KÜRESEL SERMAYE VE EĞİTİM

KAZIM ER

 

 

Köy enstitüleri, Türk Eğitim Tarihi’nin içinde altın bir sayfa olarak yerini almıştır. 17 Nisan’larda  kutlanan köy enstitülerinin kuruluş gününde, bu süreci yaşamış olan emekli öğretmelerimizle bir arada bulunmak bizlere gurur veriyor. Onların anlattıklarından yola çıkarak eğitimin-öğretimin hangi amacı gerçekleştirmek için nasıl mücadele verildiğini öğreniyoruz. Onlara saygı duyuyor, ellerinden öpüyoruz.

Köy Enstitüleri’nde verilen eğitimin temeli, Atatürk’ün kurduğu ulus devletin sürekliliğini sağlamak, eğitimin temel amacı olan üretimi arttırarak, toplum kalkınmasını gerçekleştirmeye çalışmaktı.. Bilinçli bir toplum yaratmak için bütün fırsatlar oluşturulmaya çalışılıyordu. Eğitimden nasibini alamamış köy çocukları, köylerden toplanarak ülke ve insan sevgisiyle yoğrulmuş, donatılmış gençler olarak, köylerine dönerlerdi. Çevresini aydınlatmak, köylerindeki üretimi arttırmak, köylülerin kendi kendilerine yetebilecek duruma gelmesini sağlamaya çalışıyorlardı.

Kendi kendine yetebilen bir üretim anlayışı nedeniyle köylerimiz bağımsızlaşıyordu.

Köylerde bu günde süren kravatlı feodal ağalar, yabancılarla işbirliği yapan işbirlikçiler, kontrol edilemez hale gelecek, özgür ve ulus devlet savunucularından korktular, bu okulları kapattılar.

Köy Enstitüleri’nin kapatılması, Türk Eğitim Tarihi bakımından, kara bir sayfa olarak durmaktadır. Keşke kapatılmayıp geliştirilip, çağdaş olma yolunda yol alan ülkemiz, bu günkü müstemleke konumuna düşürülmeseydi.

Köy enstitüleri projesinin yerine neler kondu.

Sistemlerin yerleşmesi ve sürdürülmesi ancak o sistemi benimsemiş ve savunacak insan tiplerinin yetiştirilmesiyle mümkündür.

Karma ekonomiyi, laik yaşam biçimini ve ulus devleti savunan bir eğitim anlayışı, toprak ağaları ve işbirlikçiler tarafından kabul edilemez bir durumdu.

İşlenecek toprak ağada, ağalarla işbirliği içinde olan şeyhler ve onların müritleri, yabancı şirketlerle işbirliği içinde olan sermaye grupları,ileride paylaşımdan yana tavır koyacak olan bu bilinçli kesimden kurtulmak zorunda olduklarını biliyorlardı.     

Bunun için yapılması gereken eğitim sistemini değiştirmekti. Sık sık eğitim programlarını değiştirerek, eğitimcileri ne yapacağını bilemez hale getirdiler. Eğitim uygulayıcılarının  örgütlü güçlerinin, çağdaş eğitim  için yaptıkları öneriler dikkate alınmadı.

Baskılar arttı. Sürgünlere ve kıyımlara uğradılar. Bedeller ödediler.

Ne adına ……..

Ülke sevdasını her şeyin üstünde tutukları için.

Yeni dünya düzenini kurmak ve yerleştirmek için eğitim sistemi tepeden tırnağa değiştirildi. Genç beyinlerde “Gemisini kurtaran kaptan mantığı” hakim olmaya başladı.

Bireycilik temel felsefe kabul edildi. Toplumculuk ve paylaşımdan söz eden kalmadı.

Cumhuriyetin temel ilkeleri ve değerleri birer birer yok edilmeye başlandı. En son ise Laiklik ilkesini yok etme üzerine saldırılar sürmektedir. Bunun yerine ılımlı İslam modelleri dayatmaları, toplumun gündemine düşürülmektedir. Dini söylemlerin bu kadar gündemde olması acaba nedendir?

Küresel sermaye, iki büyük tehlikeyi önemsemektedir. Ulus devlet yapısı ve Laik devlet düzeni. Bu iki kavram küresel sermayenin yerleşmesinde engel teşkil etmektedir. Kontrol edemediği ülkelerin alt kimliklerini ortaya çıkararak, ülkede kargaşa yaratarak ülkenin bölünmesini sağlamaktır. İnanç ta sevgiyi ve hoşgörüyü savunan laiklik ile etnik kimlikleri bir arada tutan ulus devlet kavramlarını ortadan kaldırmak için her alanı kullanmaktadır.

Bu gün ders kitaplarına baktığınızda öğrencilere kalkınma modeli olarak, yabancı sermaye ile işbirliği yapılarak kalkınmanın mümkün olduğu beyinlere dokunmakta, kendilerini kurtarmak için mutlaka birilerinden yardım almaları gerektiği belirtilmektedir.

Ülke kaynaklarının yabacılara kullandırılmasından yana taraf olması için beyinler işlenmektedir. Toplumun yaşananlar karşısında bu kadar duyarsız kalmasının nedeni, toplumu oluşturan bireylerin, her alanda, beyin yıkama yöntemlerinin sonuçları değil midir?

Uygulanan eğitim sistemiyle, Görsel ve yazılı basınıyla “ÖZGÜVEN”nini yitirmiş bir toplum yaratılmış bulunmaktadır.

Geçmişte olduğu gibi ülkemiz üzerinde tarikatçılar, feodal ağalar ve yabancı sermaye ile işbirliği yapmakta olanlar, amacına ulaşıncaya kadar mücadelesini sürdürecektir.

Özellikle Amerika’da yaşayan meşhur tarikat liderinin bir sözünü buraya almak istiyorum. Dindar geçinenlerin inandıkları bu zatın, yabancı sermayenin ülkeleri ne hale getirdiği konusunda tespitler  yapmakta, oynanan oyunda, müritlerine bazı önerilerde bulunmaktadır.

“Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalıdır.”

“Küreselleşen dünya, küçük esnaf ile küçük çaplı ticareti yok edecektir. Daha büyük şirketler ve müesseslere dönüşüp, küreselleşmedeki  yerimizi alalım. Finans kapitalin hakim olduğu bir dünyada yerimizi arayalım. Daha büyük şirketlere dönüşmeyi amaçlayalım.”

Güya dini bir tarikat liderinin söylemeleri bunlar. Küresel sermayenin ülkeleri ne hale getirdiğini belirtmektedir. Bu bakış biçimiyle yeni dünya düzeni ile nasıl bir işbirliği içinde görülmektedir. Bütün eğitim için yaptığı yatırımlar, bu misyonu sürdürmek için olduğu açıktır.

Ülkemizde siyasal iktidarın uyguladığı yöntemlerde aynı fikirlerin uygulanmasıyla ilintili olduğu ortadır. Ben ülkemi pazarlamak için uğraşıyorum diyen bir başbakan, satacağım diyen bir bakan “Size ne kardeşim .! “diyebilmektedir.

Temel gıda maddelerinin ve tarımın durumu gözler önündedir. Dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biri sayılan ülkemiz ithalat cenneti haline getirilmiştir.

Köy enstitüleri, bu toplumun gençlerine, öz güveni gelişmiş, ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir nesil yetiştirdi. Bu gün onların bazıları yaşıyor. Bağımsız bir ülkede uygulanan eğitim programı ve projesiydi köy enstitüleri. Ancak ben umutsuz değilim. Bu ülkenin çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutanlar hala var.

Meydanlarda gür sesleriyle  “Bağımsız Türkiye !..” diye bağıra bilmektedir.                                                                                                                                                                             

Onlara selam olsun.