MÜLKİYET TUTKUSU VE MÜLKİYET SEVGİSİ

ŞEREF PINARBAŞI

 

Mülk, biliyorsunuz taşınmaz mallardan arsa,ev,araba,tarla ve benzerleridir. Mülkiyetse bu malların sahipliğidir mülk sözcüğünün çoğuludur. Kapitalist düzende, bu malların sahipliğidir. Ayrıca kapilatist düzen bu malların sahipliğini tapuyla garanti altına almıştır.

İnsan dediğimiz bu varlık içgüdü döneminin açlık, susuzluk, barınmak, korunmak gibi kavramların sonucuna ben’ini (ego) oluşturmasıyla ulaşacağını düşünerek kendini yapılandırır. Yani bencilliği ile davranış oluşturur. Bu bencilliğinden içgüdüyü aşarak kurtulduğunda türdeşi olan insanların içinde yerini alabilir. Toplumla bütünleşmesini sağlayarak içbütünlüğünü oluşturmuş olur. Bu durum aynı zamanda hakkaniyetli ve tutarlı bir insan olmasını kazanmış olarak toplum içinde saygın bir yer açmış olmasını da getirmiş demektir.

Ancak içgüdüsünü aşamayıp, ya da yarım yamalak bir aralıkta seyredenler kesinlikle bencilliğinden kurtulamazlar. Bu cümleden olarak örnekleme yaparsak, çocukluğum (6-12 yaşlar) öküz ve ineklerimizi yaymak ve ahırda onların yemlerini yedirmekle geçmiştir. Hatta öğretmenliğimin ilk yıllarında da kendi köyümüzde çalıştığımız sıralarda, 60 kadar koyunumuzun bakımında gözlemciliğim olmuştur. Gerek öküz ve inekler gerekse koyunlar çayırda otlarken sanki çayırdaki tüm otları o yiyecekmiş gibi diğerlerini toslayarak yayılır, ahırdadaki yemliklerde,  önlerine konan yemleri yerken de diğer hayvanları kendi önüne yanaştırmamak için,  iki tarafınada toslayarak kovalarlar. Özellikle öğretmenliğim sırasında gözlemlerimde anlıyordum ki, hayvanlar içgüdüleri ile eylem belirliyorlardı. Temel olarak da açlık, susuzluk ve cinsellik konularında ölümcül bir eyleme geçebiliyorlardı.

İşte tam bu anlamda korkusuz bir özgürlük içinde yetişip de dürtülerine engel olma, duygularını erteleyebilme egzersizleri ile eğitimini alamamış insanların da; bu öküz, inek, koyun, köpeklerden farklı olmadığını görüyorum. Zira insan içgüdüyü aşamamışsa ilk kendisi, sonra sıra ile çocukları, hanedanı ve yalaka yandaşları için soygun, talan ve hırsızlık yapmaktan kurtulamıyorlar. Oysa çalışmadan, yorulmadan, yiyip için gezenler mutlaka birilerinin birikimlerini araklıyorlardır.

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum, herkesin iki kolu, iki gözü, eli ayağı varken birileri karun gibi zengin, birileri de bir ekmeğe muhtaç yaşıyor. Hiç şüphesiz ekonomik kültürel ve politik hırsızlıklar, yolsuzluklar rant yaratarak üzerine çullanmalar sonucudur. Halkın, insanların gözünün içine baka baka yedi nesil sonrası için çocuklarına miras bırakanlar sigorta yaptıranlar, erk’leri sayesinde kapattıklarını sanıyorlar. Hatta malı insana Allah verir diyerek uzaydaki boşluğa yönlendirip uyutmaya çalışıyorlar.

Başkalarına talkın kendilerine salkım. <malda yalan mülkte yalan var biraz da sen oyalan> ninnisini söyleyerek insanları, irem bahçelerindeki sanal meyveler ve içinde süzülüp gezen hurileri ile avutuyorlar.

Oysa Volkan Konak < bu dünyadan fayda yok, öbürü de şüpheli > türküsü ile belli ki iki dünyayı da ıskaladıklarnı bildiriyor.

Sistem kapitalist, sınıf burjuva olduğu  sürece 600 milyon yiyecek, giyecek, sefahat içinde har vurup harman savururken, 7 milyar insanda cefa çekmeye devam edecektir.