HAYIR BU BİR ÇELİŞKİ DEĞİLDİR...

FARUK HAKSAL

Başbakan, yurdun dört bir köşesinden Erzurum’a kendisi ile görüşebilmek ve öğrencilerin sorunlarını aktarmak umudu ile yola çıkan üniversite öğrenci temsilcilerini huzuruna kabul etmiyor…

Ama PKK’nın bir yan örgütü gibi çalışan “Cumartesi Anneleri”ni kabul ediyor, buyur ediyor, dinliyor ve anlatılanlardan yararlandığını söylüyor…

Bir çelişki midir bu?

Yoksa “hayatın olağan akışı” mı?..

Ya de eski bir deyimle: “eşyanın tabiatı”mı?..

Ne dersiniz?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yayın organı Halk TV kapanıyor…

Nedeni borç batağı!.. İşçiler sokakta, maaşlarını alamamış şaşkınlık içinde.

İşçi Partisi’nin televizyonu “Ulusal Kanal” 11 yıldır yayında… Partinin desteği ile değil, partiye gönül veren halk kesimlerinin sofralarından eksilterek tasarruf ettikleri mütevazı bağışlarla ayakta ve yeni yeni hamlelerin hazırlıkları içinde…

Peki, bu bir çelişki midir bu?

Yoksa o da “hayatın olağan akışı” içinde normal bir gelişme midir?..

Ya de eskilerin deyimi ile, “eşyanın tabiatı” gibi bir şey midir?..

Ne düşünüyorsunuz?

Birinde Devlet hazinesinden desteklenen milyon liralar, parti malvarlıklarından akan önemli meblağlar, milletvekili aday adaylarından [resmen] tahsil edilen ciddi rakamlar… Ve diğerinde, kümesindeki iki tavuğundan birini pazarda satıp, parasını Ulusal Kanal’a gönderen emekçi Anadolu insanı… Tıpkı Milli Mücadele yıllarındaki gibi… Tıpkı kağnı arabaları ile Afyon üzerinden cephedeki askerine erzak götürür gibi…

Tıpkı!..

Hayır, bu bir çelişki değildir!..

Sayın Başbakan bir BOP eş/başkanı ise, Cumartesi Anneleri’ne açılım yapacaktır!..

Tam bağımsızlık isteyen, halkçı talepleri olan, üniversite özerkliğinin peşinde koşan yurtsever üniversite öğrencileri polis eli ile coplanacak, biber gazından nasibini alacaktır…

Evet… Olup/bitenler, hayatın doğal akışı içindedir…

Hayat ileriye doğru akmaktadır; geriye değil…

Eşyanın tabiatı da bu aynı yöndedir. Tarihsel determinizm, yani zamanın akışı aydınlığa doğrudur; karanlığa değil…

Atatürk Devrimleri, ancak devrimci bir duruş ile korunabilir.

Milli Devlet, ancak ulusal nitelikli bir mücadele sonucunda yeniden kurulabilir.

Geçmişte nasıl kurulmuşsa tıpkı onun gibi…

Cepheye malzeme taşıyarak, iki öküzünden birisini mücadele uğruna bağışlayarak, fedakarlık ruhu ile, birlikte olma şuuru ile, bencilliğin kuyusunu kazarak ve özveriyi temel esas yaparak kazanılacaktır bu zafer de…

Hayır, bu bir çelişki değil…

Tam tersine, tarihin durdurulamaz akışıdır.

Onların bizleri anlamayışının temel nedeni de, işte bu akışın hızını, gücünü ve zorunluluğunu kavrayamamış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Tüm ön yargılardan sıyrılıp, peşin kabulleri ret edip, sağduyu ve nesnel bir bakışla düşünün bakın…

Sanıyoruz o zaman hemen, hemen herkes kendi bilincine bir ilmik daha atacaktır.

Sanıyoruz