ANADOLU UYGARLIKLARINI DÜNYAYA TANITAN ADAM!..

E. TURGUT TEKİN

 

 

(Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal)

30.03.1911 yılında İstanbul’da doğdu. 12.11.2002 yılında İzmir’de 91 yaşında hayata veda etti. Arkeoloji ve sanat tarihi alanında Türkiye ve dünyanın yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir. Gördüğü eğitim ve uzun verimli bir ömrün sonucu, onu mesleğinin en yüce doruğuna çıkarmıştır. Bu doruk Himalaya Sıra Dağlarının en yüksek tepesi olan Everest’den de çok yüksektir. O’nun bu doruktan yansıttığı ışık bütün dünyaya Anadolu uygarlıklarını yansıtmıştır. Kendisi ord. profesörlüğe kadar yükselmiştir. Bu yükselişte insan oğlunun geçmişini aydınlatan en parlak güneş olmuştur. Bu güneş öyle güçlüdür ki, onun ışığından aydınlanmayan karanlık yoktur.

Ben bu yazımda o’nun uzun olan hayatını anlatmayacağım. Benim rahmetli hocamın yaşam öyküsünü anlatmaya gücüm yetmez. Ne de o böyle ufak makalelere sığar. Merak edenler, o’nu kendi yapıtı olan <<ANADOLU UYGARLIKLARI>> adlı kitaptan inceleyebilirler. Yurtta ve dünyada bir çok üyeliği ve ödülleri vardır. Bunları sıralamak, burada gerekli değildir. Mesleğinin azametini belirtmek için sadece şu cümle bile yeterlidir. E. Akurgal, 1948 yılından bu yana, Türk Tarih Kurumu, Ankara Üniversitesi ve Eski Eserler ve Müzeler Genel Müd. adına eski İzmir (Symirna), Foça (Fokaia), Sinop (Sinoppe), Daskyleion, Çandarlı ve Eritre (Erythrai) kazılarını yürütmüş, buralarda saklı olan “ANTİK KÜLTÜR VARLIKLARI”nı araştırmış, yetkililerin bulgularından derlemeler yaparak, hem Türkçe, hem de İngilizce olarak yayınlanmıştır. Ayrıca yurt dışında yayınlanan yabancı dildeki kitapları, makaleleri de yine dilimize çevirip, Türkiye Arkeoloji Dünyası’na armagan etmiştir. Burada bunların hepsine değinme olanağımız yoktur. Ancak, bizim araştırma alanımız olan İon, Karia, Lelg ve Hitit uygarlıklarından Güneybatı Kıyı Ege kapsamına giren Milet, Prien, Didimaion, Efes, Tral, Afrodisya, Hierepolis gibi antik kent ve buralardaki antik kültür varlıklarına yapmış olduğu katkı ve emklerinden söz edeceğim.

Kendisini 1991 yılında, Symirna kazı evinde rahmetli roman yazarımız Samim Kocagöz’ün aracılığı ile tanıdım. Samim Kocagöz olmasa ,o’na ulaşamazdım. Bir tesadüf eseri oldu bu tanışma. Ben, Cahit Çete’nin kurduğu Bük Yayın ve Dağıtım’a gitmiştim. O günlerde İzmir’e her Cumartesi günü gidiyordum. Rahmetli Samim Kocagöz’e her gidişimde de Beşparmak Dergilerinden yeni çıkan sayıları götürüyordum. Evi uzak olduğundan dergileri buraya bırakırdım. O Kemeraltı’na gelince buraya uğrar alırdı. O gün benden erken gelmiş, Cahit Çete ile sohbet ediyorlarmış. İçeri girince sevinerek:

-Gel Tekin, biz de senden söz ediyorduk, iyi insan sözü üzerine gelirmiş derler. Selam ve hatır faslından sonra dedi ki:

-Ben bugün Bayraklı’ya Ekrem Akurgal Bey’i ziyarete gideceğim, randevu aldım. Zamanın varsa, önemli bir işin yoksa gel birlikte gidelim. Bildiğin gibi bizim Söke, İonya’nın kalbinde bulunuyor. Çevresinde bir çok antik ve kültür merkezleri vardır. Hoca ise bunların uzmanı. Hem ne uzman!.. Öyle sıradan bir uzman değil. O’nun görüşlerini, verirse notlarını alır ve bu güzel Söke’nin dergisi Beşparmak’ta yazar anlatırsın. Bu da Söke için yararlı olur. İşim olsa bile böyle bir görüşmeyi, fırsatı kaçıramazdım. Bir çok insan, hoca ile görüşmek ve konuşmak için aylarca bekliyorlardı. Buna rağmen ancak on dakikalık bir görüşme elde ediyorlardı. Hele öylen uykusunda o saatte Cumhurbaşkanlarını bile kabul etmeyen bu bilim güneşini göreceğim için içimi bir buruk sevinç ve heyecan doldurdu. Tenim ürperdi. Samim Bey, Cahit Bey’den izin istedi, kalktık.

Ekrem Bey, yakışıklı, yaşını göstermeyen, güler yüzlü, iyi giyimli bir beyefendi idi. Elinden gözlükleri hiç düşmüyor, konuşurken sağ elinde tutuyor, birşey okumak ve göstermek isterken gözlükleri gözüne takıyordu. Gerek Ekrem Bey’den ve gerekse Samim Bey’den bu giyinişleri karşısında ben kendimden ve kıyafetimden dolayı utandım, mahçup oldum. Utancımı ise şöyle dile getirdim.:

- Efendim, kıyafetimden dolayı sizlerden özür dilerim. Ben Söke’den işim için geldiğimden dolayı sizsin huzurunuza çıkacak uygun bir kıyafette olmadığım için beni afedin ve mazur görün, deyince Ekrem Bey:

- Benim ve Samim Bey’in nesli, yani bizler, bu kültür ve anlayış içinde büyüdük. Tanzimattan gelen bir anlayış ve kültürün galiba son temsilcileriyiz. Dergileri inceledi, bana ait olanları göz ucuyla okudu. Birinci sayının “BAfiLARKEN” adlı bölümünde ben yazmıştım. Burayı ise dikkatle okuduktan sonra, başını yazıdan kaldırıp,gözlüklerini sağ eline alarak gülümsedi. Sonra bana dönerek:

- Bu yazıyı ve vurguyu beğendim. Söke, ülkemizin sayılı coğrafya ve tarihine sahip mümtaz bir kentimizdir. Didim Apollon Tapınağı, Milet Tiyatrosu, Priene Antik Kenti, Athena Tapınağı, tiyatrosu, Priene Evleri, Halk Meclisi Binası, Menderes Magnezisi, Athane Tapınağı Efes Antik Kenti ve buradaki ayakta kalmış antik kültür varlıkları, kalesi, müzesi, Aydın Tral Üç Gözler, Nysa Tiyatro ve Agora, Afrodisyas Afrodit’in kenti, rahmetli T. Kenan Erim’in ömrünü vererek aydınlığa kavuşturduğu eşsiz antik kültür varlıkları hep tanıtımı bekliyor. Ben de olsam böyle bir dergiye, böyle bir önsöz yazardım. Seni bu yazıdan dolayı kutlarım. Bu antik kültür varlıklarımız bizim Türk turizminin can damarları ve lokomotif güçleridir. Bunlar ne kadar çok tanıtılır, aydınlığa kavuşturulursa, turizmdeki potansiyel güçlerimiz artar. Samim ile ben, batmak üzere ufka ulaşmış birer güneş gibiyiz. Belki bu yıl, belki birkaç yıl sonra dağın öte yüzüne batıp kaybolacağız. fiimdi sıra sizlerde. Elini arkadaki rafa uzatıp, oradan bir kitap aldı. Bana uzatırken:

- Al evladım, burada benim araştırmalarım var. Bu yapıt “ANADOLU UYGARLIKLARI”ndan oluşuyor.B iz taşları konuşturduk. Sizler de mitolojiyi, tarihi, sanat ve güzelliğin felsefesi olan estetiği konuşturun!.. Ancak böylece ülkeye ve ulusa yararlı olursunuz. Başarılar dilerim.

Rahmetli hocamın bu sözleri vicdanımdan hiç silinmedi. O’nun bana verdiği notlar, bu kitabı, onun arzuladığı boyutlarda bir kitaba nasıl dönüşebilirdi? İşe, arkeoloji ve sanat tarihini inceleyerek, kazıları gezerek, oradaki uzmanlarla konuşarak, takviye güçler alarak başladım. Araştırmalarımı gazete ve dergilerde yayınladım. Radyo ve televizyon programları yaparak anlattım. Komşumuz Yunanistan’ı ziyaretim sırasında Rodos, Atina, Kandiya, Minos uygarlığının merkezi olan Knasos Antik Kenti ve kültürlerini gezip inceleyerek, deneyim kazandım. Doğu Girit Müzeler Direktörü sayın Prof. Dr. Nikos Papadaki’den antik kültürlerimizle ilgili özel notlar aldım. Milet kazısını yapan Alman profesörlerden Nimeyar ve Greven’den destekleyici bilgi ve notlar aldım. Değerli hocam Prof. Orhan Bingöl, değerli kardeşim Milet Müze Müdürü A. Semih Tulay’dan danışmanlık hizmetleri alarak, hocamın dileğine uygun bu naciz eseri ortaya koydum. Ama hatasızdır, eksiksizdir diyemem. Tam 25 yıl bu uğurda çalıştım. Umarım ülkem ve ulusum için yararlı olur. Beni bu yolda yönlendiren rahmetli Samim Kocagöz Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’a teşekkür eder, Allah’tan rahmet dilerim. Yoksa benim gibi bir matematik öğretmeninin bu ağır kültür misyonu ile ne işi vardı? Bu yapıtta bilimsel olanların en yenileri, varsayımların en geçerli olanları alınıp değerlendirilirdi. Kültür ve tarihten çok, rehberlik hizmeti göreceğinden ağır konular alınmadı. Bu da özellikle hocamın arzusu ile oldu. O diyordu ki “halkın anlayacağı yalın bir dille anlat ki herkes anlasın” Ben de burada bu kurala uyaraksıkıcı olan detayları atladım. Onları bu kitaptan sonra yayınlayacağım. ”Anadolu’daki Mitolojik Kültür Varlıklarımız” ve “İonia’da Bahar” adlı yapıtlarda yer vereceğiz. Allah yardım eder, fırsat verirse bundan sonra onlara başlayacağız.