ÖZGÜRLÜKÇÜ, MUHAFAZAKAR BİR MODERNİST...

FARUK HAKSAL


Köşe yazarı bir [monşer] ulema, Anayasa çalışmalarına katılan bir yandaşını şu sözlerle tanımlıyor:
“Falanca bey, son derece bilgili, dünyaya açık, özgürlükçü bir muhafazakâr modernisttir.”
Buyurun buradan yakın…
Hem özgürlükçü, hem muhafazakâr, hem modernist ve hem da çok bilgili bir zatı şerif…
İşte insanların kafalarını böyle yıkıyorlar ve bilinci bir bulamaç haline getirmek için yerleşik kavramlara bu biçimde bin takla attırıyorlar.
Muhafazakârlık, var olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzı. Toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını savunan bir sağ kanat ideolojisidir.
En önemli niteliği, devrimciliğin karşıtı olmasıdır.
Muhafazakârlığı sistemli bir düşünce olarak ilk savunan kişi, İngiliz filozof Edmunt Burke’dir. Burke, Fransız Devri zamanında yaşamış, devrime karşıt düşünceler üretmiş, “gerici” bir düşünürdü. O sırada İngiliz devlet adamları arasında Fransız Devrimi'nin İngiltere’ye de yayılacağı endişesi yaygındı. Burke, devrimsel mücadeleye karşı sistemli bir ideoloji oluşturarak, fikirsel alanda Fransız Devrimi'ne karşı bir mücadele başlattı.
Sonra ne oldu?
Fransız Devrimi’nin Dünya kültürüne armağan ettiği özgürlük ve eşitlik idealleri İngiltere başta olmak üzere tüm dünyaya yayıldı.
Muhafazakâr ideolojinin çoğunlukla kabul gördüğü ülkeler her nedense başta sanayi ülkeleridir. Bir başka deyişle yaşadığımız çağda bu ideolojinin dünya ölçüsündeki merkezi İngiltere ve ABD’dir.
Bizim köşe yazarı ulama ise, betimlediği kişinin hem özgürlükçe ve hem de muhafazakâr olduğunu anlatıyor.
Ama muhafazakâr ideoloji, Dünya siyasi kültürüne özgürlüğü getiren Fransız Devrimi’nin tam karşıtında yer alıyor.
Muhafazakârlık, “yenilikçi”liğin de karşıtıdır.
Toplum içindeki sosyal değerlerin yenilenmesi, yeni ve aydınlık düşüncelerle kafaların aydınlanması, bilinçlerin bilenmesi muhafazakar düşüncenin direnç gösterdiği temel niteliklerdir.
Muhafazakârlık, özet olarak, toplumsal gelişmenin frenidir. İlerlemenin engelidir.
Peki, modern olma ne demektir?
Modern olma, çağdaş olmanın ve uygarlığın kültürel yükünü taşıma sorumluluğunu üstlenmenin kibarca ifadesidir…
Peki bir insan, hem muhafazakar, hem özgürlükçe, hem modernist ve hem de çok bilgili olabilir mi?
Olabilir!
Böyle düşünmekle derin bir çelişkinin içine mi yuvarlanmış oluyoruz?
Bizce hayır.
Çünkü, o insan eğer bilgisini, bu ülke halkının beynini yıkamak ve bilincini dışa bağımlı bir bulamaç haline getirmek için seferber etmişse, olabilir!..
Toplumun gelişmesine fren koymak için en güçlü yöntem, özgürlük, eşitlik, devrimcilik gibi kavramların içini kazımak ve boşalan alana da Dünya’ya [emperyalist güçlerin etkisine] açık modern zehirler yerleştirmektir.
Genelde işler bu mecrada sürüklenir durur.
Yerelde ise bu misyonu, “yenilikçi”liği dilinden düşürmeyen siyaset militanları üstlenmişlerdir. Bu kadrolar hemen hemen her siyasi partinin içinde yapılanmışlardır.  Özellikle de “modern” bir görüntü sergilemek üzere makyajlanarak paketlenmiş olarak modernizmin vitrinleri süslemektedirler.