DİKTATÖRLÜKLERİN NEDENİ...

FARUK HAKSAL

İnsan toplumsal bir varlık.
Tek başına yaşamayı seçen bir insanın dahi sonunda demir atıp, halatını bağlayacağı bir limana ihtiyacı var…
İnsanların konuşmaya, paylaşmaya, birbirlerinin soluğunu enselerinde hissetmeye gereksinimleri var.
Ama “gurup”laşan insan topluluklarının da içlerinde geliştirdikleri ve dışa vurdukları kendilerine özgü farklı psikolojik refleksleri ve boyun eğmeleri var…
Örneğin bir gurup, üyelerinin tek başlarına almayı göze alabilecekleri risklerden çok daha fazlasını almaya hazırdır. Bu olguya psikologlar “risk kayması” diyorlar.
Bu olgunun ortaya çıkmasının çeşitli nedenleri var.
Bu nedenlerden bir tanesi, gurup üyelerinin, grup tarafından değerli bulunmayı istemeleridir…
Psikoloji bilimi şöyle diyor: Gurubun tutumu bir yöne doğru eğilim göstermiş ise, üyeler tercih edilen yönden daha uç tutumlar sergileyerek diğer gurup üyelerinin onayını almaya çalışırlar; aksi yöndeki savlara karşı [daha keskin] mücadele edebilirler ve gurupta daha aşırı bir pozisyona geçebilirler. Bir gurup üyesi olmak, bireysel sorumluluğun yükünü azaltır. Pek çok araştırmanın sonucu göstermiştir ki, gurup üyeleri, gurup kararlarının doğruluğuna kendi kararlarından daha fazla emindirler…
Tekil kararlardan daha kötü olan gurup kararlarının doğruluğuna inanmak, gurubun üyelerine sağladığı dayanışma hissinden kaynaklanmaktadır.  Gurup kararları; çoğunluk tarafından alındığı için, üyelerin [bir birey olarak] yanlış yaptıklarını düşünme ihtimalleri azalmış olmaktadır.
Üyeler, gurubun kendilerine ilettiği güven duygusu yoluyla ulaştıkları iyimserlik atmosferi içinde bir “zarar görmezlik” yanılsaması geliştirebilirler…
Bu psikoloji, gurup içindeki yer alan kişileri, gurupta mevcut olan uygunsuz olguları göz ardı etmeye, bir amaç uğruna her şeyin meşru olabileceği [Makyavelizm] düşüncesine saplanmaya, kötü olarak kabul ettikleri düşman guruplara karşı basmakalıp görüşler geliştirmeye, gurup dışında oluşturduğu düşüncelerini guruptaki öteki bireylerden saklamaya ve guruba uyum göstermek için kişisel tereddütlerini saklamaya yönlendirir ve böylece ortaya büyük riskler taşıyan “görüş birliği yanılsaması” çıkar…
Bu nitelikteki bir yanılsamanın çukuruna düşen gurup üyeleri, giderek, gurubun görüşleri ile uyuşmayan bilgileri gizlemeye kadar işi vardırabilirler...
Tabii burada sözü edilen “koruma”nın ne anlama geldiği ve neye hizmet ettiği düşündürücü bir konudur. 
Sözünü ettiğimiz bu toplumsal olgular demokrasinin yeteri ölçüde gelişmediği ya da yurttaşların eğitim seviyelerinin yeterli bir düzeye henüz ulaşmadığı toplumlarda bazı önemli aksaklıkların ortaya çıkmasına neden oluşturmaktadır.
Bu aksaklıkların ilki, liderin bir danışma kurulu ya da yönetim kurulu oluştururken, kendisinden faklı görüşlere sahip, daha akıllı, daha kültürlü kişileri tercih etmemesinin yarattığı sorunlardır… Çünkü bu tür toplumlarda liderler, öz/saygılarını [ve karizmalarını] korumak için etraflarına düşük kapasiteli “yandaş”lar biriktirme eğilimindedirler…
İkinci aksaklık, topluluk bireylerinin lidere yaranma ve onu memnun etme arzusunun varlığıdır. Bu olgu, olağanüstü riskler taşıyan gelişmelerin kaynağını oluşturur. Çünkü üyeler lidere uyup, tabi oldukça liderin tutumu daha da aşırılaşır ve gün geçtikçe üyeler de bu aşırılaşan tutuma intibak ederler ve gelişme, karşılıklı tetiklemelerle hızını artırdıkça artırır. Bu tam bir zincirleme kısır döngü olgusudur.
Etrafındaki yandaş birikintisini toplumun kendisi olarak kabullenen lider, zaman geçtikçe yapıp/ettiklerinin halk üzerindeki etkisini ölçemez duruma gelir ve giderek tek adamlaşır, diktatörleşir ve halkın başına gelmiş bir musibet halini alır…
Diktatörler bir günde oluşmaz…
Durup dururken oluşmaz.
Lider ile yandaşlar arasında zaman içinde meydana gelen ve süreklik arz eden reaksiyonlar zincirinin sonucunda ve sözünü ettiğimiz zemin ve koşullarda oluşur.
Tıpkı Hitler Almanya’sında olduğu gibi, aynen Musolini İtalya’sında olduğu gibi, Franko İspanya’sında ve Güney Afrika Birliği’nde yaşananlar gibi…
Ve tıpkı tıpkı 12 Eylül 1980 sonrası koşullarında iktidara egemen olan “sivil cunta” yapılanmasının sonucunda ortaya çıkan “yenilikçi” diktatörlük gibi…
Şu anda üzerinde çalışır gibi yapılan yeni Anayasa metni ise, işte bu zemin ve koşullarda oluşturulan tek adam egemenliğinin yasallaştırılması gayretinden başka bir şey değildir.