NE KAVGA AMA !

ÖZCAN PEHLİVANOĞLU

Ankara'da yapılan NATO zirvesi sonunda artık tekrar etmekten bıktığım ama tekrar etmekten asla vazgeçmeyeceğim fikirlerimi sizlerle yeniden paylaşayım istedim...

NATO zirvesi sonucu yine Türkiye'de pembe bir tablo çizilmeye başlandı.
Arka planda ne sözler verildiğini henüz bilmiyoruz!
Herkes bir şey söylüyor ama zirvenin sunumundan taraflı tarafsız herkes etkilenmiş durumda. Yani "ambalaj" çok iyi!

Oysa ki, "Yüzyıllardır Türkler üzerinde büyük bir kavga yürütülüyor. Türk’e karşı bu kavgayı yürütenler bıkmadılar usanmadılar. Türk’ün ise genelde bu kavgadan haberi yok. Bir kısım Türk ise az imkanla büyük mücadeleler vererek en azından bu kavganın devamını sağlıyor. (Çünkü Türk Milleti günümüzde adeta Türklükten vazgeçmiş gibi davranıyor)

Turgut Özakman’ın deyiminden yola çıkarak “Çılgın Türkler” olarak adlandırabileceğimiz bu çelik çekirdek, günümüzde de kavgadan galip çıkabilmek ve tehlikeleri savuşturabilmek adına inanılmaz bir ter akıtıyor.
Bu kavgada Türk tarafının en büyük handikapı; farkındasızlıktır. Türk veya kendini Türk hisseden çoğunlukta, meselenin özünü kavramak açısından, büyük sıkıntılar mevcuttur."

4 Temmuz 2014'de kaleme aldığım bir yazıda: "Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin gittiği olumsuz nokta, Türk’ten gayri herkesin malumudur. Ve bu, bir günlük iş değildir. Kavganın diğer tarafının kesin hedefi; Türkleri Asya bozkırlarına döndürmek ve mümkün olduğu gün toptan yok ederek, tarihten silmektir." Bunu bugün Türk Milletinin hükümranlığını "Türk-Kürt-Arap" diyerek eritmek istemelerinde görüyoruz...

Bunu da çeşitli vesilelerle yani konferans, sempozyum, televizyon programları, kitaplar, makaleler, röportajlar, sinema filmleri, belgeseller, romanlar, hikayeler ve şiirlerde ifade ediyorlar.Türk; bunları yeterince takip etmediği, tarih şuuruna sahip olmadığı ve çoğunluğun “Kızıl Elma”sının bulunmaması gibi sebeplerle fark etmemektedir." Hatta bugün iş devleti sevk ve idare eden siyasi iktidarın "Kurtuluş Savaşı" adını eğitim hayatından silmeye çalışmasına kadar gelmiştir .

"Günümüzde yaşadıklarımızın ama tüm yaşadıklarımızın, doğal olduğunu ya da tesadüfler sonucu geliştiğini söylemek aptallık ötesi bir ahmaklık olur. Eğer cahilimiz ve alimlerimiz akıllı olsalardı Türkler bu duruma düşerlermiydi? Yirmi yıl (32 yıl) önce kaleme aldığı “Türk Hakları” adlı kitabında Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol “Türkiye’de Türklüğün ve Türklerin düşürülmüş bulunduğu derece göz önüne alınacak olursa.” derken herhalde gelecek olarak gördüğü günümüze de atıfta bulunuyordu."

"Eski MİT’çi, sonrasında akademisyen ve yazar olan rahmetli Mahir Kaynak, 2006 yılında Türkiye’nin konumunun ne olacağı hakkında şöyle sorular soruyor “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan dengenin bozulduğu, yeni güç dengesinin kurulduğu günümüzde Türkiye’nin konumu ne olacaktır? Bu güne kadar 1923’deki yerini korumaya çalışan ülkemiz yeni yapı içinde aynı yerde mi kalacaktır? Sınırların yeniden çizileceği bölgemizde bizim için de bir değişiklik öngörülmekte midir? Kendisine biçilen role uygun bir ideoloji benimseyen, yeni çevresi ve tarihiyle bağlarını kesen Türkiye, eğer yeni bir rol üstlenecekse, bu role uygun bir ideoloji de benimseyecek mi?” demiştir.

Ben şahsen Türkiye'ye dayatılan "Terörle Müzakere" ve "Yeni Anayasa" çabalarını ki buna bu ayın sonuna kadar çıkarılacağı söylenilen terör ve teröristlerle ilgili yasayı da bu kapsamda değerlendiriyorum yani "yeni bir yol" ve "bu role uygun bir ideolojiyi benimsemek" Türkiye'ye biçilen bir elbise mi diye düşünüyorum .AcabaTrump onun için mi bizi çok seviyor ve destekliyor?

"Gördüğünüz gibi Türkiye’nin ve Türklerin geleceğine ilişkin sorular bunlar! Yani bizim hakkımızda verilen kararların neler olduğunu kapsıyor bu sorular...
Cevaplarını Mahir Kaynak’ta biliyordu... Çünkü soruların cevaplarını içeren planlar Fuller, Abromowitz, Henze gibi adamların başında olduğu merkezlerde belirleniyor." diye 2014'te demiştim. Ve bu adamların 15 Temmuz 2016 hain kalkışmasını planladığı ortaya çıktı. Cihat Yaycı her ortamda Graham Fuller'in 1998'de yazdığı kitapla başımıza gelecekleri teker teker yazdığını anlatıyor. 1998'den 2026'ya yani hiç bir şey tesadüf değil tıpkı NATO zirvesi sonrası yaratılan pembe tablo gibi!

"Anlayacağınız iktidarın uyguladığı politikalar, ekonominin sübvansiyonu, Apo’nun teslimi ve astırılmaması (ve şimdi teröristin "Umut hakkı denilerek serbest bırakılmaya çalışılması) Türkiye’nin bölünmesi, sosyolojik ve demografik yapımızın değiştirilmesi, TSK’nın belinin kırılması, yargının siyasallaştırılması, ülkenin büyütülerek federatif bir yapıya kavuşturulması yolu ile birden fazla parçaya bölünmesi gibi saymakla bitiremeyeceğimiz pek çok husus, Türk’ün bir türlü farkına varamadığı projelerin ürünüdür."

"Bugün Türk veya kendini Türk hissedenler yine bir tarafının kendileri olduğu kavgayı anlamış değiller. Üzerilerine yöneltilen kültür ve din eksenli psikolojik operasyonu savuşturup kavgayı diri bir şekilde yapamıyorlar. Adeta pelte gibiler! Bir o tarafa, bir bu tarafa şuursuzca yığılıyor ve mücadeleden kaçmak için bahaneler uyduruyorlar. Eğer böyle yaparsak bu kavgadan yenik ayrılacaklar. Ümitsiz ve karamsar değilim ama hamaset yapmaya da gerek yoktur. Artık objektif bakıp, fotografı olduğu gibi çekme zamanı. Kavga ettiğimizi bilerek mecazi manada yumruğu, tokadı, tekmeyi, kafayı nereye vuracağımızı bilmek zorundayız!"

"Bize kavganın farkında olan Türkler, kazanmak yetmez. Bunun için yani tarihi bir zafer için her Türk’ü bu mücadelenin tarafı olduğu bir hale getirmeliyiz."

Şu an yazdıklarım 2014'ten 2026'ya halen geçerliliğini koruyan şeyler... Allah bize akıl versin sonra da yardım etsin!

Özcan PEHLİVANOĞLU
10 Temmuz 2026 / İzmir