90 YILLIK REKLAM ARASI

İSMAİL VERGİLİ

Sevgili okuyucularım, Milletin vekili bir bayan, üç gün önce bir söz etti. Neymiş? “ ‘Osmanlı Saltanatı’ 90 yıllık bir reklam arası vermiştir. Artık aslına dönme zamanı gelmiştir.” Demiştir. Bu sözünden dolayı, Milletime duyduğum saygıyı, O, Vekile duyamıyorum… Ben, 76 yaşında emekli bir öğretmenim. Bu sayın bayana, tarih okumasını öneririm. İnsan ne çekerse, düşünmeden, tartmadan söylediği dilinden çeker. Bu bayan bugün bir milletvekili ise, Aziz Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin sağladığı, eğitim nimetlerinin sayesinde milletvekili olmuştur. “Tavuk, su içer, başını kaldırır göğe bakar.” Bu haliyle bence yaratanına şükreder. İnsanlar biraz iyilik bilmeli, kadirşinas olmalıdır. Nankör ve inkârcı olmamalıdır. 
                                 ***
Sayın milletvekili, haddim olmayarak, size biraz tarih okumanızı öneririm. Atatürk Cumhuriyeti, Türk Kadınına seçme ve seçilme hakkını, şu tarihlerde verdi:
1- 1930 yılında, Belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını tanıdı.
2- 1933 yılında, Köy yönetiminde ihtiyar heyetine katılma ve muhtar olma hakkını tanıdı.
3- 3 Aralık 1934 yılında ise, Türk Kadınına, milletvekili seçme ve seçilme hakkını tanıdı.
     Atatürk Cumhuriyetinin, Türk Kadınına sağladığı birey olma, yurttaş olma, özgür olma, demokratik insan haklarına sahip olma nimetlerine sahip çıkmayı iyi bilmelidir. Atatürk, Türk kadınına bu hakları verirken, Avrupa devletlerinin birçoğunun kadınları bu haklardan yoksundu. Örneğin:
1- İsviçre, Türkiye’den ancak 38 yıl sonra,1972 yılında kadına bu hakkı tanımıştır.
2- Fransa, 10 yıl sonra1944 te tanımıştır.
3- İtalya, 14 yıl sonra 1948 de tanımıştır.
4- Japonya, 16 yıl sonra 1950 de tanımıştır.
Bu örnekleri daha çoğaltmam mümkündür.
                     ***
     Sevgili okurlarım, bugün 2015 yılında İslam ülkelerinin pek çoğunda kadına seçme- seçilme hakkı şöyle dursun, otomobile binme, yalnız başına dışarı çıkma, çalışma hakkı da yasaktır. Türk kadınının sahip olduğu bu hakların kıymetini bilmelidir. Biraz mantıklı düşünmesini bilmelidir. Eğer mantığı var ise…
                        ***
Sevgili okurlarım, Atatürk Cumhuriyetini, “90 yıllık bir reklam arası diye tanımlayan bu sayın milletvekiline, Osmanlı tarihini iyi okumasını öneririm. 36 padişahından yalnız devletin kurucusu Osman Bey ve oğlu Orhan Bey’in anaları Türk’tür. Diğer 34 padişahın anaları Türk değildir. Maalesef bu 34 padişah asimile olmuş, Türklüklerini kaybetmiştir. Bu padişah çocukları, amcalarını değil de, dayılarını sever ve korursa, buna kim karışabilir? Zaten amcaları da yok ya!..
                   ***
Sevgili okurlarım, Bugün Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri bir Osmanlı hayranlığı içinde, saltanat peşinde koşmaktalar. Ne var ki, Osmanlı tarihini ya hiç bilmiyorlar, ya da saltanatı, çıkarları için kullanmak istiyorlar.
Osmanlı, 623 yıl saltanat sürmüştür. Bu süreç içinde övünç duyacağımız, pek çok başarılar elde etmiştir. Avrupa’da, Balkanları, Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu’yu topraklarına katarak, koca bir imparatorluk kurmuştur. Bu durum, her Türk için övünç kaynağıdır. Ne var ki, bu sınırlar içinde yaşayan Anadolu Türk halkına hep övey evlat gözüyle bakılmıştır. Çocuğunu askere almış, cepheye göndermiş, ölmesini sağlamış. Vergi almış. Ancak eğitimden mahrum bırakıp, halkın cahil kalmasını sağlamıştır. Saltanatın devamı için, Türk halkının bilgilenip aydınlanmasından hep korkmuştur. Bir halk ozanı Osmanlıyı şöyle tanımlar:
“ Şalvarı şaltak Osmanlı,
  Eyeri kaltak Osmanlı
  Ekme de yok, biçme de yok.
  Yemede ortak Osmanlı…”
                 ***
Sevgili okurlarım, Osmanlı, devlet yönetiminin üst kademelerinde görevlendireceği bürokratlarını devşirme Hıristiyan ve Musevi çocuklarını “Enderun” mekteplerinde okutarak (vali, paşa,  büyükelçi, vezir, veziriazam) gibi kişileri yetiştirirler. Türk çocuklarının, Enderun mekteplerinde okuması, yasağı, 1.Murat tarafından konmuş, 6.Mehmet Vahdettin zamanına kadar 570 yıl devam etmiştir. Enderun mekteplerinde yetişen devşirme çocukları, devlet yönetiminde görev yaparken, sahip oldukları yetkiyi kullanarak, Türkleri hep dışlamışlar, öteleştirmişler, aşağılamışlardır. Tabi-i ki bu gücü de padişahtan almışlardır. Bu kişilerden sadece üçünün adını ve görevini vereyim:
1. Kişi, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebine bağlı, Rum kökenli Kostaki Musuris Paşa,  tam 35 yıl Londra Büyükelçiliği yapar.
2.Kişi, Sırp kökenli Veziriazam Kuyucu Murat Paşa, Anadolu’da 30000 Türk’ü diri diri kuyulara doldurup öldürür.
3.Kişi, Ermeni kökenli Noradokyan, Dış İşleri Bakanı. 
Daha bu devşirme yöneticilerin yüzlercesini saymam mümkündür. Başta padişah olmak üzere, devlet yönetiminde söz sahibi olan bu devşirme yöneticiler, Osmanlı sınırları içinde yaşayan Türk halklarını hep horlamışlar, dışlamışlar, Türk dilini ve Türkçe konuşmayı yasaklamışlardır..   Osmanlı, Arapça ve Farsça dillerinin etkisinde kalarak, uyduruk bir dil olan  “Osmanlıcayı” egemen kılmışlardır. Şimdi birilerinin hayranlık duyduğu bu Osmanlıcadan bir örnek vereyim:
              ***
Medresede hocalık yapan başı sarıklı bir Hoca, sınıfta ders verirken genç molla (öğrenci) parmak kaldırır. Hoca ne istediğini sorar? Öğrenci; “Susadım, su içebilir miyim?” Diye sorar. Hoca sinirlenir, hiddetlenerek,” Ulan melun, öyle mi konuşulur? Şöyle demeliydin.” Der. Örnek konuşmasını yapar.  “Derunum ateş-i nar ile püryan idi günden, bir kadeh lebriz hoş güver nuş eyleyerek, teskin-i ateş ve bu suret ile iktisab-ı ferah-ı bi şumar eylemeliyim demeliydin.” Der. “Cahiller gibi susadım demek olur mu hiç.” Der.  Aradan zaman geçer bir gün sınıftaki mangaldaki kömürden bir kıvılcım sıçrar, Hocanın sarığının kıvrımına düşer. Bunu gören genç molla, heyecanla parmağını kaldırır, durumu Hoca’ya haber vermeye çalışır.“Ey! Hoce-i bi- misal vey üsdad-ı zi- kemal, bu şakird-i pür-ihmal, sol vechile asr-ı hal eyler ki, bu hikmet-i mute’al nar-ı mangaldan bir şerare-i cevval pertab ile ser-i aliyyül âlinizdeki sarığı iş- al eylemiştir.” Der. Hoca,   başındaki yanan sarığı alıp, pencereden dışarı fırlatıp atar. Genç öğrencisine kızarak; “Bire melun, lafı ne uzatıyorsun? Sarığın yanıyor deseydin ya!” Der. Bu Osmanlıca örnekten sonra, şimdi de güzel Türkçemizden bir örnek sunayım:
Anadolu’da Türk Halkının yetiştirdiği halk ozanı şöyle seslenir: 
     “Güzel, ne güzel olmuşsun
      Görülmeyi, görülmeyi.
      Siyah zülfün halkalanmış,
      Örülmeyi, örülmeyi.
               *
      Mendilim yudum, arıttım.
      Gülün dalında kuruttum.
      Adın neyi di unuttum?
      Sorulmayı, sorulmayı.
               *
     Çağır Karacaoğlan çağır,
     Taş, düştüğü yerde ağır.
     Yiğit sevdiğinden soğur,
     Sarılmayı, sarılmayı.
    Yukarda ki iki örneğin güzellik değerlerinin yorumunu siz okurlarıma bırakıyorum.
                           ***
     Sevgili okurlarım, bir insan ve bir millet, geçmişini iyi bilmelidir ki; geleceğini iyi şekillendirsin. Ancak yaşanan olumsuzluklardan da ders çıkarmayı bilmelidir. Bu nokta da insan aklını kullanmalıdır. Aklın yolunda, bilimin ışığında yürüyerek, geleceğini aydınlatmalıdır. Bu aydınlık yol, geleceğimizde özgür ve bağımsız olmamızı, zengin ve mutlu yaşamamızı sağlayacaktır. Dünya milletleri arasında siyasi ve insani ilişkilerde, dostluğu aranan, sözü dinlenen, saygın bir millet olmamızı sağlayacaktır. Osmanlı Devleti, Anadolu Türk halkını, eğitimden yoksun, fakir ve köle olarak bırakarak, topladığı vergilerle debdebeli bir saltanat sürmüştür. Avrupa, Rönesans ve Reform hareketleriyle, bilimin yolunda hızla kalkınırken, Osmanlı, Avrupa bilim adamlarının, buluş ve icatlarına “Gâvur icadı” diyerek, halkı bilimden uzak tutmuştur. Gün gelmiş Osmanlı, Avrupa’ya muhtaç duruma düşmüştür. Saltanatını devam ettirebilmek için, borç para almaya başlamıştır. Borç gırtlağa çıkmış, hasta adam durumuna düşmüştür. Tedavi edilmesi gerekirken, Avrupa Devletler,1920 yılında birleşerek, Osmanlı Devletinin boğazını sıkarak “Sevr Barışını” zorla kabul ettirmişlerdir. Çanakkale Boğazını geçemeyen İngilizler, İstanbul’u işgal ederler. Fransızlar, Adana, Antep, Hatay bölgesini, İtalyanlar, Antalya. Mersin, Isparta ve Konya’yı işgal ederler. Ermeniler ve Ruslarda, Doğu Anadolu’yu işgal ederler. Yunanlılarda, İzmir başta olmak üzere, Batı Anadolu’yu işgal ederler. Bu acı ve vahim durum karşısında, Türk Milletinin aziz bir evladı Mutafa Kemal tarih sahnesine çıkar. Anadolu halklarını, “özgürlük ve bağımsızlık” ilkesinde birleştirerek, Dünya’da emsali az görülmüş, “TÜRK KURTULUŞ SAVAŞINI” kazanır. İsviçre’nin Lozan kentinde, bütün dünya milletlerine, varlığını ve bağımsızlığını kabul ettirir. Sevr barış belgesini yırtıp çöpe atar. Osmanlı Devletinin son 
 Padişahı 6. Mehmet Vahdettin, aile efradını alarak, bir İngiliz gemisi ile yurttan kaçar. Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlının borçlarını öder. Batıdan- doğuya, kuzeyden- güneye bütün yurt, demiryollarıyla örülür. Eğitim seferberliği uygulanır. Bütün yenilikler ve devrimler hayata geçer. Pek çok fabrikalar kurulur. Anadolu halkı iş bulur, aş bulur… Kayseri’de uçak fabrikası kurulur. Üretilen uçaklardan Avrupa’ya uçak satmışızdır. Atatürk’ün 15 yıllık döneminde kalkınma hızı, hiçbir dünya devletinin başaramadığı 0/0 13 olmuştur. Bugünkü yöneticilerimiz, Atatürk Cumhuriyeti’nin kazanımlarını satarak ayakta durmaya çalışıyor. Sayın Bayan milletvekili, Atatürk’ü tanımak için tarihi iyi okumak gerekir. Bilgi sahibi olmayan insan, fikir sahibi olamaz…
    Duygularımı paylaşan okurlarımı saygı ile esenlerim...