Dost mektubu ve festival

 

Festivallere değineceğim bugün. İllerde olagelmeyen küçük şirin festivaller, daha çok ilçelerin gündeminde. İlçeler yerel yönetim olarak var olma  gayretinde oldukları için gerek fuar, gerek dinletiler, gerekse  tanıtım faaliyetleri ile gündem yaratmaktadırlar. 31 Ağustos günü Denizli ilinin daha çiçeği burnunda ilçesi Bekilli’den davet aldım. 7’nci Kültür-Sanat ve Şarap Festivali altında Yeni Hayyamlar yetişiyor isimli birde şiir yarışması ve dinletisi düzenlenmişti.

İşte üç gün süren bu güzide ilçenin festivalinde Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinden gelen Hayyam’larla tanıştım. Tanıştım ve tanıştığıma da iyi etmişim. Sekiz camisi, on bir şarap fabrikasının bulunduğu bu şirin ilçede hem yeni dostlar, hem de yeni yerler keşfetmenin keyfi ile 3 Eylül de Söke’ye döndüm.

Söke’ye döndüğümün haftasında, sevgili  festival düzenleyicisi  Tuncer Mankır ve komite üyelerinden  teşekkür ve yeni yılda tekrar buluşma dileklerini içeren mesajlarını aldım.

Bu sevimli, çalışkan arkadaşlarımın değerlendirmelerini siz dostlarımla paylaşmak istedim.

Dostlardan gelen mesaj aynen şöyle;

“Saygı değer Dostlarıma... 

 31. Ağustos 01.02 Eylül 2007 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz 7. Kültür-Sanat ve Şarap Festivaline vermiş olduğunuz destekten dolayı sonsuz sevgilerimi sizlere doğru sunuyorum. Kültür sanat ve edebiyat sevdalılarını ilçemizde konuk etmekten sonsuz mutluluk duyduk ve hep birlikte şiiri şaraba bandık... 

 Festivalimiz hakkındaki düşüncelerinizi ve yorumlarınızı bu sayfaya bekliyorum. Pazar saat 07:00 ile 12:00 arası yoktum (iptaldim yani :)).Bu saatler arasında giden arkadaşlara buradan güle güle diyeyim bari. Ama sürpriz şarap hediyelerini ve fabrika gezilerini kaçırdıklarına mı yansınlar? Ne diyim ben size...Sevgili Belediye Başkanım ve Kaymakamım, dostluk duygularınızı gelen misafirlerimize şiirlerle aktardınız ve paylaştınız iyi ki varsınız... 

 "Çal’ı geçtin mi başlar şose, aslında tamirden stabilize. Tekerleğin her dönüşünde kaldırdığı toz kucaklaşmaya giden yolcularla dolu bir geminin ardında bıraktığı köpük gibi gelir bize, liman sandığımız Bekilli’mizden seyreyleyince. O küçücük minibüsün taşıyabileceğinden daha aydın misafirler, en tanıdıklarıyla tanışmak için yol tüketmekte üretimle. Samsun, Ankara, İstanbul, İzmir, Söke, Adana, Uşak, Kayseri, Eskişehir, Aydın, Isparta vesaire vesaire. Ha bir de İran Tebriz’den Hayyam’a vefayla. 

 Takvim önemli değil biz bin yıllardır olduğumuz yerde, bin yıllık dostlarımızı hasretle beklemekteyken, çınarların en ekâbiri eğilir oldu. İsa’nın ilk çığlığının duyulmasının üzerinden geçen iki bin yedi yıl, sekiz ay otuz bir güne. İlk günü böyle başladı şaraba bandırılmış sarhoş şiirlerin. Ve bir daha ayılmadı iki eylül pazar gecesi bitene kadar.  

 Aradığımız Hayyam’lar, şiirleriyle ustaya saygı duruşunu yaparken, biz de onlara bir kitapla saygımızı sunduk. aslında kendilerinin olanı, kendilerine sunduk.  

 Stant sandıkları sarayımızı kurduğumuzda lavaracılar artık başladılar üreten, paylaşan, bilen, okuyan bir ülkenin sokaklarında dolaşmaya. Onlar gibi olanlar ve olamayanlarla.  

Cuma akşamında Hayyam’ımızı ve her biri birinci olan dostlarımızı Küp Şaraplarının ödülleriyle tanıştırdık Bekilli’mizdeki festivalcilere. Söke’li dostlarımız Seçen ve bayan Mersin’in  Söke hediyeleri de bizleri çok sevindirdi. Buradan sevgili Söke Belediye Başkanımıza saygılar gönderiyoruz. Yorgunluğumuzu ilk günde dindiriverdi. Cezmi (Ersöz) ağabeyimiz geldiğinde saat sekiz gibiydi ve protokol karşıladı bizim Bekilli’de, devletin değil devlerin tavrıyla, sağ olsunlar.  

Cuma bitmeden lavaracıları topladık stada, işin aslı, bizim mütevazı top sahasına. Paylaştık şiirleri, şarkıları, türküleri hâsılı bizim olan her şeyi, hatta sarhoşluğu paylaştık,ayıkmışız ayağıyla. Kaymakamımız, başkanımız yerini almış değil yer vermişti sanata, en önde oturup yakın olmak çabasıyla sanatın önünde gösterdikleri saygıyla, önde değil öncü oldular taştan oturaklarda. Bir de Murat Kekilli ve arkadaşları gökkuşağı oldular gece karanlığında. Artık bir Eylül iki bin yedi Bekilli’de cumartesi sabahına koşan karanlıkta. Lavaracılar bizim parasızlıkta ayarladığımız yurt-kur’un ranzalarına yola çıktığında, sabah sanki yorgan örtmeye gelmiş bir arkadaş gibi aheste güneşi doğurmaktaydı. 

 İkinci gün popları hopları festival yürüyüşünde ayağımızı çamura bulaştırmadan geçerek anlatmak gerekirse, sadece Cezmi ağabey derim bir de yazar birden, birbirinden değerli katılımcılar. İran’dan koşup gelmiş konuklar. Dilleri (bizim için) bal, sazları maharetli âşıklar. Tabi ki yine stat, şiir, şarap, yemek fişi, yurt-kur ve kaçınılmaz son, aşktan sarhoş olmuş bizim lavaracılar. Sabah oldu yine yatmadık, inat ettik ayrılmadık,ayılamadık. 

 Ve başlangıç günü yani festivalin üçüncü, şarabın bilmem kaçıncı; kasabanın kahvelerinde, lokantalarında, sokaklarında ve ranzalı odalarında dostlukların başladığını anlatan günü. Bitiş sanılanın asıl başlangıç olduğunu öğrenmenin günü. Misafirlik sözleri, arama yeminleri, şarap fabrikalarına geziler, karınca kararınca edilen ikramlar. Sitemler lavaraci.com’a, sevgiler lavaraci.com’a.  

 İmkânlarımız öyle sınırlıydı ki ,paramız yok ama gönlünüz vardı.Birimiz yok bizimiz vardı. Mahcuptuk, alçak gönüllülüğünüz vardı. Velhasıl Davut’tuk Golyat’ı yendik.  

 Bir festivalde böyle geçirdik. 

 Seneye sekizinci festivalde olan imkânlar ve sizin sonsuz yüreğinizle buluşmak dileğiyle... 

 “Tuncer Mankır & Uğur Özdemir & Dolunay Ünal”

Tüm festivallerin Bekilli festivali  gibi olması dileklerimle saygılar sunarım.