• BIST 91.686
  • Altın 151,514
  • Dolar 3,6681
  • Euro 3,9326
  • Aydın 21 °C
  • İzmir 20 °C
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERİYOR
  • 17/25 ARALIK 2013...
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERİYOR
  • 17/25 ARALIK 2013...

TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ

İSMAİL VERGİLİ

 


 

Türklerle, Yunanlılar bin yıldan fazla zamandır Anadolu ve Rumeli coğrafyasında birlikte yaşamak zorunda kalmışlardır. Onbir asırdır sevinci ve kederi birlikte paylaşmışlardır.

29 Mayıs 1453 tarihinde Türkler İstanbul'u fetedince, Bizans İmpatratoru İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet’e teslim edince; Fatih İmparatora "Hıristiyan ve Musevi halkların can ve mal güvenliği, Türk Milletinin şefkatli himayesinde olacak ve korunacaktır. Herkes dini inanç ve ibadetlerini özgürce yaşayacaklardır." demiştir... O günden sonra Türkler, Hıristiyanlar ve Museviler asırlarca dostluk içinde ve kardeşçe yaşamışlardır.

Zaman gelir, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri "Haçlı" ruhu ile, Balkanlarda Yunanlıları, Bulgarları ve Sırpları ajanları ile kışkırtarak, Osmanlı Devletinden kopmalarını sağlarlar. 1830 larda

Mora Yarımadası’nda Yunanlılar, Osmanlıya baş kaldırır ve isyan ederler. Bağımsızlıklarını ilan ederler. Çeşitli nedenlerle yönetimi zayıflamış Osmanlı Devleti, bu oldu-bittiye boyun eğip, kabul etmek durumunda kalırlar. Böylece Balkanlarda Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan ayrı ayrı birer devlet olarak Osmanlıdan koparlar.

Asırlardır Türklerle birlikte yaşayan Yunanlılar, her fırsatta ve ortamda dış destekli yardımlarla Türklere saldırıp,"vur-kaç" taktiği ile pek çok zarar vermişlerdir. Avrupa’nın desteği ile 1912 yılında Balkan Savaşlarını başlatmışlardır. Maalesef Osmanlının Balkanlardan ve de Trakyadan çıkarılmalarını başarmışlardır. Balkan Savaşlarının sonunda Osmanlı Devleti, Yunannistanı, Bulgaristanı ve Sırbistanı bağımsız birer devlet olarak kabul eder.

XX yüzyılın başlarında Avrupa cadı kazanı gibi kaynamaktadır.

1915 yılının baharında Sırplı bir öğrencinin, Avusturya Veliahtını öldürmesi sonucu, Avusturya Sırbistan’a savaş ilan eder. Böylece I.Dünya Savaşı başlar. Avrupa iki bloka ayrılır. Birinci Blokta: İngiltere-Fransa - İtalya- Sırbistan - Rusya ve Yunanistan. İkinci Blokta ise Avusturya - Almanya - Macaristan - Bulgaristan ise "İttifak" Devletlerini oluşturdular. Sonradan İttifak devletlerine Osmanlı Devleti'de katıldı. Savaş dört yıl devam etti. Almanya’nın başını çektiği İttifak Devletler yenildiler. Osmanlı Devleti de yenik sayıldı.

İtilaf Devletleri aralarında toplanıp, Osmanlı Topraklarını aralarında payeden bir sözleşme imzaladılar. İngiltere, (Boğazları, İstanbul, Güneydoğu Anadolu ve Irak’ı), Fransa, (Anadolu’nun Akdeniz Bölgesi ve Suriye’yi), İtalya, (Antalya, Muğla, Isparta, Konya bölgesini), Ruslar, (Doğu Anadolu bölgesini) aralarında paylaşmışlardır. Yunanistan’a da Batı Anadoluyu bıraktılar. Bu kararlarını Osmanlı Devletine "Sevr Barışı" olarak dayattılar. Osmanlı padişahı, bu barış şartlar ını koşulsuz kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Anadolu dört bir yandan kuşatıldı ve işgal edildi.

Ayrıca düşman ajanlarının kışkırtması ve örgütlemesiyle, yerli halktan Rumlar, Ermeniler, Çerkezler ve bazı Kürt guruplarına iç isyanlar çıkarmalarını sağladılar. Bu karmaşa karşısında bir oldu-bitti ile karşılaşan Türk Halkı, inandığı ve güvendiği bir evladının öncülüğünde ve önderliginde birleşerek, iç ve dış düşmanlara karşı top-yekün bir özgürlük ve bağımsızlık savaşına başladı. Çetin ve kanlı boğuşmalar olur. Bütün bu iç ve dış düşman yetmiyormuş gibi bir de Padişah ve Hilafet yanlısı gerici ve radikal dinci guruplarda, Türk Kurtuluş mücadelesini kırmak için düşmanla birlik olup, haince Türk Askerini arkadan vururlar.

İşte bütün bu zor koşullar içinde, "Vatanını ve Bayrağını" canından aziz bilen Türk Halkı, Atasının (M.Kemal Atatürk'ün) önderliğinde hain işbirlikçilere rağmen, İngiliz Fransız, İtalyan ve Rusları Anadolu'dan söküp attı... Taa! Ankara yakınlarına kadar gelen Yunanlıları da, 9 Eylül 1922 günü İzmir'de denize dökerek, düşmanın kirli ayaklarından yurdu temizlemiştir...

Her savaş bir barışla biter. Nihayet İtilaf Devletleriyle, Yeni Türkiye'nin Ankara Hükümeti Temsil Heyeti, İsmet Paşa başkanlığında ki İsviçre'nin Lozan kentinde toplanır. Çetin müzakereler sonucu 24 Temmuz 1923 günü Lozan Barışı imzalanır. Bugünkü sınırlarımız mağrur Avrupa'nın İtilaf Devletlerine kabul ettirilir... Lozan Barış Antlaşması Türkiye'nin "Namu-Şeref - Onur" belgesidir. Türkiye Cumhuriyeti 'nin "Tapu Seneti"dir.

Ancak ,Amerika Birleşik Devletleri, Lozan Barış Antlaşmasını tanımamıştır.

Lozan Barışı ile Ege Denizi Türkiye ile Yunanistan arasında bir barış denizi olarak kalacaktı. Yunanistan adaları silahlandırmayacaktı. Oysa Yunanistan zaman içinde Ege adalarını,Türkiye'yi tehtit edercesine silahlandırmıştır. Ne yazık ki; Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, Yunanistanın Lozan Barışını delen bu tutumu karşısında maalesef pasif ve etkisiz kalmıştır. Yunanistan ise beyninde yasattığı" Megalo_İdia" düşüncesi ile yayılmacı politikasını devam etmiştir. "Usta hırsız, ev sahibini haksız çıkarır." Örneği ile, uluslar arası ilişkilerde, Türkiye’yi hep saldırgan Potansiyel tehlikeli bir düşman olarak tanıtıp,bu politikasında da hayli başarılı olmuştur. "Yiğidi öldür, fakat hakkını teslim et." öz değişi gerçekliğiyle Yunanistanı kınamıyorum. Bilakis taktir ediyorum... Çünkü: Adamlar ulusal çıkarları doğrultusunda politika yapıyorlar.

Haksız olsalar da...

Türk Hükümetleri ne yapıyor? Uluslararası ilişkilerde, ulusal çıkarlarımızı yeteri kadar savunup, koruyabiliyorlar mı? Bence hayır.

Yunanistan geçmis yıllarda, üzerinde bir tutam ot bitmeyen “Kardak Kayalıklarına” bayrak dikerek, siyasi sorun yaratmıştı. Nerde ise yoktan Türk-Yunan savasını başlatacaktı. Adamlar her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlar. Burada bir gerçeğe değineceğim. Ege Denizinin en kuzey noktası Enez burnundan, Çeşme Yarımadasının batı ucunu bir cetvelle birleştirip bir çizgi çizersek, Ege analarının en büyüğü Midilli dahil irili ufaklı onlarca ada çizginin doğusunda, Anadolu tarafında kalır. Yunan iddiası bu adaların "Kıta Sahanlığı" oluyor da, Koskoca Anadolunun kıta sahan_ lığı olmuyor. Bu nasıl mantıktır? Yunanistan bölgesinde barış istiyor ve barışa katkıda bulunacaksa, biraz aklını başına alıp, gerçekçi olmaya çalışmalıdır. Adaların kıta sahanlığını 12 mile çıkarma isteğini sürdürürse, sınırları Anadolu 'nun plaj kumlarına varır dayanır. Bu gerçek değil hayalcilik olur. O zaman Türkiye de aynı istekte bulunursa Ege adalarının bir çoğu Anadolu sınırları içinde kalır. O zaman ne olur?

Yunanistan iyi düsünmelidir. "İğneyi kendine ,çuvaldızı ele batırmalıdır". Türk Hükümetleri de ulusal çıkarlarını, Yunanistan gibi savunmalı ve korumalıdır. Yeri geldikçe uluslararası ilişkilerde yüreklice dik durmayı bilmelidir.

Amacım savaş çığırtkanlığı yapmak değildir. Barışın tesisi için, eşit koşullarda, ortak çaba göstererek özveride bulunmaktır. Barış bu koşullarda oluşur. Yunanistan her konuda komşuluk ilişkilerine yakışmayan söylemlerde bulunmayı adet edinmistir. Kıbrıs'ta Türk Barış Gücünü işgalci göstermeye çalışıyor. Oysa 1974 yılı Temmuz ayında Kıbrıs 'ı işgal eden Yunan Cuntası idi. Türk Barış Gücü Kıbrısta bu hukuksusluğa müdahale ederek,hem Kıbrıs’a hem de Yunanistan'a barışı ve Demorasiyi getirmiştir...

Bazı münferit olaylar dışında,34 yıldır Kıbrısta barış vardır.

Yunanlılar ve Kıbrıs RumIarı eğer adada barış istiyorlarsa, Kıbrıs Türkünün Devletini(KKTC)’yi tanımak zorundalardır. Kıbrıs Türkünün temsilcileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin bağımsızlığının şartı ile oturmalıdır.

Geçenlerde Yunanistan Başbakanı, Ankara'ya geldi. T.C.Başbakanı ile yaptığı görüşmelerden sonra basın toplantısında Türkiye'den haddini aşan isteklerde bulundu. Bu istekler şunlardı:

1- İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesi Patriğine "Ekümenik"lik verilmesine yardımcı olunmasını istedi.

2- Azınlık Vakıflarının yasasının çıkarılmasını istedi.

3- Heybeli Ada Ruhban Okulunun açıımasını istedi.

4- Kıbrıs Rum gemilerine Türk limanlarının açılmasını istedi.

5- Türk Askerinin Kıbrısta işgalci olduğunu, barış yapılması için çekilmesinin gerektiğini istedi.

Yunanistan Başbakanı boyunu aşan bu isteklerde bulunurken, Batı Trakyadaki Yunan vatandaşı olan Türk Azınlığı,müslüman azınlık olarak niteliyor. Onların Türk olduklarını kabul etmiyor. Türk sözcüğünü ağzına alamıyor. Ayrıca Türk azınlığın seçtiği Müftüyü kabul etmiyor, müftü atıyor. Bu ne lahana, bu ne turşu?

Yunan Basbakanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin iç işlerine karışırken, T.C. Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın konuk Başbakana hattini aştığını bildirmesini beklerdim.

Yunanistan, Türkiye 'nin komşusudur. Her iki ulus bulundukları coğrafyada barış içinde yaşamak zorundadırlar. Barış içinde yaşanacaksa; her iki ulusta karşılıklı komşuluk haklarına saygılı olmak zorundadırlar...


Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 256 513 25 27 | Faks : 0256 513 08 46 | Haber Scripti: CM Bilişim