HOŞ GELDİN KRİZ DEMİŞTİM

 

 

Yeni yıl kutlamaları tüm gazete sütunlarında gerek köşe yazıları ile, gerekse  kutlama mesajları ile yapılırken ben kendi köşemde “Hoş geldin Kriz” demiştim.

İşte esas krizin ayak sesleri  Ocak ayının 1’inden itibaren duyulmaya başladı.

Krizin ilk ayak sesini doğalgazdan duyduk.

* Hükümet Doğalgazdaki indirim teklişerini şimdilik askıya aldı.”

Peki ne zaman indirim yapılacak.

“Fakirin anasının ağladığı zaman.”

Evler güneşle ısınmaya başladığı zaman. Hani havada, suda, yerde dediğimiz bir inanış var ya, Cemre diye. İşte o cemreler geldiği zaman.

İkinci ses enşasyon açıklamalarından geldi.

* Bu sene enşasyon düşüş gösteriliği için (o da gerçekse eğer?) memura enşasyon farkı ödenemeyecek.

İnternet haberlerinin altında bu konu ile ilgili yorumlar yapılıyor. Aynen şöyle; “ İpin ucu nasıl olsa Maliye Bakanının elinde. İsterse yükseltir, isterse indirir. Bu sefer böyle istemiş, az göstermiş. Sayın bakan, bizim mutfağa bir girsin de görsün yükselişin nasıl olduğunu..” diyorlar.

Üçüncü ses de Emeklilere ve SSK’lılara geldi.

* Eczaneler şubat ayından itibaren emekli ve SSK’lılara ilaçlarını ücret karşılığında verecek.


Ben buna şöyle bir halk deyimi ile cevap vermek istiyorum.

“Hovardalığın sonu hüsrandır.”

Yeşil kart uygulamaları ile milletin sırtından aldığı onca vergilerle memleketin en ücra köşesinde bulunan adı fakir olanların, hatta dağdaki teröristlerin bile sağlık problemleri karşılanırsa olacağı bu idi.

İşte haber;

Eczacılar Birliği Başkanı Erdoğan Çolak’ın açıklaması. Hürriyetten.

“2 Şubat’tan itibaren ilaç ödemeleri sosyal güvence kapsamından çıkacak, ilaç paralarının cepten ödenmesi gündeme gelecek. Çolak, Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve SGK ile sorunların çözümü için birçok adım attıklarını söyleyerek , "Yeşil Kart ödemelerinde 2007’den devreden alacakların miktarı 350 Milyon TL Konsolide bütçe ve Yeşil Kart geri ödeme sürelerindeki bu gecikme ve ödemelerde yaşanan diğer sıkıntılarla eczaneler ticari riskin altına sokulmaktadır" dedi”

Haksız mıyım şimdi, “Hoş geldin kriz!” Demekle?   


AMATÖR YAZARSA…

Önemli bir köşe yazarının köşesinde yazdıklarını biz, amatör yazarlar yazsaydı, ne olurdu biliyor musunuz? Vay,vay vay…!

Hemen gazetesi ile ilişiği kesilir, basın yayın kurulundan belki on, belki de yirmi bin lira cezası kesilir, yazar, yazar olduğuna bin pişman olurdu.

İsterseniz bu sevgili yazarımızın yazısından bir kaç paragraf alalım.

Yazarımız işten sıkılıp, çalışmaktan yorulup kendini bir bara atar. Sonra anlarır;

“Neyse, gittim oturdum bara, içkimi söyledim. Tabii ki sadece üç adet buzlu duble Jameson. (Bunu artık herkes öğrensin ve bir daha sormasın bana.)”

Devam eder; 

“Geldi içkim. Tam istediğim kıvamdaydı. Tatlı tatlı içip bir yandan da penisimi düşünüyordum. “Ona uzun süredir haksızlık yaptığımı, onu çok ihmal ettiğimi, o gün durup dururken ‘hiç aldatmayacağım’ diye konuşmam acaba penisimi üzdü mü, acaba depresyona mı girdi?” filan diye düşündüm.”

Ve…

Peşinden devamla…

“Tam o sırada karşıda kız arkadaşı ile oturmakta olan bir kız kalkıp bana doğru gelmeye başladı.” Ve devam…

Geçen aylarda sevgili köşe yazarımızdan birisi, mahalli gazetelerin birisinde aynen buna benzer bir makale yazmıştı da, sonucu vallahi hüsran olmuştu. Bu bölümü bunun için aldım. Okumayanlar okusun da değerlendirsin diye. Artık siz değerlendirin.


TRT-ŞEŞ 

Türkiye Cumhuriyeti’nin televizyonu TRT en sonunda Türkiye’nin bir eksikliğini giderdi.

TRT -6- (Şeş) yayına başladı.

Yayının başlama törenine ve ilk yayın akışına bakanların ilgisi büyüktü.

Tabi, hükümet yetkililerinin vatandaşa şirin görünecek başkaca bir yanı kalmadı ki. Fırsat tam fırsat diye boy gösteriverdiler TRT6’ da.

Her neyse. Bakanlar büyük ilgi göstermişler, göstermemişler önemli değil. Önemli olan bir başka konu var ki, üzerinde hassasiyetle durulması gerekiyor.

TRT ŞEŞ önemli bir yamalık oldu Türkiye demokrasisine. Bir açığımızı kapatıverdi.

Ana dilleri ile yayın yapan TRT’yi gören Kürt kardeşlerimizin sevincinin yanında, bu yayınlardan nem kapan ve kendine Kürt aydınları denilen bir kesim vardı ki, işte en tehlikeli kesim de bunlardı. Onlar içlerine sindiremedi TRT ŞEŞ’i.

Bugüne kadar Kürtçe konuşamıyoruz, Kürtçe dinleyemiyoruz diyerek korsan Kürt televizyonlarında boy gösterip isyan bayraklarını açanların içine korkular düştü, TRT-ŞEŞ’ten.

Daha şimdiden başladılar Neden Diyarbakır’a AMED demiyoruz, İlk isyanımızın başladığı Tunceli’ye Dersim demiyoruz diye.

Allah bilir AB desteği ile birkaç ay sonra da neden Güneydoğu Anadolu’ya  Kürdistan demiyoruz diye bağıracaklar. Bu seferde bu hassas konuyu dolayacaklar dillerine. Hükümetin bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor bence.

Birde açılışta okunan İstiklal Marşı’mızın yarısının  Kürtçe olarak okunması bana çok dokundu. İçime sindiremedim doğrusu.

Sayın Başbakanımızın de kimlikleri sayarken Türkçe’yi üst kimliğimiz diyememesi bana çok dokunuyor.

Tabi öteki insanlarımız da bizim kardeşimiz, canımız, ciğerimiz. Bölücülük olmadığı sürece.

Kendi dillerini özgürce kullanmalarına tabi ki içtenlikle isteriz.

Önemli olan İstiklâl Marşı’mızın özel olması. İstiklâl Marşımızın Tüm Türkiye’yi sarması.

Ama İstiklâl Marşımızı, bu ülkenin var oluşunu dünyaya haykıran sözlerin daima Türkçe olarak kalması ve okunması için, üst kimliğin de Türk olmasında fayda var olduğuna kimsenin itirazı olmaması gerekir. Bölücülük yapacak gazetelerimiz şimdiden başladılar bile yalnızca bir dilden yayın yapmaya.

Devlet güçlerinin öldürdüğü örgüt militanlarına “ devlet sivilleri öldürmüştür,”,

Dağdaki eşkıyalara, “infaz edilmiş siviller”, söylemlerini sivri dilleri ile söylüyorlar.

Devleti çökertmek için PKK’yı besleyen, gençleri zehirleyen, uyuşturucu ticaretini sırtlayan iç hainlere de “insan haklarını savunanlar” diyerek lanse edenlere “Demokratlaşmak isteyenler” denildiği şu günlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasının da, devlet yazışmalarında Kürtçe yapılması gerektiğini savunacak, kendini Türk aydını ve yazarı diyerek meydanlara çıkacak olanlarda olacaktır. Uzun zaman sonra deyil. Kısa bir zaman sonra.

Çünkü bu değişimleri AB istiyor. ABD istiyor. Dikkatli olalım.


SOLDAKİ AYRIŞMA, SAĞDAKİ BÖLÜNME

Soldaki ayrışma AKP yi başımızdan atacağız diyenlerin ne kadar yanlış düşündüğünü gösterecek.

Benim azıcık aklım varsa, onlar da akıllarını başlarına alsınlar. Ayrılıklar daima düşmanlara yarar. Bu konu sağ kesim içinde önemli, öyle değil mi?