AHBAP - ÇAVUŞ...

FARUK HAKSAL

Köpeğimin önüne bir kemik atıyorum.
Atlaya zıplaya koşuyor kemiğin üzerine.
Bir yandan da kuyruk o yana, bu yana: Bunun anlamı teşekkür...
Sonra, işime gelmeyen kişilerin üzerine salıyorum onu:
- Tut!...
Dört/nal koşuyor hayvancık...
Hav hav... [da] hav hav...
Yer gök inliyor.
Aradan zaman da geçse unutmuyor havladığı kişiyi.
Her mekanda ve her zaman sürdürüyor havlamasını...
Peki ısırabiliyor mu?
Gücü yeterse.
Ve havladığı kişi ondan korkarsa...
Köpek işte, köpekliğini ediyor: Efendisinin kuçu kuçusu, ne yapsın, kaderi bu... Kişiliği bu yönde!

Şimdi bu satırları okuyan birileri, yine bizi yazıyor, diyecekler...
Hayır böyle değil.
Sizlerden hiç söz etmiyorum.
Bu yanının sizlerle hiçbir ilgisi yok.
Basbayağı, dümdüz, gerçek bir "köpek" betimlemesi bu yazı.
Birinin adı Ahbap; diğerinin ki, Çavuş iki köpeğimle ilgili bu yazı.
Sadece onlarla....
İspatını mı istiyorsunuz?.. O zaman okumaya devam edin:
Ahbap, yukarıda sözünü ettiğimiz kişilik özelliklerine sevecenliği, sevimliliği, duygululuğu, gönül güzelliğini katan bir köpek.
Çavuş ise; haşarı, yüreği insan sevgisi ile dolu, sevilmek isteyen, sevgiyi yaşamanın merkezine oturtmuş bir çocuk...
İkisi yan/yana gelince "ahbap-çavuş" oluyorlar...
Daha bir başka, daha sevgi yüklü, daha sadık, daha neşe dolu oluyorlar...
Evet...
Artık inanmışsınızdır, sanırım, o "birileri"nden söz etmediğime.
Bu yazı; sahiden ve gerçekten iki ayaklılarla ilgili değil, sadece dört ayaklılardan söz ediyor.
İnanın bana...