ADI NE BU REJİMİN?..

FARUK HAKSAL

 

Politika, [üzülerek ifade edip, cesurca tespit etmemiz gerektiği gibi] günümüzde gittikçe kirletilen bir uğraş…

Siyaset maalesef, insanların, diğer insanların üzerine basarak “yükselme”yi seçtikleri bir yöntem haline getirildi.

Birilerinin ötekilerin önüne geçerek ve omuzların basarak yükseleceği ve böylece de kaba etlerini yaslayacakları koltuğun kavgasını yürüttükleri it dalaşına günümüzde siyasi mücadele deniyor!..

Halk, medya kullanılarak belirli naylon hedefler doğrultusunda “koşullandırılacak…”

Sonra, bu koşullandırma eyleminde ortaklaşa çalışanlar birbirleri üzerinde güç, şiddet, her nevi entrika ve hile kullanarak yekdiğerlerini alt edecekler, yok edecekler ve gerekirse hatta katledecekler…

Ama, konumuz demokrasi.

Dersimiz, temiz toplum.

Amacımız, tam bağımsız laik ve sosyal Cumhuriyetin tüm kurumları ile egemenliğini kurmak, sürdürmek…

Gündemimiz sınırlı… Ve siyasetin vitrini, bu süslü ve görkemli söylemlerle yüklü…

Yoksullaştırılmış seçmene nohut ve kömür dağıtılarak yapılan seçim çalışmalarına çevirin merceğinizi.

Hukuk üzerinden politika yapma çirkinliklerini izleyin.

Birbirinin içine geçirilmiş halkalar biçiminde oluşturulmuş siyaset örgütlenmelere çevirin dikkatlerinizi…

O, onun adamı… Öteki, berikinin!..

Diğer öteki ise, bir diğer berikinin…

Halka halka, öbek öbek oluşturulmuş siyaset birimlerini teşhis edin, tespit edin… Halkaların ucunu birbirine bağlayan ilmiklerin büyüklü küçüklü çıkar ilişkileri ile sarmalandığını görün…

Ve yanıt verin:

- Adı ne bu rejimin? Niteliği kaç okka çekiyor? Birimi ne?..

Adı demokrasi. Niteliği yozlaşma. Birimi insan!..

Memleketi tek başına yöneten siyasi parti, Anayasa Mahkemesi’nin kesinleşmiş karına göre, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” durumunda…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer alan çok sayıda [ve çok çok sayıda] milletvekilinin yolsuzluk dosyaları dokunulmazlık zırhına iliştirilmiş, bekliyor…

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok sayıda generali, subayı, ast subayı, yazarlar, öğretim üyeleri ve siyasi parti başkanı dâhil üst kademe yöneticileri terör suçu sanıkları olarak Silivri cezaevinde tutuklu…

Aydınlanma devriminin ülkemizdeki en büyük savunucularından Ergenekon “şüpheli”si İlhan Selçuk, kendi gazetesini bombalama suçundan ve kendisini aklayamadan öteki dünyaya göçen bir büyük çınar olarak parıldıyor…

İşte manzara budur…

İşte bu manzara içinde Türkiye, Başbakan’ın aksi yöndeki söylemlerine rağmen Libya’ya karşı düzenlenen “Haçlı Operasyonu”nun karargâhının İzmir’de konuşlanmasına izin verebilmiştir.

O İzmir ki, emperyalizme karşı kazanılmış olan milli mücadelenin sembollü olan önemli bir merkezdir…

Emperyalist orduların denize döküldüğü stratejik bir noktadır… 

Türkiye tüm komşularıyla boğaz boğaza gelebilecek tehlikeli bir gerginliğin içine itilmiştir.

Türkiye’nin nereden gelip, nereye gittiğini görüp anlamadığımız sürece, bu süreci durdurmamız mümkün olmayacaktır.

Birbirimizle kavga etmeyi bir kenara bırakıp, kişisel çıkarlarımıza köle olmayı terk etmediğimiz sürece de, bu mücadeleyi kazanmamız asla mümkün olmayacaktır.

Gerçek bu kadar açık, çıplak ve keskindir…

Bu açıklığa rağmen gerçeği görmemekte inat etmek ise, en hafif deyimi ile gaflet ya da ihanettir!..