, taktikler, yalanlar ve dolanlar…

Evet, işte bütün bunlar, saydıklarımız ve sayamadıklarımızla birlikte tüm yozlaşmış, çürümüş, kokuşmuş örnekler… Ve bütün bunların hepsi, bireyin demokrasiden yararlanmasının önüne konan tuzaklar ve kişinin demokrasinin olanakları içinde kendisini serbestçe geliştirebilmesini engelleyen etkenlerdir…

Evet… İşte bütün mesele, demokrasinin tarifinde başlıyor; tanımlamasında bitiyor…

Demokrasinin tanımı içine tuzaklar yerleştirilmesine engel olalım.

Demokrasi bayrağı ile yola çıkarak bu ülkenin temellerini dinamitlemeye kalkışanları iyi teşhis edelim.

Doğru teşhis edelim.

Ve teşhir edelim!

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim