ŞAM DÜŞECEK MİDİR?

FARUK HAKSAL


Dün hedefte Libya, Mısır, Irak vardı.
Bugün Suriye vardır.
Yarın?..
Eski adamlar, “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir,” derler…
Bugün Pazar…
Bekliyoruz.
Emperyalist saldırgan hedef büyütmektedir.
Ve bu nedenle hedefte Şam vardır.
Şam, tarihi süreç içinde gezegenimizin kültür mirasını Mezopotamya’dan kadim Atina’ya taşıyan bir kültür birikimidir.
Şam, Ortadoğu’nun merkezinde yer alan, kendi teslim olmadıkça Arap yarımadasına egemen olunamayacak nitelikte bir merkezdir.
Amerikan Dışişleri Bakanı Pawel, bilindiği gibi Ankara’ya geliyor ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 9 maddelik bir “Gizli Anlaşma” imzalatıyor…
Sonra Ankara’dan Şam’a doğru uzanıyor Amerika’nın ünlü dışişleri bakanı.
Suriye Başkanı Esat’ın önüne benzer anlaşmayı koyuyor ve “işte kalem, işte dostluk,“ diyor…
Suriye’nin Devlet Başkanı önüne konan gizli anlaşmayı eline alıyor, ayağa kalkıyor, önce ikiye, sonra bir daha ikiye katlıyor.
Ve kat kat ettiği o 9 maddelik anlaşma metnini Pawel’in yan cebine sokuşturup, konuşuyor:
- Görüşme bitmiştir!..
Ve olabildiğince nazik bir ifade ile ünlü dışişleri bakanına kapıyı gösteriyor!..
İşte Suriye savaşı o noktada başlamıştır.
Emperyalizm Esat’ı o gün boy hedefine yerleştirmiştir.
Bugün olmakta olanlar, Suriye’nin başına o dokuz maddelik sözleşmeyi göğsünü gere gere imzalayabilecek birilerini geçirmek içindir…
İşin özü ve esası budur.
Gerisi teferruattır.
İhale açılmıştır. Kalem hazırdır. İş, en ekonomik taşeronları bulup, yer teslimini yapıp, “Ya Bismillah!” nidaları ile kazmayı vurmaya kalmıştır.
Şam düşürülebilecek midir?
Sıra sonunda zorunlu olarak Türkiye’nin misakı milli hudutlarının yeniden yapılandırılmasına[!] ne zaman gelecektir?
Bütün bu olup bitmesi planlanan işler, Laik Türkiye Cumhuriyeti üstünden, ona rağmen veya onunla birlikte: Başarılabilecek midir?
İşte ülkenin geleceği bu soruların yanıtlarına bağlıdır.
Diyarbakır bir başkent olacak mıdır?
Ankara, Diyarbakır üstündeki milli egemenliğini sürdürebilecek midir?
Ve sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olmayı sürdürebilecek midir?
Ve tarih hangi yöne doğru yazılacaktır?
- İleriye doğru mu?
- Geriye doğru mu?
İşte Türkiye halkının önündeki müthiş seçenek budur.