Sıtkı Çınar'ın kaleminden anılarıyla İlyas Salman

E. TURGUT TEKİN

Sıtkı Çınar'ın kaleminden anılarıyla İlyas Salman

 

Şu Türk sinemasının çirkin çirkin kralı, bizim Malatyalı İlyas Salman'ı tanırsınız. Tanırsınız dedimse, elbette oturup, bir sofrada  yiyip, içip, sohbet etmiş değilsiniz. Onu tiyatro oyunlarından, sinema filmlerinden, tv dizilerinden, şiir kitaplarından, konserlerinden, söylem ve söyleşilerinden tanırsınız.              

 

Konservatuardan yetişmiş, kendisine özgü bir dünya yaratmış, ender sanatçılardan biridir, İlyas Salman. Onu bir eğitimci olarak hem sevmiş ve hem de takdir etmişimdir. Öğretmen rolü oynadığı bir filmin sahnesinde, onunla dalga geçen, onu aşağılayan şımarık öğrencilerine:

 

"-Ulan hırpolar, ben böyle büyüdüm. Anam, babamda bu gördüğünüz fakir ve garip insanlardır. Onlar, beni yokluklar içinden var ettiler" sözleri bunca yıla rağmen hala kafamda dipdiri durur. Biz öğretmenler, yaşam boyunca böyle sahneleri oyunlarda, filmlerde değil, gerçek yaşamda çok yaşadık. Onun için azçok bu hayatı biliriz.

 

Ben, kendimi değilde, Sıtkı Çınar ile İlyas Salman'ı anlatmayı denesem daha iyi olacak.

 

Bizim Yurtiçi Kargo'nun Söke Şubesi eski Müdürlerinden olan Sıtkı Çınar'ı Sökeliler daha çok sazıyla, türküleriyle tanırlar. Onu birkaç programa konuk etmiştim. Güzel saz çalar, türkü okur. Onun yazarlık yönünü ben de bilmiyordum. Sıtkı Çınar, İlyas Salman ile asker arkadaşı imiş. Onu çok iyi tanıyormuş. "Haklıyım, çünkü farklıyım" adıyla Sıtkı Çınar anılarıyla İlyas Salman'ın biyografyasını, bir anısal öykü biçiminde yazmış. Anlatım çok güzel, bazı teknik hatalar ile, yersiz tekrarlar olmasa. Bir de bazı coğrafi hatalar var. Bu kadar olabilir.

 

Sıtkı benim çok sevdiğim bir arkadaşımdır. İlyas Salman'ı tanımıyorum. Kendisi ile kişisel bir bağım yoktur. Düşünceleri beni bağlamaz. Her yazarda olduğu gibi, katıldığım düşünceleri de var, katılmadıklarım da. Kendisi de şöyle diyor: "Ben düşüncelerimi ensemin ardına gizlemiyorum. Masanın ortasına koyuyorum. İsteyen sağlamını alsın, çürüğüde bana kalsın" Biz de İlyas'ın düşüncelerini, masaya koyduklarını okuyun diyoruz. Bakın elli yıllık bir yaşamdan sonra İlyas Salman'dan arkada kalan izler nedir? Bunları bu kitapta yansız bulacaksınız.

 

Kitap tanıtmak, analiz etmek yazın hayatının en güç yanıdır. Bu işi bizde rahmetli Nurullah Ataç ile Prof. Dr. Mehmet Kaplan çok iyi yaparlardı. Ben, kitabı, kitaptaki düşünceleri burada eleştirip, tenkide veya analize kalksam, en az bu kitabın beş katını yazmam gerekir. Buna da ne zamanı ve ne de köşemde yer var. Öyle ise en iyisi kitabı okumanız.

 

İlyas bir şiirinde:

 

"Gelin bir olalım, özgür olalım.

 

Her insanın en olası rüyasıdır bu.

 

Yıllardır uğraşıyoruz ama bir türlü olamadık.

 

Gelin insan olalım" diyor.

 

İyi güzel de, şu kitapta geçmişe gitmenin, yıllar önceyi kurcalamanın kime ne yararı olacak? Kitabın 11. sayfasından bir paragraf alıyorum:

 

"İşte insan şöyle bir düşünse, bir düşünebilse, insanlar hayatta duruşlarının nasıl olması gerektiğini, nelere karşı durması gerektiğini daha iyi görür, diye düşünüyorum. Bütün bunları, silip atmak bir günde olacak işler değil. Çünkü bizler Osmanlı'nın torunlarıyız. Osmanlı 600 yıl boyunca Osmanlı'ya, öz evlatlarına katliamlar yapmıştır. Anadolu'da 200 bin dolayında Alevi, Yavuz Sultan Selim tarafından katledilmedi mi?"

 

Şimdi, İlyas arkadaşım, lise ve yüksek eğitim görmüş, göründüğü kadar saf bir kişi değildir. Konservautarda insan psikolojisi, toplum bilim dersleri okumuştur. Tarihi bilir, bilir de, Şah İsmail'in Anadolu'ya şii propogandası yapmak için soktuğu 40 bin derviş bilmez mi? Osmanlı İmparatorluğu'nu Şah İsmail'in içten çökertmek için Anadolu Alevileri'ni bir maşa gibi kullandığını bilmez mi? Gücenmesinde bal gibi bilir. Bence adam gibi adam, doğruları, gerçekleri adam gibi yazmaktır, anlatmaktır. Sünni, Alevi, Kürt, Laz, Türk, Türkmen, Çerkez demeden Anadolu halkı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde dış ve iç düşmanlara karşı birlikte savaşıp, zafere ulaşarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurdular. En güzel devrimleride yaptılar. Bunlardan biri de laikliktir. Atatürk, laik Türkiye Cumhuriyeti'nin özgür vatandaşlarına şu hakkı sağlamıştır. "Herkes istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine ait siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz." İşte bu düşünce ve inanç özgürlüğü Türkiye'de bir dönemi kapamış, temeli kardeşlik ve eşitlik esasına dayanan vatandaşlık ilkesini getirmiştir. Bugün, geriye dönük geçmişi kucaklayan kısır döngülerden daha çok, ileriye dönük, herkese kardeşeçe yaşam hakkı, aş ve ekmek verecek projeler üretmeliyiz. Doğrusu da budur. İşte o zaman Yunus'un dediği gibi: "Gelin canlar bir olalım" olur.

 

Kitapta, çok güzel anılar var. Bakın uzun bir anıdan kısa bir  fıkra yaparak, buraya aldım.

 

Kitabın yazarı Sıtkı Çınar, İlyas Salman'ın oğlu Temmuz Ali'ye sorar.

 

- Temmuz Ali, sinema ve televizyonculuk bölümünde okuyorsun, okul bitince sen de artist mi olacaksın?

 

Temmuz Ali'nin verdiği yanıt şudur:

 

- Ben, babam gibi soytarı olmayacağım, yönetmen olacağım.

 

Babası İlyas Salman ise oğluna şöyle bir yanıt verir:

 

- Oğlum oğlum, sarayın dalkavuğu olacağına, halkın soytarısı ol!..

 

                                                                 * Devam edecek..