AVRUPA İLE TEK DEVLET

NEVZAT LALELİ

 

Hükümet ne yaptığını bilmiyor -11

nevzatlaleli@gmail.com

1.Ocak.1958 de yürürlüğe giren Roma anlaşması ile kurulmuş olup ilk adı AET Avrupa Ekonomik Topluluğu, Ortak Pazar, AT (Avrupa Topluluğu) veya daha sonraları AB Avrupa Birliği denen uluslar arası kuruluş Kapitalizmin, Demokrasinin ve Hıristiyanlığın bütün dünya’da hâkim kılınması gibi üç temele dayandırılmıştır. Ortak Pazar hakkında;

“Ortak Pazar, İkinci Dünya Harbinden sonra yıkılan Avrupa’nın yeniden ihyası ile dünya hâkimiyeti kurma projesidir. Halkının ekseriyeti Katolik olan altı Avrupa devleti arasında kurulmuştur. Münihli bir profesörün memleketimizin tanınmış bir profesörüne Münih’te ifade ettiği gibi, Müşterek Pazar, Roma Anlaşmasından önce Papanın dizinin dibinde Roma Katolik Kongresinde karara bağlanmıştır. Bu kongrede zamanın üç Katolik Başbakanı De Gasperi, Schuman ve Adenauer bulunuyorlardı. O kongrede Katolik devletlerin bir birlik kurması fikri işlenmiştir” diyor, TBMM’de 1970 de yaptığı konuşmasında Prof. Dr. Necmettin Erbakan.

12 Eylül 1963 de AET ile Türkiye ortaklık anlaşması imzalanırken Başbakan İsmet İnönü, hedefi açıkça ilan etmiş ve "Hakikaten, bugün Türkiye’yi ebediyen Avrupa’ya bağlayacak anlaşmayı imzalamış bulunuyoruz" demiştir. Dışişleri eski Bakanlarından Bayülken de; "Kanaatimizce, ortaklığın ekonomik ve politik cepheleri birbirini tamamlayan unsurlardır" diyerek AET ortaklığının siyasi boyutuna işaret etmiştir. 

 AB henüz bizi bünyesine almadığı halde, 17.Aralık. 2004 Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan, AB Anayasasını birlikte imzalayarak kabul ettiler.

Bütün bunlar gösteriyor ki, AET sadece ekonomik bir topluluk değil aynı zamanda bir siyasi topluluk ve bir haçlı topluluğudur. Zaten ortaklığın şartlarından biri de Hıristiyan olarak belirtilmiştir. Böyle olduğu için Brüksel’deki AET binası haç şeklinde inşa edilmiştir.

Prof. Erbakan’ın TBMM de ki konuşmasının devamında AET için; “Ortak Pazar, zahiri görünüşü itibariyle altı Katolik memleketin birleşmesinden ibaret bir topluluk olarak zannedilir. Hâlbuki aslında Ortak Pazar, Siyonistlere ve bugün bunların elinde bulunun Tevrat’a kadar gidip dayanmaktadır.

Bunlar kendilerine Musevi dedikleri halde, bugünkü Musevilerin dünyayı kendi hegemonyasına almak isteyen, planlı olarak çalışan Siyonist kısmı, tepedeki idarecilerinin elinde tuttukları Tevrat, Musa Aleyhisselam’a gelen Tevrat değildir ve bunların Musa Aleyhisselam ile de bir alakaları yoktur. Bugün her Siyonist’in kalbinde Tevrat’a olan bağlılığından dolayı bir dünya hâkimiyeti kurmak planı yatmaktadır. Ortak Pazar’da bunun bir tatbikatı olarak ortaya atılmıştır”  demektedir.

AB üyelik müracaatını değerlendiren Prof. Dr. Mümtaz Soysal ise; "Günü gelince, yüzyıllar öncesinin haçlı dayanışması hâlâ kolayca ulaşabilmekledir. Avrupa Topluluğundaki Türkiye, Rodos şövalyelerinin eline düşmüş bir Osmanlı kadırgası kadar yalnızdır. Vur Saint Jean aşkına, vur ki Salip (haç) düşmanı Müslüman Türkün kellesi uçsun" diye yazmıştır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi AB (AET, AT, OP), Batı dünyasının tekrar dünyayı küresel soyguna tabi tutmak için gerekli siyasi güce sahip olmanın adımıdır. Bu arada Kapitalizmin faiz, vergi ve zam hortumlarıyla soyulan insanlığın acısını dindirmek için onu narkozlamak gerekmekte, bunun için de Demokrasi maskesi kullanılmaktadır.

AB PARLAMENTOSUNDA AZINLIĞIZ

AB devletleri, Avrupa Parlamentosuna üye olmakta ve (BM daimi üyelerine tanınan hak ve yetkiler gibi) bir kritere göre üye bulundurmaktadırlar. 2014 için öngörülen üye sayıları; “Almanya 96, Fransa 74, İngiltere 73, İtalya 73, bundan sonrası sayılar 22 ve hatta 6 ya kadar düşmektedir. Toplam üye sayısı 751 olacaktır.

Türkiye burada 30 kadar üye ile temsil edilecek, kararlar oy çokluğuna göre alınacak ve çıkacak her karara üye ülkelerin uyması istenecektir.

Bu da göstermektedir ki kendi hükümranlık haklarımız tamamen, AB parlamentosuna ve İstiklal harbimizde, Bosna da, Kıbrıs ta, Irak da, Suriye de, Libya da, Afganistan da gördüğümüz Avrupalıların insafına devredilmiş olacaktır.

 

AB TÜRKİYE YAKINLAŞMASI

12 Eylül 1963 de AET ile Türkiye arasında ortaklık anlaşması Ankara’da imzalandı.

Avrupa Topluluğuna tam üyelik için 1. Özal hükümeti döneminde AET işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Ali Bozer, 14 Nisan 1987 de müracaatta bulunundu.

1.Ocak.1996 tarihinde Başbakan Çiller imzası ile AB ile gümrük birliği tesis edildi. Henüz AB alınmadığımız halde “Gümrük Birliği” şartlarını kabul ederek ülkemizi Avrupa’dan gelecek mallar ile buna paralel olarak Çin mallarına kapılarımız açıldı.

10.Aralık.1999 Türkiye’nin aday ülke olarak kabul edildi.

17.Aralık.2004 Henüz üyeliğe alınmadığımız halde Cumhurbaşkanı ile Başbakanın birlikte imzaladıklar AB Anayasası ile Türkiye için katılım müzakerelerinin başlatıldı.

AKP iktidarları dönemi olan Şubat 2002-Temmuz 2004 döneminde çıkarılan sekiz uyum paketiyle 53 yasanın 218 maddesinde değişiklik yapıldı.

8.Haziran.2011 tarihinde, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı ve AKP hükümeti, AB için bir Bakanlık kurdu.

Ülkemizin, AB nöbetlerinden kendini kurtardırdığı ve bağımsız icraat yapılabildiği dönemler Erbakanlı hükümetleri yani 1974 Ecevit-Erbakan koalisyonu, 1975-77 ve 1977-78 Demirel- Erbakan koalisyonları ile 1996-97 Erbakan-Çiller hükümetleri olmuştur. Hatta Başbakan Erbakan hükümetinde AB’ne alternatif olarak 8 İslam ülkesi bir araya getirilerek D-8 kuruldu. (15.Haziran.1997)

AB, 50 senedir Türkiye’yi kapısında bekletmekte, bizimkiler de mutlaka AB mutlaka gireceğiz yaklaşımlarıyla bütün pazarlık haklarını kaybetmekte ve her seferinde yeni tavizler vermektedirler.