KİŞİLİK ve TOPLUM

FARUK HAKSAL

 

İnsan davranışlarının dibine indiniz mi ince-küçük-kurnaz-gizemli bir takım “derin” hesaplarla karşılaşırsınız.

İşte bu hesaplamalardan çıkacak olan sonuç, o insanın kişiliği ile doğru orantılıdır.

İnsan, doğal olarak, en temel içgüdüsünün peşinden giderek çıkarlarının doğrultusunda belirleyecektir davranışlarını: Ama…

İşte tam da bu noktada kişiliğin filtresi ya da egemenliği gündeme gelecektir.

İnsan, ya bu egemenliğin ufkunda sağlıklı duruşlar ve refleksler gösteren onurlu bir kişi olup çıkacaktır…

Ya da burnuna takılan halkanın kendisini sürüklediği mahreçlerin uydusu olarak yaşayacaktır hayatını.

Aslında bu ayrım yaşamın pratiği içinde yukarıdaki iki cümlede yer aldığı gibi keskin çizgilere sahip değildir.

Hayatın içinde birçok; farklı, zaman içinde değişim gösteren “git/gel”ler vardır.

Çok sağlam karakterde olan insanların dahi koşullara göre farklılıklar gösteren zayıflıkları, yenilgileri, hakkından gelemedikleri hassasiyetleri vardır. Ama önemli olan sürekliliktir, istikrardır; kişiliğin direnci, gücü ve niteliğidir.

Esen rüzgârlara göre yön değiştirmeyen; “fırtına ya da meltem, fark etmez,” diyebilen bir kişiliğin sürekliliğidir önemli olan… Yenilgilerden güç alan, zafiyetlerden ders çıkartan bir süreklilik: İşte önemli olan budur!

Yaşamın pratiği her gün yeni bir sınama ortamı serer önümüze. Kişiliğin ve kişiliksizliğin somut olarak ortalığa döküldüğü er-meydanının adı, “gün”dür. Sabah gözümüzü açtığımız andan başlayarak gelişen süreçtir.

Uzun lafın kısası insan; sözde değil, özde erdemli olabilmelidir.

Ahlakı, söylemler içinde değil, hayatın pratiğinin içeriğinde gerçekleştirebilmelidir.

Davranışlarını belirleyen temel etken, sahip olduğu değerler bütünü olabilmelidir.

Ahlaki değerler, siyasal nutukların süsü ya da propaganda öğesi değil; insan kişiliğinin omurgası olmalıdır. Eğilip bükülmeyen, dim/dik durabilen, sağlam ve güçlü bir omurga!..

İşte tek tek insanlar olarak en büyük gereksinimimiz bu niteliklerdir.

Tek tek insanlar olarak en büyük gereksinimimiz bu olunca da, toplumumuzun bu aynı ihtiyaca muhtaç olduğunu söylememiz zor olmayacaktır.

Konu/komşu ilişkilerinde, arkadaşlık/dostluk münasebetlerinde, iş/kültür/eğitim/siyaset ortamlarında, her yerde, her dönemde ve yaşamın bütün süreçlerinde ihtiyacımız olan budur; gereksinimimiz bu kaygılardır.

Sorun; ahlakı, kişiliği ve yaşamı dert edinmek ve kişisel gelişmeyi yöntem; toplumsal yükselişi görev bellemektir.