İHANETİ ÖDÜLLENDİRME GELENEĞİ...

ÖZCAN PEHLİVANOĞLU

 

Türk Milletinin ruhsal genetiğinde inanılmaz sıkıntılar vardır. Bunlar çoğu zaman ölümcül arızalar çıkarsada sanki kaderimizmiş gibi devam edip durur.

Acılar hafifleyip küllenince yeniden aynı hataları yapmaya devam ederiz. Geçenlerde bir akademisyen bir toplantıdaki konuşmasının başlığını “Türklerde acıları unutma geleneği” diye koymuştu. Bence çok gerçekçi bir tespit.

Osmanlı – Türk İmparatorluğu’nda da, bu böyleydi. İsyan eden beyler ve onların peşinden giden aşiret mensupları adeta ödüllendirildi. Son ana kadar tahammül söz konusuydu. Ama illa ki; son kerteye gelinceye kadar beklenirdi. Tabii böyle bir durumda kimin kaybedeceğide meçhul olurdu.

Türkiye’de her zaman olduğu gibi son günlerde garip şeyler oluyor. Hakkari’de PKK’nın ihale bedellerinin % 10’una el koyması, Diyarbakır’da geçmişte olduğu gibi tekrarlanan “ey rakip” rezaleti, sözde kürdistan bayrağı ile baba Molla Mustafa Barzani’nin posterinin önünde verilen pozlar ve yeni anayasa çalışmaları ile fiiliyatta son verilen varlığa hukukilik kazandırma çalışmaları… Sizin anlayacağınız liste uzayıp gidiyor…

Tabii her zaman olduğu gibi bütün bunlar Türk halkını ilgilendiren meseleler arasında öncelikli sırada yer almıyor. Onlar için kendilerini ilgilendiren ve küçük menfaatler içeren meseleler, her zaman olduğu gibi önde geliyor. Örneğin öğretmen atamaları ve eş durumundan dolayı birlikte tayin talepleri için kendini yırtanların sayısı kadar, bana memleketimizin can alıcı meseleleri ile ilgi şikayet ve talep gelmiyor. Bu arkadaşların seslerini duyurup meseleleri hallolunca diğer meselelere zaten kulak tıkadıklarından dolayı gündelik yaşamalarına dönecekler ve çoğunun sesini bir daha hiç duyamayacağız. Tıpkı eczacılarda olduğu gibi…

Hatırlarsanız bir müddet önce eczacıların sorunları vardı. Çok gürültü çıkardılar ve hükümet meseleye el attı. Sorun çözüldü yada ötelendi. Şimdi bu öğretmeler içinde böyle olacak. Zaten Türkiye’de haklı veya haksız yoğunlaşan talepleri dinleyen ve bunları siyasi rüşvet vererek çözen bir iktidar anlayışı var. Böylece değişik grupların taleplerini karşılayan iktidar ve bundan memnun olan toplumsal grupçuklar önce çatışan sonrada uzlaşan bir menfaat birlikteliği oluşturuyor.

Sözde kürt meseleside böyle sürüyor. Baksanıza iş PKK ile devlet adına yazılı protokol yapmaya kadar varmış.

Türk Devletine karşı sesini haklı veya haksız şekilde büyük bir yoğunlukta çıkartan hatta bunu kanunlarda suç teşkil edecek şekilde eyleme dökenleri, ödüllendirmeye varacak şekilde tatmin eden devlet, hiçbir şeye sesini çıkarmayan ve adeta kuzu gibi davranan vatandaşına karşı ne yapıyor? Ben size söyleyeyim: aslan kesiliyor aslan!

PKK’nın bölgesel hakimiyet kurduğu coğrafyalarda ki; buna ülkemizin batısıda dahil doğru dürüst vergi toplayamayan, elektrik ve su parası alamayan devlet, benim gibi bir vatandaşın elektriğini üç gün ödemeyip geciktirdin diye “şak” diye kesiyor.

Her halde en önemli suçum; devletime ve milletime karşılıksız sevgim ve bağlılığımdan ötürü, hem devletin hem de devletime karşı yapılanlardan dolayı tanımlanamaz bir sessizlik içinde sabırlı olmam olsa gerek.

Bu durum günümüze has bir gelişme değildir. Yüzyıllardır bu haldeyiz. Acılarını çabuk unutan bir milletin ihaneti ödüllendirmedeki gafleti şaşırtıcı değildir. Önemli olan içinde bulunduğumuz durumun farkında olmaktır. Teşhis konulmamış hastalığa hiçbir ilaç şifa olmaz. Bizde sosyal ve ruhsal hastalıklarımızı henüz tanımlayamadık. Sıkıntının özü burada yatıyor