Bir kitabın düşündürdükleri

E. TURGUT TEKİN

Bir kitabın düşündürdükleri

 

Söke Hacı Halil Paşa Halk Kütüphanesi’nin 912 numaralı üyesiyim.

 

Severim kitap okumayı. Sağolsunlar, kütüphane personeli herkese olduğu gibi bana da ilgi gösteriyor ve yardımcı oluyorlar. Temizliğine çok özen gösteriyorlar. Binada tavanları yüksek olduğundan insanı rahatlatıyor. Oturup okuma ve araştırma için sandalyeler ve masalar yeteri kadar var. Ne yazık ki içinde okuyan, araştıran fazla değil. Bu da bizim millet olarak, okumayı, araştırmayı sevmediğimizin bir örneği. İyi de okumazsak, araştırmazsak, nasıl düşünür, nasıl yazar ve üretiriz?

 

Bazıları diyor ki, “Kitaba ne gerek var!.. Açın bilgisayarı istediğiniz herşey var” Bu görüş acaba doğru mu?  Evet bir bakıma, bilgisayar ekranlarında hazır verilen birçok konuyu bulabilirsiniz. Bu bulduğunuz  konular, bilgisayarlara Allah tarafından mı yüklendi? Doğruluklarına nasıl inanıyorsunuz? Kaç kaynakla karşılaştırdınız? Herkesin açtığı sitedeki kayıtlı olan bilgilerin doğruluğuna nasıl inanırsınız? Eğer sizler bir site açmak isterseniz, okumadan, araştırmadan, bilgi toplayıp, topladığınız bilgileri kendi görüşlerinizle yoğurup hamur etmeden nasıl ekmek yaparsınız?

 

Program gereği, bazı derslerden öğrencilerin performans ödevleri yapmaları gereklidir. Bu ödevleri, çocuklar çeşitli kaynaklardan topladıkları bilgi ve meteryali inceleyerek, onları kendi düşüncesi, kendi yazısı ve becerisi oranında yazarak bir ürüne dönüştürür. Çocuğun konuya yaklaşımı, hazırlanışı, bilgi toplaması, topladığı bilgiyi değerlendirip bir ürüne dönüştürmesi, burada sarf ettiği mesai önemlidir. Sayın velilerimiz böyle mi yapıyorlar? Çocuklarını bu yönde mi motive ediyorlar? Hayır, onlar ne yapıyor biliyor musunuz? “Al oğlum, şu parayı, bir İnternet Cafe’ye git. Oradan bu bilgileri hazır indirt ve renkli olarak çıkart gel. Bununla ne uğraşıyorsun? Bilgisyar ne güzel renkli ve istediğin yazı karakteri ile veriyor. Sen, boş zamanında ödevle uğraşma, test çöz!.. Bazıları da çocuk daha iyi not alsın diye, oturuyor masa başına çocuğunun ödevini kendisi özene bezene yapıyor. Öğretmen sanki bunu anlamaz! Bir mimarın veya bir mühendisin çizgilerinden çıkan bir şekli, resmi veya iyi bir edebiyatçının kaleminden dökülen satırları öğretmen bilmez. Ben, öğretmenlik yaparken yaşadığım bir anımı burada örnek olarak anlatacağım.

 

Fen Bilgisi dersinden ışık, aynalar, yansıma ve mercekler konusunu işliyorduk. Işığın kırılması, yansıması ve bunlarla ilgili çizimleri içeren bir ödev vermiştim. Amacım, çocukların çizme becerileri geliştirmek, çizerken öğrenmeyi sağlamak, ileride bunlarla ilgili soru çıktığında bunların gerçek yanıtlarını çeldiricilerinden ayırt etmek gücünü kazandırmaktı. Bir hafta sonra ödevler geldi. Ben de oturdum incelemeye. Bir de ne göreyim. 215 no.lu öğrencim harikalar yaratmış. Bizim programda bile olmayan lise fizik programı ile alakalı olan çizimler yapmış, bilgiler vermiş. Halbuki bu çocuk vasat bir öğrencidir. Bu konuları ne bilir ve ne de şuanda anlar. Belli ki birileri yapmış. Bunu öğrenmek için, bu ödevden dolayı bir verdim. Ertesi günü çocuklara ödevlerini dağıttım. Çocukların bazıları sevinirken, bazıları itiraz ettiler. Bir alan çocuk ise hiçbirşey demedi. Dese ben ona, neden bir verdiğimi açıklayacak ve şöyle diyecektim, “Başkalarının yaptığı ile beş almaktansa, kendi emek ve becerinle iki bile almak ondan daha iyidir” Sonra da onu ödev yapmaya, ders çalıştırmaya yönlendirecektim. O, tepki vermeyince ben de ileride bu konuyu birlikte konuşuruz düşüncesiyle atladım ve çocuğun moralini de bozmadım. Aynı gün, öğleden sonra, çocuğun anası hışımla yanıma geldi. İlk cümlesi: “Öğretmen, sen bizim kızın ödevini inceledin mi? Yoksa incelemeden mi birii bastın?” Şaşırdım, şaşılmayacak gibi de değildi. İnsan biraz daha nazik ve ölçülü olabilirdi. Ona, buyurun bahçeye geçelim, bu konuyu orada konuşalım dedi. Birlikte bahçeye geçtik. Ona ödevin ne olduğunu, niçin verildiğini ve çocukların bu ödevleri kendi güçleri ve becerileri ölçüsünde yaptıkları zaman değerli olduklarını anlattım. Sonra dedim ki, sizin kızınız, eğer kendi bildikleri ile birşeyler yapsaydı, ben ona beş verirdim. Ama siz, bu ödevi başkasına yaptırmışsınız. Başkasının emeğine ben niye not vereyim? Bayan benden özür diledi ve elele verip, o çocuğu çalıştırdık. Şimdi bu çocuk Söke’de öğretmenlik yapıyor.

 

Çocuklara verilen ödevler, çocukları araştırmaya, incelemeye, düşündürmeye ve üretmeye yönelik olmalı. Asla hazır ödev kabul edilmemeli. Kendi yazı ve emeği ile yapılanlar bilgisayar çıktılarından makbul tutulmalı.