SEN MEHMET ENİŞTE ve SEN SALİHA TEYZE…

FARUK HAKSAL

Tam biliyoruz, uygarlığın tarihin içinden sürükleyerek bugüne kadar getirdiği en iyi rejim demokrasi…

Demokrasi eğer yoksa, özgürlük de yok, kişisel hak ve özgürlükler de, hukuk da, adalet de…

Her şey bir kişi ya da grubun iki dudağının arasına sıkışmış, insanların kaderlerinin çizgisi çiziliyor, keyifler izin verdiği gibi…

Ama tek çeşit bir demokrasi de yok!..

Uygulandığı toplumun kültür düzeyi ve bilinç seviyesine göre, bu bilinç ve düzeyle doğru orantılı birden çok demokrasi çeşidi var.

Örneğin bir demokrasi çeşidinde yöneticileri halk yönlendirmiyor; tam tersine, yöneticiler toplumu yönlendirip, şekillendiriyor.

Ve bu işi için siyasi partilerin harcayacağı paralar devlet bütçesinden karşılanıyor…

Devlet, halkın bilincinin biçimlendirilmesi için siyasi partilere “seçim yardımı” yapıyor.

Sonra bu paralarla biçimlenen halkın seçimi sonrasında, bu biçimlendirmeyi oluşturan siyaset adamları seçiliyor.

Seçilecek kişileri kim belirliyor?

 Siyaset adamlarının “şef”i, yani parti başkanı…

Peki halk bu orta oyununun hangi perdesinde sahne alıyor?

- Seçim sandığının başında!..

 

Halk seçim sandığının başına geliyor, eline parti başkanının seçtiği kişilerin isimlerinin yazılı olduğu oy pusulasını alıyor ve kolunu sandığa doğru uzatırken resim çektiriyor; sonra parmağına mürekkep lekesi sürdürüyor…

Ve vatandaşlık görevini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evinin yolunu tutuyor.

Bu arada ABD Büyükelçisi çeşitli kriptolar gönderiyor Başkan’ına…

Pensilvanya durumdan emindir: Gözlerini kapayıp, görevini yapmakta olmanın mutluluğu içindedir.

Yandaş medya, çiğnediği ekmeğin hakkını vermenin esenliği içindedir.

Yalakalar, yalaya yalaya bitemedikleri lokmalarını hazmetmekle iştigal etmektedir.

Ve vatandaş Mehmet, karısı Saliha’nın egemenliğindeki televizyon ekranında Muhteşem Süleyman dizisinin reklâmlara geçmesini beklemekte ve küçük aralıklarla da olsa ulaşabildiği ekranda, açılan sandık sayılarının hesabını yapmaya çalışmaktadır…

Bu sandıktan ne çıkacaktır Mehmet bey?..

Süleyman’ın harem hayatı senin sıradanlıklarla yüklü köhne ufkuna ne getirecektir Süheyla hanım?..

Sen eline verilen listeyi sandığa atma mekanizmasına direnmediğin için bu işler böyle Mehmet enişte…

Ve sen Saliha yenge, sen… Ufkunun sınırını dahi “farkında” olmadığın için bu devran bu yönde dönüyor, biteviye!..

Ve ülkemizde uygulanan demokrasinin bu yavan ve seviyesiz çeşidi, sizler “evet” dediğiniz için uygulamasını sürdürüyor yıllardır, sorumlusunun kim biliyor musunuz?..

Sen Mehmet arkadaş,

- Hayır, ben seçeceğim kendi vekilimi, ben belirleyeceğim bu ülkenin geleceğini, deyiversen…

Sen Saliha kardeş,

- Bana ne Süleyman’ın sanal hareminden; ben kendi dünyamı kendi irademle kendim kuracağım biçiminde bir duruş sergileyiversen…

Devran döner, saltanatlar çöker pek sayın kardeşlerim…

Ve  “sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı

bir sabah vakti değişmiş olur,

bir şafak vakti karanlığın kenarından

onlar ağır ellerini toprağa basıp

doğruldukları zaman…”