CUMHURİYET “GÜÇBİRLİĞİ” Mİ?...

FARUK HAKSAL

Efendim,

- CHP şöyle, lideri böyle, “yeni” nitelemesi ile gündeme getirilen programlar ise evlere şenlik ve hep bildiğimiz gibi, hem şöyle/ hem böyle…

Hayır, güç birliği bu zeminde ve bu söylemlerle yapılmaz…

İzlenen politika yanlıştır, eksiktir.

Sürdürülen strateji, keskin sirkenin kabına ettiğinin aynıdır…

CHP tabiidir ki, öyle olacaktır.

Öyle bir CHP’nin lideri de [zorunlu olarak] böyle olacaktır.

Ve fırına sürülen “yeni” nitelikli gündemin maddeleri ise, şöyle/ böyle olacaktır…

Bundan doğal ne olabilir ki?..

Çünkü 6 OK’un CHP’sinden yola çıkılmış, dere tepe düz gidilmiş ve o tepeler aşılarak ve bayırlardan kayılarak bu günlere gelinmiştir…

Her şeyden önce “Güç Birliği” denen şey, sınıflar arasında yapılır, örgütler arasında kurulur…

Sosyal sınıf örgütlerinin belirli bir cephe oluşturması değil, belirlenmiş bazı “kişi”lerin bir seçim için bir araya gelmesi, güç birliği değil, en kestirme tanımlaması ile seçim ittifakıdır.

Ve 16 Haziran seçimleri hedeflenerek yapılmış olan bir ittifakı, güçbirliği nitelemesi ile vitrine koymak, sanıyoruz, yapılmış olan yanlışların ilkidir…

Bizce ikinci yanlış, CHP’yi seçim arifesinde tırpanlamaya kalkışmaktır.

Bu yaklaşım, güçbirliği değil, tam tersi istikamette sürdürülen bir didikleme faaliyetidir.

Yukarıdaki satırlarda da değindiğimiz gibi, CHP, CHP’dir.

Hatalarıyla ve sevaplarıyla [özellikle tabanda] Türkiye’nin önemli kültür birikimini barındırmaktadır.

Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve Cumhuriyet değerlerini savunun herkesin, her örgütün bu gerçeği doğru değerlendirmesi gerekir.

Bir yandan birleşmeyi savunurken, öte yandan kısa vadeli seçim stratejisi hesapları doğrultusunda herkesin bildiği eksileri öne çıkartmanın anlamı yoktur, ülke çıkarları ön sıraya alındığında, yararı da yoktur.

Güçbirliği, var olan farklılıkları belirli bir amaç doğrultusunda ve belirli bir süre boyunca ortak bir payda altında toplama faaliyetidir.

Bizce bugünün öncelikli amacı, AKP’nin durdurulmasıdır.

Mümkünse geriletilmesidir.

Bu amaca ulaşmak için oluşturulması gereken ortak paydanın unsurları tabiidir ki, birbirlerinden farklı siyasetlerin odaklarında yer alacaklardır.

Ancak bu noktada önemli olan, amacın ortak olmasıdır.

Bu amaca varmak için yola çıkanların birbirleri ile çatışmayan mücadele biçimlerini üstlenmeleri temel koşul olmalıdır.

Birbirine vurarak, aynı tabanda rekabeti kızıştırarak güçbirliği oluşturulamaz.

O güçbirliğinin önderliğine ise, bu nitelikteki bir strateji ile asla ulaşılamaz.

Belirli bir hedefe ulaşmak için birlikte yola çıktığınız insanların kuyusunu kazarak olumlu adımlar atamazsınız.

Bu adımlarla da asla belirlediğiniz o hedefe varamazsınız.

Hedef belli ve belirli ise, birlikte güçbirliği oluşturulacak örgütler belli ise, uygulanması gereken çizgi de bellidir, strateji de belirlidir… Yoksa güçbirliği, belirli sayıdaki kişilerin aralarında oluşturdukları bir seçim ittifakı [asla] değildir.

Uzun lafın kısası, bizce Cumhuriyet Güçbirliği hareketi, esası bakımından doğru ama, izlenen politikalar açısından gerçekçilikten uzak ve böylece de bazı ciddi yanlışlarla maluldür.

Bu yanlışlıkları ortaya koyanlar ise, istedikleri kadar iyi niyetli olsunlar, bizce seçim sonrası Türkiye’sinde olup biteceklerden kişisel olarak sorumludurlar