• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • Aydın 10 °C
  • İzmir 6 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

YAĞAP’IN HALAY ÇEKTİĞİ GİBİ

ŞEREF PINARBAŞI

 

(Halka Mal Edilmeyen Bayramlar)

Adı Yakup. Ama köylüler ona Yağap derler. Halaylarda, halay başı kişi, mendil ya da o halay için gerekli gereci alarak grubun başına geçer. Davulla birlikte başlama komutunu verir. Ve halay başlar.

Ancak; bizim Yağap Dayı hiç halay veya oyun bilmez. Zaten aklıda kendine yar değildir. Köylünün, bilgisiz ve cahil olarak nitelediği ve de itelediği bu adam, her ne hikmetse herkes tarafından sanki bir numaraymış işlemi görür!

Asıl ilginci de, Yağap Dayı herkesin halayı bitirip de pistten çekildiği zamanda ortaya çıkar, mendilini sallayarak, ortada davul zurna yokken “haydi” narası ile halaya başlama çağrısı yapar. Bu çağrıya oyunculardan hiçbiri başvurmaz. Ama köyün hayta takımından bir grup yanına yanaşır ve davulsuz zurnasız halay çekerler. Yaptıklarını da bir şey zannederek sağa sola gereksiz gizemli ve hamasi davranışlarla insanları oyalamaya çalışırlar. Böylece bir hayli zaman çalarlar ve kendileri de tatmin olmuş olurlar. Ama insanlar yüzlerinde sahte bir mutluluğun ışıltısı ile dağılıp giderler. Düğün ahalisi doyuma ulaşmayı bırak, açlığına bir açlık daha katılmış olarak kıvranıp dururlar. Nitekim bizim köyün ahalisi gibi, Türkiye Cumhuriyeti halkı da, yöneticilerinin doyumsuzluğuna kurban olarak, aç ve açıkta dağılıp gitmektedir. Yaşamak dediğimiz bu oyunda, ömrünü hiç mi hiç ciddiye almadan, onun bunun güdüsünde, fiziğin de ötesinde, yanılgılı bir şekilde sonlayıp çekip gider. Oysa; kendi olup, düşünceleriyle yaşamına anlam verip, kaldığı şu alem de, insanca yaşamak dünyaya gelen her insanın hakkıdır.

Yağap Dayının davulsuz, zurnasız ve herkes sustuktan sonra oyuna başlaması ile aldığı haz, bizim köylü ve de Türkiyemiz insanının aldığı haz ile aynı olsa gerektir.

Nitekim çeşnisiz ve tatsız, coşkusuz yaşam türü, köyün delisi ve tatsız, tuzsuz adamı bir gün köyün velisi ilan edildi. Yağap Dayı aslında iyi adammış da falan filan. Hatta ermişmiş de böyle deli numarası yaparmış.

Böylece ne köylüler ne de Yakup Dayı kendi olamadan, geçip gittiler. Gittiler diyorum çünkü o köyün yerinde yeller esiyor. Çünkü şehirlerin varoşları onlarla doldu. İçlerinden gözü açık geçinenlerden birkaçı,ş ehir kaçakçılarına yalaka ve yamukluklarıyla rant kaparak zengin oldular. Şimdi oralarda sahte ışılamalara sahte mutluluk gösterilerine devam ediyorlar. Şimdilerde Türkiye halkı olarak yaptıkları bunlar.

BİR MAYIS İŞÇİ BAYRAMINI Dünya halkları, Avrupalısı, Asyalısı, Afrikalısı 130 yıldır ulusal düzeyde ve alanlarda kutlarken, Türkiye halkı ve geri kalmış ülkelerde kan, gözyaşı ve acılarla geçti. Ne zaman ki 1 MAYIS BAYRAMININ KUŞA çevrilerek anlamı kalmadı, o zaman biz de bayram olarak ilan edildi. Yine Yağap Dayılarla oyalanma taktiği, yine sahte mutluluk, yine sahte ışılamalar aşısı yapılmaktadır.

HODRİ MEYDAN: EMEĞİN BAYRAMINI tüm dünyadaki nimetlerin, toplumun mülkiyetine devrecek kuralları adına kutlayalım. Var mısınız?

Alıştınız beyler bayanlar. Ranttan yemeye, pahalı benzinle pahalı arabalara binmeye. Ama bu alışkanlıklar ebedi olmayacaktır. Siz de preslenerek bu yola gireceksiniz.

KÖLE RUHU

Ağlamayan çocuğa mama yokmuş. Yok böyle bir şey. El öpmekle dudak pis olmazmış: Pislenir. Köprüyü geçene kadar Gavura dayı ya da ayıya dayı de. Sonra o ayı ya da gavur seni bırakmıyor. Ya bir Ağa koltuğu ya da bir dağ koltuğu:  ikisine de hayır ben kendim olarak kendime sığınıyorum.

Bu anlayışlar ve daha bir çok benzeri anlayış feodal dönemin kul-ümmet-köle kültürünün insanlığa ve insanlara mirasıdır.

İnsanlar insan olalı, doğal (toprak- su-hava–enerji) kaynakları, çağlar boyunca ekonomik ve kültürel-araç,-gereç, fabrika vb. (sermaye) kaynaklarını ve de işgücünü kullanarak hayatlarını sürdürmüşler, sürdürüyorlar ve sürdüreceklerdir.

Bu zaman zarfı içinde önceleri, toplumsal yapılar da herkes, kendi üzerine düşen görevi yerine getirirken, çekincesiz olarak da karnını doyurmuş, güvenlik içinde de yaşamıştır.

Zamanla, açıkgöz olduğunu, kendine özgü bir güç odağı olduğunu sananlar, diğer insanlardan daha çoğunu yemeye, kullanmaya başlamışlardır. Daha sonra bu insanlar, insanların zaaflarını da kullanarak tanrılığını ilan etmişlerdir. Sonra bu da yetmeyince (insanların uyanması ile),  Tanrının yardımcılığına soyunarak, hakimiyetini sürdürmeye başlamışlardır. Zamanla o da yetmemiş, yanına bir gurup insan alarak ayrıcalıklı sınıf yaratmışlardır. Şimdi en son olanakta bu egemen sınıf insanları milliyetçilikle yarattğı devletlerin tepelerine birer taşeron guruplar atayarak emperyal olarak  sömürülerini  yürütmektedirler.

Dinleri de, ırkları da ve hatta güncel ideolojileri de, tekellerine alıp, gereken akımı, gereken  ülkeler de, ya birini, ya diğerini, ya da hepsini birden kullanarak hükümlerini sürdürmektedirler. 7 milyar  insanın 6,5 milyarı, bu 500 milyon egemen gücün emrinde hizmet etmektedir.

Din, ırk ve ideolojileri kullanarak Altı Buçuk Milyar insanın tepesinde boza pişiren bu ahlaksızların alaşağı edilmeleri gerekmektedir.

Nasıl? Zor gibi görünüyor değil mi? Doğrudur, zordur, ama imkansız değildir. Hem bu gidişle insanlık bir daha aklını kullanarak, bu çıkmaz yoldan kurtulacaktır. Nasıl mı ? İşte açıklaması:

Eskinin; din, ırk ve korku temelli eğitimi yerine, bilim, akıl ve sevgi temelli eğitim ve eğitim sistemleri devreye girecektir. Bunlarla hayal ettiğimi sanmayın. Bu sistemler Avrupa’nın, Asya’nın Amerika’nın bir çok gelişmiş ülkesinde 1970’li yıllardan bu yana oturmuş, işlevini sürdürmektedir. Siz bakmayın Türkiye yöneticilerinin gereksiz gizemcilik din ile, hamaset ulusçuluğu çığırtkanlığı yaptıklarına. Onlar bir başka ağababalara yaranmaya çalışıyorlar. Milyonluk evlerde oturabilmek, ayrıcalıklı nimetleri kullanabilmek adına ne kadar çabalasalar da , bu taşeronlar, bir gün işsiz ve aşsız kalacaklardır. Ne yapsalar, ümmet kul köle ahlakı yok olacaktır.

Türkiye toplumunun büyük bir bölümü bu taşeron yöneticilerin emrine girmiş olan taşeronların, taşeronluğunu yapanların emrinde de olsa, kulluktan ümmetçilikten kölelikten kurtulacaktır. Çünkü ümmetçilikten kulluktan, kölecilikten, vatandaş yaratan b.ir Atatürk gelip geçmiştir bu ülkeden. Asil kültürün asil insanlarına kimse gem vuramayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim