İT İZİ İLE KURT İZİ Mİ?

ŞEREF PINARBAŞI

Atasözlerimiz arasında geçen bu cümle, kimi zaman << İt izi ile at izini ayırt etme>> şeklini alsa da bu Atasözünün aslı başlıktaki gibidir.

Çünkü atın izi ile itin izini ayırt edebilmek çok basit ve görüngüsü nettir. Altı yedi yaşlarındaki çocuklar dahi ayırabilirler.

Ama itin izi ile kurdun izini birbirinden ayırmak, uzmanlık gerektiren bir bilgi ve bilgi sistemine gerekli kılar.

Bu işin uzmanı da; yıllarca köpekleri ile koyun sürüsü sahipliği ya da koyun çobanlığı yapmış kişilerdir.

Ben bu kişilerden, yanına iki şeltek (çoban yarımcısı) alarak, sonbaharda bizim köy meralarına kendi sürüsü otlatmaya getiren Çelebi dayıyı tanıdım.

Bu Çelebi dayı <it izi, kurt izi> öyküsünü şöyle anlatırdı.

<<Kurtlardan (canavar) sürüyü korumak üzere, kangal türü köpeklerden 3-4 köpeği eniklikten alıp yetiştiririz. Eğer bu köpekler fiziki ve alışkanlıkları ile iyi yetiştirilirse kurtlar o sürüye saldıramaz. Ama gereği şekilde yetiştirilemezse, kurttan koruyamadığı gibi, kendine kurt süsü vererek kendi sürüsündeki koyunları öldürür. Bunu da şunun için yapar. Sabahın o leşleri o köpeklere yedirmekten başka çare yoktur. Bunlarda karşı güç ve beceri kazanamayan çoban köpeklerinin hepsi yapar. Ama güç ve beceri kazanan çoban köpekleri asla yapmaz>> derdi.

İyi yetişmiş bir çoban köpeğini de ‘ürümesini bilen bir it’ olarak tanımlardı. Bu ürümeyi bilen it, geceleyin ya da dağda gündüz, sürünün etrafında fır dönerken asla ses çıkarmaz, böylece yerini belli etmezmiş. Yani kurt sürüye saldıracak ama köpeğin yerini bilmediği için bu işten cayarmış.

Peki; kendi koyunlarını kıran it ile kurdun izini ayırabilmek nasıl olacaktır. Çelebi dayı onu da şöyle anlatırdı:

<< Kurtlar sıçrayarak yürürken ve basarken, ayaklar da uyum yoktur. Köpeklerin koşarken ya da boğuşma anında ön ayakların ikisi birlikte aynı doğrultuda uyumlu olarak yere basarlar. Bu yürüyüşte sıçrayarak yürüyen kurdun izi basış şeklinden anlaşılır. Usta bir çoban bu iki izi basış şeklinden tanır, onun için bu köpeklere kendi sürüsünden bir koyun leşi yedirmek ters bir yetiştirme olur.>>derdi.

Ben bu hikayedeki sekiz on yaşındayken dinledim. Yıllar sonra kendi köyümde 1972’lerde öğretmenlik yaparken çelebi dayı ya teyit ettirdim. Aklıma yatan şuydu: karıştırılan at izi ile kurt izi değil, it izi ile kurt iziydi. Çünkü aynı ayak yapısına sahip olan it ile kurt izi ancak basış şekline göre ayırt edilmesi, bu işte uzmanlık istiyordu. Çelebi dayı da bu işin uzmanıydı.

Gelelim sadede;

Baştan şunu belirteyim <<teşbih de hata olmaz >>  diyen bir temelle, hareket ettiğimi bilesiniz.

Şu anda ülkemiz, çağdaşları  ülkelerden çok gerilerde seyretmektedir.

Ülkede son 10 yılda; iç ve dış borçlar üçe katlanmıştır. Cari açık yüz kata ulaşmıştır. Sendikalı işçi sayısı, bu 10 yıl içinde hızla eriyerek üç milyondan 230 bin kişiye düşmüştür. Asgari ücret söylenen milli gelirin 15 de 1’ine inmiştir. Yetmiş milyonun 57-58 milyonu açlık sınırının altında bir maaşla geçinme savaşı vermektedir. Et, süt – yani gıda tüketimi ile temizlik – hijyenlik- için su deterjan – sabun vb. tüketimleri uygar ülkenin onda biriyle yetinmektedir.

Ulus halinde kilosu 5 TL’ye sucuk,  kilosu 1 TL’ye veya 2TL’ye dana veya öküz ciğeri satılmaktadır. Tabii buna da et ya da sucuk denilebilirse. Hem de 30-40 TL’lik sucuklardan 10 kat daha fazla satıldığını satıcılar bağıra bağıra söylüyorlar. Benim gözümün önünde de üç kiloluk bir akciğeri 2 liraya alan bir vatandaşa sordum,<< Ne yapıyorsun? bu ciğeri>> diye. Köpeğine yedireceğini söylüyordu ama üstündeki kıyafet ve davranışlarındaki tedirginlik yalan olduğunu belirtmeye yetiyordu. Trakya’da ve Ak Ova’da tarlalar bir bankanın haczinde, Tunceli’de, Elazığ’da bor madenlerinin yatakları binlerce dönüm arazi 99 yıllığına yabancılara kiralanmış. Hatay’da Amik Ovası’nda binlerce dönüm arazi İsraillere satılmaktadır.

Diğer yandan ülke üretim araçlarının yönetiminin  %75’i yabancıların eline geçmiştir.

Yani 1918’de Anadolu Halkına saldıran kurtlar o günün yiğit evlatları Atatürk ve arkadaşlarının kanları ile boğulurken, bugün o kurtlar stil = tarz değiştirerek  Anadolu Halkının üzerine abanmışlardır. Doğru beceri kazandıramadığımız yöneticilerimizde kendilerine kurt süsü vererek yabancılarla kendi hallerini soymakta ve kanını emmektedirler.

1950’den bu yana eğitimde, sağlıkta, barınakta bir politikamız olmadığı gibi üretim dağıtım tüketim de adalet, eşitlik, özgürlük anlayışları çökmüş, demokrasi başka bir mezrada konuşulur olmuştur.

Tüm bunlara karşın enseyi karartmadan, panik olmadan atacağımız, bilime ve akla dayanan nesnel çözümlerle bir dört yıl içinde aşılabilir.

Yeter ki millet olarak bunun bilincinde olalım.