Latmos veya bugünkü adıyla Beşparmak Dağları

E. TURGUT TEKİN

 

 

Bugün Aydın ilinde turizm potansiyeli çok yüksek olmasına rağmen el atılmamış bir alan dağ turizmidir. Toros Dağları’nın son bölümünü oluşturan bu dağlar yani Antik adıyla “LATMOS”, Türkçe adıyla “BEŞPARMAK” bu dağlar, çok ilginç bir jeolojik yapıya sahiptirler. Hemen hemen ana kütlenin yüzde yüzü kayalardan oluşmaktadır. Çok sert granitten oluşan bu kaya yığınları oldukça ilginç doğal güzellikler içermektedirler. Buna rağmen üzerlerinde başta çam, pıhnar, meşe ve zeytin olmak üzere Ege Bölgesi’ne özgü bitki örtüsü vardır. Kayalar arasında yükselen dev çamlar, suyunu ve gıdasını nereden alır, bu da  Allah’ın bir hikmeti olarak orada görülmektedir.

1970‘li yıllarda Çavdar Köyü yolu ile bu dağlara ilk çıktığımda şaşırıp kalmıştım. Daha önce tırmandığım dağlara bunlar hiç benzemiyordu. Ardahan İli Posof İlçesindeki 3000 rakımlı Ulgar Dağı’na 16 yaşımda, Erzincan Merkezdeki 3800 rakımlı Esence Dağları’na 23, Tunceli İli Ovacık İlçesi’ndeki 3500 rakımlı Munzur Dağlarına çıktığımda 24 yaşında idim. Beşparmaklara çıktığımda ise tam 30’un içinde idim. Daha önceki tırmandığım dağlar bu dağın iki katı daha yüksek olmalarına rağmen, bu dağlar bana daha heybetli, daha korkunç geldiler. Nedeni daha vahşi ve çok kayalık olmasındandı. Bulunduğunuz yerde diğer dağların geniş ufuklarına rağmen burada sanki bir başka dünyada olduğunuzu anımsatan bir duygu vardı. Yağmur Tanrısı’nın otağı olarak bilinen ve yaklaşık olarak 1500 rakımlı olan “TEKERLEK TEPE” ‘ye çıkınca sanki yeniden alıştığımız dünyaya dönmüş olduk. O tepeye birlikte tırmandığımız  ekibim de bana o anki duygularını şöyle anlattılar:

Hocam, biz görevimiz gereği böyle çok doruklara ulaştık. Ama hiç birinde bu kadar yaşadığımız dünyadan kopmamıştık. Hele şükür, buraya çıkıpta çevreyi görünce tekrar dünyada olduğumuzu anladık. Daha önce sanki başka bir gezegende idik. Filim ustaları neden gelip buralarda bilim kurgu filimleri çekmezler, diye de bir espiri ile gülüştük. Kutsal kitapların birinde, sanırım İncil’de olacak çok güzel bir söz var. Ben bu sözü severim. Orada der ki; ”Dağ ne kadar yüce olursa olsun, yol onun üzerinden aşar.” Bu sözü ben iki açıdan dolayı hem severim ve hem de yazılarımda sık sık kullanırım. Birincisi şudur, insan azmettikten sonra birçok zorlukları istedikten sonra başarır. İkincisi ise insan yolları icat ederek çok yüksek ve gururlu olan dağları bile bu yollar sayesinde aşmayı becermiştir. Bu varsayımlara sizlerde bir şeyler ekleyebilirsiniz.

Latmos Dağları ile ilgili tarihi verilere dayalı araştırmaları, Anneliese Peschlow yapmıştır. Onun “LATMOS DAĞLARI’NIN  PREHİSTORİK KAYA RESİMLERİ” ÜZERİNDE YAPMIŞ OLDUĞU ARAŞTIRMALAR SONUCU BURALARDA GÜNÜMÜZDEN ON BİN YIL ÖNCE İNSANLARIN YAŞAMIŞ OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR. BU ARAŞTIRMALARA GÖRE TARİHTEKİ BİRÇOK İLKLER ÜZERİNE GÖLGELER DÜŞMEKTEDİR. BU ARAŞTIRMALARIN DEVAMI VE DÜNYA LİTERETÜRÜNE GİRMESİ BÖLGE VE YÖREYİ CANLANDIRACAKTIR.

Anadolu ve Karia Mitolojisine göre, Tekerlek Tepe, Yağmur Tanrısı olarak kabul edilmiştir. Karialılar burayı kutsardı. Yunanlılar ise bu yağmur Tanrısını kendi mitolojilerinde Zeus’e çevirdiler. Latmos Dağları’nda hüküm sürdüklerine inanılan tanrıların en güçlüsü olan Yağmur Tanrısı bu Tekerlek Tepe’de oturuyordu. Bu nedenle Karialılar’ca bu tepe kutsal olarak kabul ediliyordu. Yunanlılar, her şeyi kendilerinin bulduğunu sandıklarından bu tanrılar masalınıda Latmos’tan çalarak, Olimpos’a taşıdılar. Yağmur Tanrısı’na Zeus, Kibele’ye ise Artemis Adını verdiler. Bu bizim konumuz dışında kaldığından ayrıntılara girmeden yolumuza devam etmek istiyorum. Bugün bile Anadolu’da “Yağmur ve Dağ” arasında önemli bir bağ vardır. Coğrafik bir olay olarakta bu varsayım doğrudur. Isınıp buharlaşan sular, yüksek dağ tepelerinde yoğunlaşarak önce buluta sonrada yağmura dönüşmez mi? Dünyanın her yerinde bu olay böyle değil mi? İlk insanın düşünceside bir yerde doğrudur. Bilimsel olarak açıklayamadığı konuları tanrıların yaptığına atfetmiş, öyle düşünüp öyle inanmıştır. A. Peschlow, araştırmasında bu konuya şöyle değiniyor:

“Latmos’un prehistorik dönemden beri insanlar üzerindeki bu dini önem göz önünde bulundurulduğunda, bununla ilgili arkeolojik oluşumların ortaya çıkması doğaldır. Bu nedenle 1991 yılından beri Heraklia bölgesinde yaptığımız arazi araştırmalarımız özellikle prehistorik kalıntılara hedeflenmişti ve 1994 yılında da ilk iki kaya resimlerine rastladık. Kaya resimlerinin sayısı bu zaman zarfında 120’ye yükselmiştir. Resimler Latmos’un ana sıradağları üzerindeki alanda yoğunlaşmıştır, ancak tek tek çinedere,yani antik Marsiyas deresine kadar uzanmaktadır. ”Yine bu araştırmacı yazar, resimleri tanıtmaya şöyle devam ediyor:

“Bu resimler küçük Asya’da  karşılaştığımız ilk kaya resimleridir. Tema  VE STİL OLARAK KAPALI BİR GRUP TASVİR EDİLMİŞTİR Kİ ŞİMDİYE KADAR NE AKDENİZ  BÖLGESİ NE DE YAKIN ASYA’DAKİLERE, BİRKAÇ TİPOLOJİK AYRINTI DIŞINDA, HİÇBİR PARALELLİK GÖRÜLMEMİŞTİR. Resimler kayaların, sarkıtların üzerinde ve mağaralarda genelde de su kaynağına yakın yerlerde bulunurlar. Bazı durumlarda derenin mağaranın içinden geçtiği de oluyor. Sudan oldukça yoksun olan bu dağlık bölgede resimlerin suyla çok ilintili olduğu açıktır. Sözü edilen bu mağaralar, yer altı mağaraları değildir. Zeminle aynı düzlemde olan gün ışığı gören, hava koşullarından dolayı da içleri oyulmuş kayalardır. ”Araştırmacı, bu resimlerin bulunduğu yerlerin çok güzel bir haritasınıda yapmıştır. Mağaraların bir çoğu bugünkü Milas sınırları içinde yer almaktadır. Çoğunluğu ise bugünkü Karakaya Köyü’nün Güneydoğusundaki kayalık zirve çevresindedir. Halkımız yıllardan beri bu resimlere ilk hırıstiyanların resimleri ve manastırları gözüyle baktılar. Bu konuda başka araştırmalar yaparak, kendi sitesinden “LATMOSLUOĞLU COM.TIR” ADRESİYLE YAYINLAYAN  ARKADAŞIMIZ ZEKİ KEMİKLİOĞLU’DUR. O’nun sitesin de bu dağlarla ilgili olarak çok güzel görseller vardır. Ayrıca geniş boyutlu bir fotoğraf arşivi bulunuyor. Dileyenler bu arkadaşımızdan yararlanabilirler. Kendisi oralı olduğundan Arapavlusu denen yerdeki mağaraları hem biliyor ve hem de dileyenleri götürüp gezdiriyor. Arkadaşımız Zeki Kemiklioğlu bu konuda yörenin en iyi rehberidir. Araştırma yapacakların bu arkadaşımızın rehberliğinde gitmelerinde zaman ve bilgi açısından yararlar vardır.

Bu dağlarda araştırma yapan A.Peschlow yayınladığı makalesinde şu mağaraları tanıtıyor:

1) Göktepe Mağarası,

2) Kavlan Resimleri,

3) Ballıkaya’daki Kaya Resimleri,

4) Karadere Mağarası Resimleri,

5) Karahayıt Civarında Bulunan Kaya Resimleri,

6) Kayabaşı Resimleri,

Yazar, bu araştırmalarını şöyle sonuçlandırıyor: ”Resim stili olarak natürel ve şematik olarak  iki ana stil mevcuttur. Bunlardan natüralist stili Kavaklıdere’deki resim temsil ediyor. İnsan tipleri için belirtilmiş bir şema vardı. Erkek figürü her zaman cepheden kolları  yukarı doğru genelde açık  ve kuvvetli olarak çizilmiş.Cinsiyet belirtilmemiş sembollere rastlanmamaktadır. Kadın ise her zaman profilden resmedilmiştir.Şematik stilin uygulanışında ise kadın detayların  ortaya çıkarmasında çeşitlilik erkek figürüne göre daha zengindir. Kadınların kolları çoğunlukla kısa ve değişik hizalarda konumlandırılmış, bazen aşağıya bazen yukarıya doğru çizilmiş, ancak hiçbir zaman parmakları belirtilmemiştir. ”Bu Alman Arkaloğun dışında başka bir araştırma yapan ise Chrıstoph Gerber’dir. Bu araştırmacı ise “LATMOS DAĞLARINDAKİ PREHİSTORİK BULUNTULARA AİT İLK SONUÇLAR” ÜZERİNDE ÇALIŞMALAR YAPMIŞTIR. Araştırmacı bu çalışmalarında bu dağlarda ki buluntuları değerlendirmiştir. Yine A.Peschlow, ”LATMOS’DA HİTİTLER” adlı makalesi ile de bu yörenin çok eski bir yerleşim alanı olduğunu karşılaştırmalı olarak ortaya koymuştur. Bu ikinci makalesinde de birçok resim ve  görüntüler yer almaktadır.

Bu makaleler, ”BİRİNCİ ULUSLAR ARASI AŞAĞI MENDERES HAVZASI TARİH, ARKEOLOJİ VE SANAT TARİHİ SEMPOZYUMU” RAPORLARINI İÇEREN VE 15-16 Kasım  2001 tarihlerinde Söke’de yapılan çalışmaların  kitaplaştırıldığı aynı adlı kitapta yer almaktadır. Adnan Menderes Üniversitesi’nin organize ettiği bu değerli yapıtı bize kazandıran dönemin valisi sayın Emir Durmaz’a ve Söke Belediyesi ‘nin o dönemki Başkanı Sayın Beliğ Azbazdar’a burada çok teşekkür ederim. 372 sayfalık birinci hamur renkli baskı A4 boyutlarındaki bu yapıtta  “AŞAĞI BÜYÜK MENDERES HAVZASI VE ÖZELLİKLE BİZ DE ŞİMDİYE KADAR ARAŞTIRILMAMIŞ OLAN  LATMOS ANTİK KÜLTÜRLERİNE BİLİMSEL DEĞERLERDE YER VERİLMİŞTİR. DİLEĞİMİZ BİR DOĞA HARİKASI OLAN BU DAĞLAR TURİZME AÇILIR.”