Keser dönüyor, sapa dikkat...!

 

 

İki yıldır yatıp kalkıp konuştuğumuz, acabalarla boğuştuğumuz meşhur Ergenekon bilmecesi, içinden çıkılamaz hal almaya başladı. Son 12. dalgada göz altına alınanların, Türkiye’nin gelişmesinde, çağdaşlaşmasında büyük payları olması, arapsaçının taranamayacak bir hale dönüşmesini gösteriyor sanki.

Birilerinin ellerine aldıkları taraklar arapsaçına dönüşen bu karmaşık saçların arasında kırılıp ufalıyor gibi. Bunun belirtilerini sayın Savcı Zekeriya Öz’ün açıklamalarından anlayabiliyoruz. Her ne kadar açık açık söylemese de sayın Öz, bir zaman gelecek  kendi yetkilerinin de askıya alınabileceğini ifade ediyor.

Tıpkı daha önce bazı davaları sürdüren savcıların başına gelenler gibi.

Görünen o ki, 12. dalgada bir hışımla içeri alınanların teker teker salıverilmesi, soruşturmayı sürdürenlerin bir nevi yan çizmesi ya da suçlu değilmişler ile sonuçlanmakta.

Yapılan bu son çıkışlar “acaba muhaliflerin köşeye sıkıştırılması, kalemlerin susturulması mı” diye bir duyguya kaptırıyor insanı.

Ama görünen o ki, gün dönmeye başladı. Sabah olmaya yüz tuttu.

Tabiî ki, Türkiye’nin geleceğinden bu kadar sorumlu olan bizler, bir an önce bu işin sonuçlanmasını, aklarla karaların ayrışmasını tez elden istiyoruz.

Ama görünen o ki, aklarla karalar birbirlerine karışmış gibi. Ayırması epey zor olacağa benziyor.

İşin ucu Kıbrıs gibi gözüküyor. Bakın Kıbrıslılara, alın size Ergenekon deyiverdiler.

Yönetenler her ne kadar işin adaletin işi olduğunu söylese de bir yandan soruşturmaların kendi işlerine yarayacağı düşünüyorlar. Ama bilmiyorlar ki, Türk milleti her zaman mazlumun yanında olmuştur.

Anlayacağımız, ataların dediği gibi “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner mi” olacak acaba?

Tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi. Keser, Talat grubuna dönüverdi dermişim.

29 Mart seçimleri bir nevi habercisi olmuştu zaten bu işin. AKP oy kaybetti. Acaba neden?

Valla, ben bu işi tıpkı yaz ortasında çıkan hortuma benzetiyorum. Hortum çıkacak, aldıklarını alacak, sonucunda her yeri yakıp yıkacak. İşin gerçeği, hortumun altında kalmak ta var.

Hortum “darbeci, örgüt üyesi” gibi suçlamalarla emekli asker, profesör, öğrenci, gazeteci, yazar, kadın erkek demeden, bütün muhaliflerin üzerinden eze eze geçecek, AB’nin istediği bir gözdü, sizler iki gözü birden çıkarıvereceksiniz. Atatürkçüleri, milliyetçileri, vatanperverleri de aynı kefeye sokup, susturmaya ve sindirmeye çalışacaksınız. 

Bir de bunu tam uykunun ağır zamanında, tatlı zamanında yapacaksınız. Alında kaçan mı? dercesine. Sanki Amerika’ya kaçan varmış gibi.

NASILMIŞ KUYRUĞA BASMAK…

İtirafçılarla anlaşıp, devletin güvencesinde vatanın bölünmez bütünlüğünü korumaya çalışanlara her türlü iftirayı atıp gülerken iyiydi değil mi?

AB yandaşlarınızdan destek alarak, Diyarbakır propagasyonlarını yapardınız değil mi?

Meclis kürsüsünde bölücülük yapıp, ayrı bir devletten söz ederken alkışlanırken iyiydi değil mi?

İmralı mahkumunu Mandale’ya benzetip, Apo’nun şehit ettiği 35 bin vatan evladının ruhlarını sızlatırken iyiydi değil mi?

Nasılmış, ayağınızdaki nasıra basınca nasıl da bağırıyorsunuz.

Bakın bakalım, kuyruğa basınca acının ne olduğunu belki anlayabilirsiniz.

Neymiş efendim, Apo’nun İmralı mahkumiyetine son verilmeliymiş.

Hatta MİT araştırma yapmalıymış, Apo’nun ev hapsi konusunda.

Ondan sonra bakın Türkiye nasıl düzelirmiş.

Tabi karşılarında aptallar sürüsü var.

PKK’yı, Türkiye’nin başına bela edenleri sıkça yazdık. Onların amaçlarının neler olduğunu da yazdık.

Kimlerin Türkiye’de Kürt sorunu yaratma dayatması yaptığını da yazdık.

Türkiye üzerinden uyuşturucu taşıyarak  milyonlarca dolar kazananların kimler olduğunu da yazmıştık.

İşte bu sözde Türkiye dostları, Türkiye’de zorla bir “Kürt sorunu” yaratmak isteyenler, terörü meslek ve rant kapısı haline getirenler,  PKK ağababaları, hiç bu plânlarından vazgeçerler mi? PKK, hiç dağdan iner mi? PKK’nın dağdan ineceğine inanacak kadar aptal olamayız. Ona göre de birlik ve beraberliğimizi bozduramayız.

DTP’ liler şimdi sızlanıyorlar.

İçeri alınan, hapse atılan, cezaları kesinleşen yöneticileri için.

Nitekim en son, yani dün de, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Batman Belediye Başkanı Nejdet Atalay, terör örgütü propagandası yaptıkları gerekçesi ile 10’ar ay hapisle cezalandırıldılar.

Keser dönüyor, sap dönüyor. İşte gün geliyor. Hesap da dönüyor. 

ERMENİ Mİ, AZARBAYCAN MI?

Günlerce tartışıyoruz. Türkiye, Ermenistan sınırını açacak mı?

Dışişleri Bakanı Ali Babacan Ermenistan’a gitti, anlaşacak.

Azarbaycanlı kardeşlerimiz ayağa kalktı. “Hani biz iki devlet, tek millettik” diyorlardı.

Sonunda, sayın Başbakan gittiği Almanya’da, probleme son noktayı koydu.” Biz Azarbaycanlı kardeşlerimizin üzüleceği hiçbir şey yapmayız.  Karabağ sorunu çözülmeyince de kapıları asla açmayız.” İşte bu kadar. Artık dananın altında buzağı arayacak olan sözde aydınlar anlasınlar. Her konuda hükümetin dışarıya taviz vermediğini. Neme lazım, bize de “Yiğidi öldür hakkın yeme” düsturunu kullanmak düşüyor. Ancak son söz olarak, bu Ergenekon AKP’nin başını da yiyecek. Demedi demeyin. E…Ne demişler, Keser…..