ASIL GAYE…

FARUK HAKSAL

 

Türkiye ve İsrail Ortadoğu’nun iki kilit ülkesidir.
Türkiye ve İsrail’in dış politikaları Atlantik ötesinden belirlenmekte, Ortadoğu’nun göbeğinde hayata geçirilmektedir… Kilitlerin anahtarları tektir ve Oval Ofis’in kasasındadır…
Her iki ülke de kendi politikalarını ABD tarafından belirlenmiş bulunan koordinatlar arasında oluşturmaktadırlar…
Buraya kadar yazdıklarımızı  onaylamayacak, bu çıplak gerçeği görüp onaylamayacak [sanıyoruz] aklını başında taşıyan bir Allah’ın kulu yoktur.
Peki, bu pencereden bakıldığında Türkiye ile İsrail’i birbirine düşüren bir politikanın inandırıcı ve kalıcı olduğu söylenebilir mi?..
Bu iki ülkelerden birisi böyle bir “yaramazlığa” yeltense dahi, büyük ağabey buna izin verir mi? İmkân tanır mı? Ya da fırsat verir mi?
Vermez…
O halde nedir siyasetin fırınına sürülen bu kirli oyun?..
Üstelik bu kirli oyunun sahneleri arasından insan kanı damlamaktadır…
O zaman sahnelenmekte olan oyunu sadece seyretmeyip, senaryosuna kısaca bir göz atalım:
Kılıçtaroğlu, estirdiği rüzgar ile CHP çatısını aşmış, ülke çapında yapılan kamuoyu anketlerinde öne fırlamıştır.
Bu rüzgârı durdurmak ve mümkünse tersine estirmek gerekmektedir…
Vaktiyle İsrail üzerinden sahnelenen siyasetler AKP’ye önemli ölçüde puan kazandırmıştır. Recep bey böyle bir tecrübeye sahiptir.
• Van münit, denmiş, öne çıkılmıştır…
• İsrail makamlarınca çağrılan elçimizin görünüşe göre daha aşağıdaki bir koltuğa oturtulmasından kalkılarak magazin kokan propagandalara yönelinmiş, sert görünümlü çıkışlarla hamasi nutuklara malzeme oluşturulmuştur…
Şimdi ufukta daha büyük bir hamle vardır.
Ucu açık, dibi karanlık, risklerle dolu politikalar zinciri, Türkiye’nin gündeminde sıranın kendilerine gelmesini beklemektedir…
Bu bir kumardır.
Bir koyulup, beş  alınacağı umulan risklerle yüklü büyük bir kumar…
Oysa oyunun kuralları  bellidir.
Ama kaybetmeyi içine sindiremeyen bir kumarbazın, çaresizlik yüzünden işe hileye bulaştırdığı  bir kumar…
Batı, Makyavelli isimli düşünür ile geçtiğimiz yüzyılda tanıştı…
Bu ünlü siyaset bilimcisinin, “gayeye varmak için her şeyin mubah olduğu” yönündeki düşüncesi ile bir yüzyıl önce hesaplaştı…
Bu düşünce, yüzyıllar sonra şimdi, Türkiye’nin [çağ dışı] yöneticileri tarafından yürürlüğe konmaktadır.
Makyavelli, iç hukuk sistemimiz içine yerleştirilmektedir.
Telefon dinlemelerine konmaktadır.
Dış politikamızı  şekillendiren siyaseti şekillendirmektedir.
Daha kestirme bir deyişle, Türkiye’yi yönetenler, “gayeye varmak için her yola başvurmayı” politikalarının pusulası haline getirmiş bulunmaktadırlar…
Oysa Türkiye’nin geleceğinin yönünü gösteren pusula, bu ülkenin Anayasası’nda “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen temel esaslar” olarak ayrıca açık olarak belirlenmiştir.
İşte güdülen nihai amaç, bu temel esasları değiştirmektir.
Gerçekte bugün Anayasa Mahkemesi, önüne getirilen Anayasa değişikliğini irdelerken altını çizmesi gereken kriterler, işte bu temel esaslardır…
Çünkü, gerçekleştirmek için her yola başvurulan asıl gaye, işte bu esasları yok etmektir…
İsrail ile yaşanan siyasal krizi, Anayasa değişikliğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı sürdürülen asimetrik psikolojik hareketi ve daha nice naylon gündemi kucaklayan Türkiye gündemi, altını çizdiğimiz bu gayenin, değişik zaman ve zeminlerde sahneye konan görüntülerinden ibarettir