HOR GÖRÜLEN RENKLER

MUSTAFA AÇICI

Pamukçunun işine yaramasa da havalar biz sıcağı sevmeyenler için çok güzel seyrediyor. Hava ısınıyor, sonra bir yağmur, serinliyor. Hani hep böyle gitse diyeceğim ama turizm ve çiftçi sıcakları bekliyor, dilerim gönülleri gibi olsun.

Ancak dilemekle olmuyor tabi. Yaşam bir mücadele alanı. Daha güzeli yakalamak için hep mücadele etmek gerekiyor. Geçtiğimiz pazar, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Aydın Bağımsız Adayının kahvaltısındaydık. Harikalar Dünyası Parkındaki lokantada yapmak istemişler kahvaltıyı, ancak sahibi izin vermemiş. Nasıl vermez bunu anlamak zor. Ticaret kanunu, borçlar kanunu ve medeni kanun hükümlerine göre, lokanta olarak işletilen ve kamuya açık olan bir yerde dileyen herkes kahvaltı edebilir, yemek yiyebilir. Böyle mekanlarda ben size hizmet veremem demek gibi bir lüks olamaz. Kaldı ki, burası belediyeden kiralanan bir yer, yani mekanın gerçek sahibi belediye. İşletme sahibinin müşteri seçmek gibi bir lüksü olamaz. Ama olmuş. Belediyemizin bu mekanı işletenin dikkatini çekmesi lazım.

Emek Demokrasi Özgürlük Bloğu belki işletenin sevmediği bir blok olabilir, ancak bir mekanı sadece bir kesime açmakta yasal değil. Hem de bu mekan belediyeden kiralanmış ise. Bloğun Aydın bağımsız adayı sayın Mehmet Bayraktar  ile sohbet etme olanağımız olmadı. Çünkü, parkın açık alanında buluşmak zorunda kaldık. Açık havada ses dağılıyor doğal olarak. Ve  parkın koltukları ya da oturakları yere monte edilmiş olduğundan bir araya taşımakta mümkün olmadı. Ancak, adayın görüşlerini dinleme fırsatımız oldu.

Blok adayı, barıştan, kardeşlikten ve demokratik bir yönetimden söz etti. Düşünceleri yıllardır dillendirdiğimiz düşünceler. Ortak akıl bir yerde. Öyle yapmacık, oy avcılığı peşinde koşmadan samimi ve inanılarak söylenen sözler. Çılgınlık ya da boş vaadler değil. Özgürlük ve eşitlik dolu söylemler.

Emekten yana, özgürlükçü ve eşitlikçe olmadığınız sürece statükoyu savunur hale gelirsiniz. Statüko dediğimiz ise sömürü  ve savaş demektir.

Oysa, ülkeyi sadece Ankara’dan yönetmek isteyenlerle, yerinden yönetmek isteyenlerin mücadelesi bu seçimler. Barışı isteyenler ile savaşın (asimetrikte olsa) sürmesinden yana olanların seçimi.

AKP iki dönem iktidarından sonra kendi merkeziyetçiliğine dönmüş durumda. Kendilerinin iktidarda olduğu ve statükonun devam ettiği bir ülke peşindeler. Oysa CHP bile eleştirileri dikkate almış ve şu an AKP den daha özgürlükçü bir söylemi yakalamış. Ancak CHP’nin en büyük sorunu kendi kitlesinin henüz daha genel başkanın söylediklerine inanmaması. Ancak zamanla bu gelişmede sağlanacaktır umarım.

Seçimde asıl sorun baraj sorunu. Ülke barajının yüksek oranda tutulmasından dolayı TBMM’sinde toplumun her renginin temsili olanağı ortadan kaldırılıyor. Buna istikrarın korunması deniyor ama gerçekte bu durum istikrarsızlık yaratıyor. Amaç toplumun her renginin TBMM sinde olması, temsil edilmesi gerekirken, yıllardır bu engelleniyor ve ülke sistem partilerinin insafına terk ediliyor. Oysa emek, demokrasi ve özgürlük adaylarının bulunduğu bir mecliste toplumun her sorununun dile getirilip, çözümünün istenmesi daha rahat olacaktır.

Madem ki renkler bu ülkenin zenginliğidir, madem ki renkler demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur, o zaman seçmenin ana hedefi dışlanan, hor görülen, ötekileştirilen renkleri (emeği, demokrasiyi, özgürlüğü, barışı, kardeşliği, sömürüsüzlüğü) meclise taşımak olmalıdır.