TARİH BİLİNCİNE SAHİP OLMAK!

E. TURGUT TEKİN

 

Konuya başlamadan önce, Ayhan İnal’ın bir dörtlüğüne yazımın girişinde yer vermek istiyorum. Şair dörtlüğünde şöyle sesleniyor:

“Külden değil, közden ol,

Yüzden değil, özden ol.

Hayır yok, Sağdan-Soldan,

Gel kardeşim, bizden ol!”

Şairin, “Biz” dediği kim? Elbetteki Atatürkçü Türk halkı. Zaten şiirin başlığını da, “Atatürkçülere Çağrı” olarak vermiş. Söylemek istediği, az sözle çok şeyler anlatmak. Anlatmışta. Bu ülkeye yabancı olan sağ ve sol ideolojilerden yarar değil, hep zarar geldi.

Bir başka şairimiz Oğuz Kazım Atok ise 22.12.1980 tarihinde yazdığı son şiirine ise “Baş Döndürücü” başlığını vermiş. Bu şiiri ile halkımıza şöyle sesleniyor:

“Bak şu yozlaşan insanlığa yedisi birden

Sarılır boğazımıza yedi yerden.

Çınlar Mustafa Kemal’den gür bir ses

Kesilir bir göz bir kulak herkes!

Başlar yediden yetmişe Mustafa Kemal’e katılış.

Her yerde dirençli savunma, yürekli atılış.

Sonra çarpıcı değişimler, dönüşümler.

Parlar dizgeye sığmayan ışığımız her gün.

Uygarlığı aşmaktı ereği Atatürk’ün.”

***

Bazıları, “ Bu iki ufak şiiri buraya neden almış?” diye bilirler. Doğru şiirler ufak ama anlamları çok büyük. Yazımızın başlığını “Tarih Bilincine Sahip Olmak” diyerek koyduk. Elbette başlangıçta şiirlerde tarih ile alakalı olacak. Ben, başlangıcından günümüze kadar yazılmış olan bir çok Türk ve Osmanlı tarihi okudum ve inceledim. Gençlik yıllarımda rahmetli Yılmaz Öztuna’nın 12 Ciltlik   “Büyük Türk Tarihi” ni okuyup inceledim. Daha önce ve daha sonra çıkmış olanları da okudum, inceledim. Daha sonra bir başkalarının yazdıklarını derken en az yirmi çeşit Türk Tarihi ile alakalı kitap okudum. Hepsi sıradan kitaplardı, bilimsel verilere ve tekniklere uygun değillerdi. Bunların bir çoğu gazetelerin  Siyasi görüşleri doğrultusunda yazılmış yanlı ideolojik kitaplardı. Oysa, bunların hiç biri benim anlayışıma uygun  değillerdi. Halbu ki, rahmetli Atatürk, böyle masal vari kitaplar değil, belgelere dayalı, yansız, bilimsel tarih kitaplarının önce araştırılmasını, sonrada yazılmasını istiyordu. Bu amaçla, “Türk Tarih Kurumu” nu kurdu. Yine dilimizi yabancı kelimelerin işgalinden kurtarmak, sadeleştirmek halkımızın anlamalarını kolaylaştırmak  içinde Türk Dil kurumunu kurdu.

İşte bu iki kurumun  başarılı çalışmaları oldu. Biri tarihimizi, diğeri dilimizi inceledi. Bu iki kurumda yanlarına aldıkları bir çok bilim adamının yardım ve destekleri ile Uzun yıllara dayalı olarak araştırmalara başladı.

Biz bu yazımızda “Türk Tarih Kurumu” nun ortaya koyduğu dev bir çalışmadan söz edeceğiz. Evet bu kurum 11 cilt ve 8000 sayfadan oluşan “Büyük Osmanlı Tarihi” adlı yapıtı ortaya koydu. Bu dev eserin ilk altı cildini Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzun Çarşılı hocamız hazırladı. Bütün ömrünü harcadığı bu geniş boyutlu dev eser, 6 cilt 4000 sayfadan oluşmaktadır. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan 1789 yılına kadar olan dönemleri kapsıyor. Hoca hakkın rahmetine kavuşunca, devamını Türk Tarih Kurumu’nun da başkanı olan, Ord. Prof. Enver Ziya Karal devam ettirdi. Enver Ziya Karal’ın çalışması ise 1789 tarihinden 30 Ekim 1918 tarihine kadar olan zamanı içeriyor. Bu ikinci bölüm ise beş cilt ve 3000 sayfadan oluşuyor. Bu dev eserin bütünü 11 cilt 7000 sayfayı buluyor. Bu eser, Türk Tarih Kurumu’nun ortaya koyduğu Türk Halkı’nın bir yüz akıdır. Dünya üzerinde yaşamakta olan hiç bir milletin böyle muhteşem bir tarihi yoktur.

Biz, Sarıkamış’a, Çanakkale’ye kadar, hep saltanat sahipleri için savaştık. Öyle bir saltanat sahipleri ki, Türk halkından olmalarına rağmen, kendilerine Türk demeyen, Osmanlı diyen bir saltanat sahiplerine tam 620 yıl boyun eğdik, köle ve kul olduk. Ama ne yazık ki bu saltanat sahipleri bizi 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes antlaşması ile, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerine sattılar. Bu satışa baş kaldıran Mustafa Kemal ve Türk halkı, başlattıkları Ulusal Kurtuluş ve bağımsızlık savaşını başarılı bir biçimde yürüterek başta saltanat sahipleri olmak üzere o mağrur savaş galibi devletlere baş eğdirip ülkemizden kovdular. Bu tarihi zaferi 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetle taçlandırdılar. İşte tarihimizin Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın başlangıcı ve en görkemli yanı ise burasıdır. Buna Türkiye Cumhuriyeti Tarihi adını veriyoruz.

Bazı cahil ve tarih bilincinden yoksun olanlar, bugün bile kendilerine Türk diyemiyor da başka adlar yakıştırıyorlar. Oysa Atatürk’ün Türklük anlayışı, bir kafatası ırkçılığı anlayışı değildir. Ona göre Türk sözcüğünün anlamı çok geniştir.  Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan, Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşına katılan, destek olan her yurttaş Türktür ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşıdır. Birinci sınıf bir vatandaş olup, asla azınlık değildir. Devletimiz ise bu felsefe üzerine Üniter bir devlet olarak kurulmuştur. Bugün Ulusal sınırlarımız içinde yaşayan Anadolu insanın bağlı olduğu en büyük ilke bu vatandaşlık ilkesi ve vatan bütünlüğüdür. Kökeni, dili, dini her ne olursa olsun bu vatanın evladı, bu devletin sahibi, birinci sınıf vatandaşıdır. Buda devletimizin, milletimizin, Cumhuriyetle beraber halkına tanıdığı en geniş özgürlükler içerir.

Anadolu, medeniyetlerin harman olduğu bir ülkedir. Altı bin yıldan beri bu topraklar üzerinde bir çok ulus devletler kurmuş yaşamış ve çeşitli medeniyetler yaratmıştır. Hititlerden Cumhuriyete kadar kurulan insanlardan şuanda içimizde yaşayanlar vardır. Cumhuriyeti kurduğumuzda bu insanları yurttan atıp, onları ikinci, üçüncü veya azınlık mı sayacaktık? Yoksa kılıçtan mı geçirecektik? Atatürk, bunları bile bu devletin bağrına basarak, Etibank, Sümerbank, gibi onlara ait isimlerde vererek onurlandırdı. Cumhuriyetle birlikte dar anlamlı kabilelerden geniş anlamlı devlet yarattı ki, bu insanlar bundan böyle bir kardeş olduklarını, aynı vatanın, aynı devletin evlatları olduklarını anlasınlar, dünya ulusları içinde onurlu yerlerini alarak, başkalarına uşak, kul ve köle olmasınlar. Kendi vatanlarında kendi bayrakları altında, özgürce, şerefleri, namusları ile birlikte yaşasınlar. Bundan daha iyi bir rejim, bundan daha iyi bir devlet felsefesi olur mu?

     Şimdi bazıları çıkmış oy uğruna bu devleti parçalamaya, bölmeye çalışıyorlar. Halkımızın geniş olan mozayık yapısını Yörükler, Türkmenler, Kürtler, Lazlar, Abazalar, Çerkezler, Gürcüler, Çeçenler, Arnavutlar, Mekadonlar, Boşnaklar, Araplar, Zazalar, Acemler diye parçalamaya çalışıyorlar. Ey gafiller, bunların hepsine birden Anadolu Türkü denir. Senin bunları parçalamaya, başkalarına kul ve köle yapmaya gücün yetmez. Bunların hepsi, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin birer şerefli vatandaşlarıdırlar.

     Bizim geçmişte çok yüce bir tarihimiz vardır. Ağaçları nasıl ki besleyen kökleri ise, insanları besleyende tarihleridir. Çünkü tarih, insanların geçmişte yaptıkları işleri anlatır. Savaşların, medeniyetlerin, antlaşmaların kaynaklarını anlatır. Bizler, tarihimizi çok iyi bilmeliyiz. Eğer tarihimizi iyi bilirsek, kendimizde de güç ve kuvvet buluruz. Bunu yapabilmek içinde bol bol tarihi kitaplar okuyacağız. İncelemeler yapacağız. İşte o zaman tam anlamı ile bir tarih bilincine sahip oluruz. Çünkü tarih bilincine sahip olmayan halklar ise millet olamazlar, başkalarının çizmeleri altında ezilip köle ve uşak olurlar! Hoşça kalın.