İKİ ŞEY

 

 

İnsanın en önemli iki şeyleri vardır.

fiey…

Tarifi zor olan bir sözcük.

Yapılacak açıklamalarda daralma yaşandığında, ağızdan ilk çıkan imdat sibobudur şey.

Aslında çok basit olduğu kadar çok da zor bir üç kelime.

İşte şeylerle boğuşuyoruz bu günlerde.

Ağzımızdan çıkan şeylerin ceremesini çekiyoruz.

İşte yaptığımız, iki şey.

1- Demagoji (Laf kalabalığı)  

2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

Dünya fikirleri arşivinde Ermeni Diyasporasının dayatmaları olan “Ermeni Soykırımı” yapılmıştır cümlesi hiçbir ağızdan çıkmasında ne söylenirse söylensin. Yani başka “şey”ler söylensin.

O kadar güvenmiştik ki şu bizim Obama’ya.(???)

Başa geçmesi için alkışladık.

Seçim propagandalarına bile katkı sağladık.

Amerika’da yaşayan Türk asıllı cemiyetlere  Obama’ya oy vermeleri için talimatlar verdirdik.

O kadar inanmıştık ki, oh olsun bizlere.

İşte Obama.

İşte Obama açıklamaları.

Hani derdik te Amerika’dan dost olmaz, Onların siyaseti ta.. kuruluşlarında yazıldı..O zaman bize Amerikan düşmanı diye bağırırlardı.

Hani bazıları “GO HOME” derlerdi de, bizlerde onlara Kominist derdik.

Oh olsun bizlere. Oh olsun.

İşte Obama, işte güvenilen başkan.

Adam “Ermenilere Soykırımı yapılmıştı” demiyor.

Adam çıkıyor “Büyük Yıkım”lardan bahsediyor.

Adam Osmanlı’nın 1,5 milyon Ermeni’yi değil daha fazlasını yok ettiğini söylüyor.

Adam yapmış olduğu insanlık dışı uygulamaların olduğunu söylüyor.

Oh olsun bizlere, oh olsun.

Biz istedik böyle söylemesini.

Adam bastıra bastıra “Ermeniler konusundaki düşüncelerim değişmedi” derken biz kendisinden, “Aman Soykırımı” kelimesini kullanma da ne kullanırsan kullan demiştik, öyle değil mi?

Başka şeylerden konuş demiştik.

Adam da sözümüzü dinledi, başka “ŞEY” lerden konuştu.

Oh olsun bizlere, oh olsun.

fieylerden bahşeder misiniz dedi ve 24 Nisan’da açıklamasını yapıverdi.

24 Nisan geçti.

fiimdi yeni 24 Nisan’ın telaşında olacağız her halde.

İnşallah “fiey”ler demeyiz.

Gelecek 24 Nisanları düşünmeyiz.

Demek ki söylediğimiz iki şey, demagoji ve kendini ağıra satmakmış.

Kendimizi Amerika dediğimiz, yeri gelince müttefik, yeri gelinde ortak, yeri gelince dost ve hatta yeri gelince, sığınılacak bir ülke olarak gördüğümüz ülke yöneticilerine kendimizi ağıra satalım derken, demagoji yapmışız.. İş işten geçince bağırdık ama, oldu bir defa.

Eski düşüncelerinden vazgeçmeyen siyahi Beyefendi’ye de Türk Tarih Kurumu’nun eski Ermeni Masası Başkanı olan Prof. Hikmet Özdemir’in, “Cemal Paşa ve Ermeni Göçmenler, isimli eserini, anlayacağı bir dilde İngilizceye çevirerek gönderelim de, 1915’te yaşananların “soykırım” olmadığını anlasın Beyefendi. Hatta ve hatta soykırımı şüphesi yaşayan bizim aydın geçinenlerimiz de okusunlar da, techir sırasında Cemal Paşa’nın insanların ölmemesi için ne tedbirler aldırdığını görsünler, öğrensinler.

Türk’ün her zaman düşenin yanında olduğunu ve garibanın destekçisi olduğun da öğreniversinler.

Hem de İngilizce olarak. Obama İngilizceden nasılsa anlar, bunu biliyoruz. Belki bizimkiler de İngilizce yazılan kitaptan daha doğruları öğrenirler de, “şey” leri konuşmazlar.