GELİN DE DİNLENİN BAKALIM...

FARUK HAKSAL

Ülke o durumda ki, insan onun sorunlarından başka bir yöne çeviremiyor bakışlarını.
Savaş sınır kapılarımızdaki bekleyişini tüketmiş, ulu-orta dalmış içeriye.
İnsanın beyni, "ne olacağız" sorusunu atlayıp, "ne olmalıyım" sorunsalına geçemiyor bir türlü...
Çünkü bireysel var/oluş ve gelişme, toplumsal sorunların koordinatlarının dışına çıkamaz.
Toplumun çıtası hangi yükseklikte tıkanmışsa, siz yetkin birey olsanız da, o yüksekliğin üstüne fazla çıkamazsınız.
Toplumun eksi yönde oluşan dinamikleri sizi hep aşağılara doğru çekecek, yükseklere tırmanmak isteyen bedeninize ayağınızdan pranga kenetleyecektir.
Fazla soyut oldu bu satırlar, biliyorum. O zaman somut bir örnekle bir kanal açalım bu düşüncelere.
Oldukça yoğun bir çalışma döneminin ardından bir uzak deniz kıyısında tatil yapıyorum. Elimde özlü bir kitap. Üstümde çam ağacının gölgesi; her şey naif, yumuşak, mutluluk kokuyor ve birbiri üstüne birikmiş yorgunluğum buharlaşıyor sanki [adeta...]
Ama ülke kan gölüne dönmüş!
Askerimiz sınır ötesinde yıllardır yol geçen hanına dönmüş ülke güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Ve yurt içinde canlı bombalar, provokasyonlar, saldırılar...
Elimdeki kitabın bir sayfasında ise, şöyle yazıyor:
"İyi nedir?
- İnsanda güç duygusunu, güç istemini, gücün kendisini yükselten her şey.
Kötü nedir?
- Zayıflıktan doğan her şey.
Mutluluk nedir?
- Gücün büyüdüğü duygusu. Bir engelin aşıldığı duygusu!..
Doygunluk değil, daha çok güç; genel olarak barış değil, savaş; erdem değil, yetenek...
Zayıflar, nasibi kıtlar yıkılıp gitmelidir: Bizim insan sevgimizin baş ilkesi budur... Ve onlara yıkılıp gitsinler diye de yardım edilmelidir.
Herhangi bir günahtan daha zararlı olan nedir?
- Nasibi kıtlara ve zayıflara duyulan acımadan doğan eylem: Hıristiyanlık!"
Aydınlanma çağını yaratan en önemli filozoflardan birisi olan Friedrich Nietzsche böyle söylüyor.

Haydi... 
Dinlenin bakalım!..