SOSYAL AÇILIM VE ŞEHİT AİLELERİ BULUŞMASI

 Diyarbakır’da düzenlenen gösterişli toplantı yapıldı. “Ölen PKK’lıların ailelerini ve PKK lılar tarafından şehit edilen askerlerin ailelerini bir araya getirdik, bakınız onlar artık kanın durmasını istiyorlar. Bakın onlar, Diyarbakır’da birbirlerine sarılarak düşmanlıkları yok ettiler” gibi, renkli resimlerle medyayı da yanlarına alarak güzel pozlar vermişlerdi birileri.

Bu görüntüler karşısında bir Allah’ın kulu çıkıp da “durun yahu, bu PKK’lıların aileleri ile buluşturulan şehit aileleri nereden getirildiler.” Demediler.

Yandaş basın aracılığı ile barış senaryolarını sergileyenler ( şu anda mecliste görev yapan ve ülkede iki toplumlu tek devlet isteğinde bulunan) DTP’lilerdi.

Memlekette yandaşları ile öyle heyecan yarattılar ki, kudretleri yetmedi, aynı toplantıyı Aydın’da, Çankırı’da, İzmir’de veya Bursa’da, Tokat’ta yapacak cesareti gösteremediler.

Çünkü onlar da biliyorlardı ki, buralardan şehit edilen Türk askerlerinin aileleri, böyle bir kalleş toplantıya asla razı gelmeyeceklerdi. Çünkü Diyarbakır bir oyundu.

Diyarbakır toplantısını alkışlayanlar, bu gün Hükümet temsilcileri ile yol haritası hazırlığında olanlar olduğuna dikkatinizi de çekmek isterim.

Sayın Bakanın samimi bir şekilde toplantı yaptığı yazarlar, gazeteciler daha dün Kürt açılımı diyerek toplanan kişileri oluşturuyordu. Velhasıl aydın denilen kesimlerin içinde de yine esas şehit ailelerinin, hayır diyen kesimlerden kişilerin olmadığına şahit oluverdik.

Ne var ki çok geçmeden “yüreğimiz yanıyor” diyen, bu ülkenin bölünmemesi için bir canımızı daha veririz diyen annelerin sesi duyuldu.

Şapka düştü, kel göründü.

Şimdi soruyorum, “Kimdi şu Diyarbakır’da şehit aileleri buluştu diyenler”.

“Şehit aileleriyiz” diyerek toplantıya katılan aileler hangi şehirlerden getirilmişti, o toplantıya.

O toplantıda aileler arasında hangi dil kullanılmıştı?

Şimdi, daha iyi anlıyoruz ki, 1913 yılında ABD tarafından Osmanlı devletine dayattırılan ve Sayın Mustafa Nevruz Sınacı’nın araştırmaları ile aydınlandığımız, 22 maddelik ABD muhtırasının devamında oynatıldığımızı anlıyoruz.

Amaç açılım değildir.

Amaç Kürt Sorunlarının çözümü de değildir.

Amaç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da plânları çizilen, Kürtistan ve Ermeni toraklarının sınırlarının masa basında tespit ettirilmesidir.

İşte muhtıradan bir iki madde;

12. MADDE (DİKKAT)

a) Vilayette oturan kura efradı şimdiki durumda askerliklerini aynı vilayette yapacaklardır.

b) (Buraya özellikle dikkat dikkat ve dikkat) Hafif kürt süvari alayları yani eski hamidiye alayları (şimdide yani Kürt korucular) tesis olunacaktır.

(1895 tarihli üç elçiler (İngiliz-Fransız-Rus) muhtırası madde 25 ve 1895 tarihli Padişah fermanı madde 28.) “ M. Nevruz Sınacı gönderisinden aynen alınmıştır.

Şimdi, barış elçisi pozisyonu alarak, Diyarbakır toplantına alkış tutan şu bizim aydınlarımıza soruyorum.

*Diyarbakır’a çağırılana şehit aileleri mi samimi, yoksa bir hafta sonra basın yolu ile içinin halen yandığını bağıran şehit aileleri mi samimi?

*Bugün oluşumunun başlatılmasını dört gözle beklediğiniz Sosyal Açılım” çalışmaları neyin hazırlığıdır?

Bu çalışmalar BOP hazırlığı olmasın sakın. Bakınız, Apo bile, ABD ve İngiltere’nin 200 yıllık çalışma plânlamalarının sonu diyor. Siz ne diyorsunuz? Merak ediyorum doğrusu.

GİTTİM VE GÖRDÜM

Benzinlikten ayrıldığımızda saat 12’ye geliyordu. Kahramanmaraş şehir merkezine geldiğimizde, gideceğimiz Göksun Kara yolunun çıkışını belirlemek oldu ilk işimiz. Uzunca bir cadde boyunca ilerliyorduk. Şehir merkezine ilerledikçe dükkan önlerinde oturan , kahvelerin önlerinde çaylarını yudumlayan insanların boş gözlerle caddeye baktığına şahit oldum. Kalacağımız yeri tam olarak bilmediğimizden yokuşun başında toplanan kalabalığa doğru arabamızı sürdük. Gördük ki Kahramanmaraş’ın meşhur Ulu Camisi imiş burası.

Etrafındaki eski binaların ağaçtan yapılı bedenleri, yıkılmayacağım görüntüsü sergiliyor, heybetli halleri ile yukarıdan Ulu Camiye bakıyorlardı. Ulu Cami’nin biraz yukarısında bulunan park ana baba günü gibiydi. Neredeyse oturacak yer yoktu.

Arkadaşlarla iki kola ayrıldık. Üç kişi irtibat kuracağımız kişileri bulmaya gitti. İki kişi de Ulu Caminin altında bulunan, bakırcılar çarşısında yemek yemek için, lokanta aramaya koyulduk.

Bir saat sonra merkezde, heykelin önünde buluştuğumuzda, bu akşam burada kalmaya karar verildi ve öğretmen evinden yerlerimiz ayrıldı. Öyleyse artık Maraş usulü kebap yemenin zamanı gelmişti. Bir de tabi meşhur dondurmadan.

Kebapçı dükkanın penceresinden cadde net görünüyordu. Anlaşılan bizim gibi ülkenin çeşitli şehirlerinden gelen epey misafir vardı bu gün.

Rahmetli, bir yıl sonra kendisinin olmadığı bir günde, bizleri buralara çekmişti ve gittiğinde arkasında binleri bırakmıştı. Belki de, Kahramanmaraş’ın bir gün de olsa, turizm patlaması yapmasını istemişti. Dağa çıkmayı merakla beklediğimiz için erkenden uykuya yatıp, sabahın olmasını bekledik. (Devamı var)