BİR ALKIŞ, BİR ALKIŞ

 

 

(Özür diliyorum. Uzun bir süre rahatsızlığım nedeniyle yazamamıştım.) 

Yaşa Varol Obama..! Tam bir yıl bu sözleri söylemesek de, söylemiş gibi olduk.

ABD’deki başkanlık  yarışı sırasında her gün kalemi eline alanlar yazılar yazdı, yorumlar yapıldı.

Gazetelerin birinci sayfalarında punto, punto reklam gibi yazılar yazıldı.

Sırf, ailesi Müslüman diye, Müslüman kesimlere büyük umutlar verildi.

Bu kadar çabaların sonucunda Obama Başkan seçildi.

OBAMA, ABD Başkanı.

Büyük adam.

Obama başkan seçilecek, seçildiğinde de bizim için hayırlı olacak. Böyle diyorlardı çoğu kalemler.

Müslüman çocuğu olduğu için dertlerin biteceğini söyleyen dindar kesimler.

İlk ziyaretini Müslüman ülke olan Türkiye’ye yaptığı için teşekkür eden boyalı basın alkışları.

Türkiye’ye geldi diyerek alkışlayan bilinçsiz  okuyucu kesimi.

Sonra, Obama’nın  T.B.M.M’de, alkışlarla karşılanışı.

Konuşmasını dinleyecek olan ve neler konuşacağını merak eden vekiller, yöneticiler.

Sonucunda da konuşmasını bitiren Obama’nın ayakta alkışlanarak uğurlanması.

ABD Başkanı olarak Obama, bir çok kez ailesinin Müslüman olduğunu söyledi.

Hatta kendisini araştıran bir Türk vatandaşının, Obama’nın  sülalesinin Türkiye’den gittiğini iddia etmesi bile ciddi düşünüldü.

Bunlar bir film şeridi gibi geldi geçti.

Obama ilk durağı olan Avrupa’da, İslam düşmanı bir kişiyi Nato Genel Sekreteri seçtirdi.

Nato Genel Sekreterinin seçilebilmesi için Türkiye’nin rızası alındı. Adam çıktı “benim açıklamaların yanlış anlaşılmıştır” dedi. Bizde inanıverdik. Ertesi gün ülkesinde yayınlanan bir dergi karikatürleri yeniden baskıya verip yayınlayıverdi.

Obama bununla da kalmamıştı. Nato’nun askeri kanadından ayrılan Fransa’nın yeniden askeri kanadına girmesini Türk yetkililerinden rica etti. Hem de Fransa Başkanının “Türkler AB’ye giremez, onları toplulukta istemiyoruz” dediği halde.

Obama büyük alkış aldığı T.B.M.M’sinde ne dedi?

• Ermenistan’a sınırları açın.

• Ben Ermeni Soykırımı olduğuna inanıyorum.

• Heybeli Ada’da Ruhban Okulunu yeniden açın.

• Nato’da daha fazla görev alın.

• ABD’ye biraz daha üs kurması için toprak verin. (Bunu gizli yapılan toplantılarda söylemiş olabilir. Benim tahminim.)

Obama, Otel aşçılarından ne istedi.

Sabah kahvaltısında domuz etinden yapılmış  bunyon. (Hani Obama Müslüman aile çocuğu  idi.)

Obama Türkiye’ye geldi, gitti de, Türkiye kazandı mı, kaybetti mi bu bilinmiyor.

Bilinen tek şey, Obama, ABD’ye mutlu bir lider olarak döndü.

Obama’nın memleketinde Ermeni Soykırımı tasarısı da hızla kabul ediliverdi.

Obama su gibi geldi, sel gibi gitti, arkasından bakan biz olduk.

Hani dertler ya “Su akar, Türk Bakar” diye. Aynen öyle oldu.

Sevindik mi, üzüldük mü?  kararını vermek her halde Türk halkına düşecek.

Ama ben üzüldüm.

Bir günde çıkıyorum diyen borsa yine düştü.

Benim yaşadığım ilçede yine bir çiftçi kardeşim, borçları yüzünden kendisini astı.

Başbakanımız Ege kıyılarını, Akdeniz kıyılarını kaybettiği için buralara küstü.

Yalnız en çok üzüldüğümüz konu ise, Obama’nın, gizli yaptığı toplantılarda neler istediği.

Yoksa Trabzon’da, Urfa’da yeni birer Adana üstleri mi istedi?

Ya da, Irak’ta bulunan ABD askerlerini kalacağı bir yer mi istedi.

Olur ya; biliyoruz ki, Türkiye’den sıkılanlar soluğu ABD de alıyorlar.

Oraya kapağı atıyorlar.

Sanki Türkiye’nin başkenti Amerika gibi, kaçaklar bütün işlerini oradan yönetiyorlar. Belki o vatandaşlarımızın ricası ile gelmiştir başkan Obama. Bilinmiyor.

Ama bilmediğimiz bir şey var. Ona akıl sır erdiremiyoruz.

Bizde hükümetler, başkanlar değiştikçe, Türkiye politikaları anında değişebiliyor. Ama, Amerika’da deprem de olsa, başkanlar sık sık da değişse, ABD politikaları değişmiyor.

Obama mutlu, ABD mutlu.

Alkışlar, alkışlar.

Baksanıza, Obama’ya. Obama mutlu, AB mutlu. Fransa mutlu. Finlandiya mutlu. Kuzey Irak mutlu. Ermenistan tam mutlu.

Üzülmek, hep bize, hep bize.

Yanıyorum da, buna yanıyorum.