Türkiye’de ortak işletmelere yönelme zamanı

E. TURGUT TEKİN

Türkiye'de artık sektörel bazda ortak işletmelere yönelmenin zamanı çoktan geldi. İster çiftçilikte, isterse besicilikte ve isterse sanayi ve küçük işletmecilikte olsun ortak çalışma ve üretmenin zamanıdır. Yıllar önce yapılması gereken bu çalışmalar geç de olsa başlamasında yararlar vardır. Artık tek başına üretim zamanı geçmiştir.

Ortak üretim projeleri nedir ve nasıl olacak?

Bugün köylerinizde çift sürmede ve diğer işlerde kullanılmak üzere alınmış, ama yeteri kapasitede çalışamayan tarım alet ve makineleri vardır. Bu makineler çift sezonunda ya beş, ya da on gün iş yaparak boş bekliyor. Oysa bu makinelerin randımanlı çalışması gerekir. Adam sadece kendi işi için almış, biraz da komşuların işini görüyor .Ama bu makinelere yetecek iş alanı bulamıyor. Diğer taraftan başkasının ise top rağı var makineleri yok. Bu nedenle topraklarını yeteri kadar işleyemiyor. Oysa, bir köyde arazileri yakın olan akraba veya komşular, birleşerek ortak makineler alsalar hem ucuza mal edecekler ve hemde daha randımanlı çalışacaklardır. Böylece üretim maliyetleride düşecektir. Ben Afyon ili Avdan köyünde öğretmenlik yaparken, köyde beş grup kurduk ve bu beş guruba beş trektör aldık ve tarım aletlerini de ona göre almıştık. Çift zamanı, bu beş traktör her grubun topraklarını sürüyor ve işlerini görüyordu. Sonra köye ortak bir biçerdöver aldık. Bu da köyün bütününe yettiği gibi komşu köylerin de buğdaylarını işliyordu. Yine köyde toplu üretim yapıyorduk. Örneğin bol miktarda kurusoğan, patates, buğday, mısır, ayçiçeği üretiyor ve bunun pazarlaması ile satışını tek elden yapıyorduk. Örneğin Istanbul'a on kamyon kurusoğan ve onbeş kamyon patates sevk ederdik. Gelen parayı, herkesin verdiği mal oranında sahiplerine dağıtırdık. Böylece köylünün ürünleri daha iyi değerleniyor, kırık kırçık çarçur olmuyordu. Bir yılda erken kesimi önlemek üzere erkek kuzu besleme projesi uyguladık. Herkes erkek kuzularını satmayarak toplu halde beslenmesine kara verdiler ve 215 erkek kuzuyu besledik. Kuzular iki yaşına girince o yılın kurban bayramında toplu halde sattık. Herkes katkısı kadar nemalandı. Ben oradan ayrıldıktan sonra, ne yazık ki çoğu yine eski düzene dönmüşler. Ama çoğu o düzeni devam ettirmediklerine çok pişman olmuşlar ama iş işten geçmiş.

Bugün şunu görüyoruz. Türkiye'de köyler boşalıyor.

Bu sadece Doğu, Güneydoğu ve İçanadolu'da değil Türkiye'nin her yöresinde. Bırakın Ege'yi sadece Söke ilçemizin köy ve beldelerinden 2000-2007 yılları arasında 25 bin nüfus göç etmiş. Aydın genelinde bu rakam 50 binin üzerinde.Köyden insanın göçmesi demek tarımsal üretimin çöküşü demektir. Topraklarımızın üretimden devre dışı bırakılması demektir. Her yıl bir Kıbrıs kadar köyler boşalmakta, bir bu kadar toprağımız üretimden devre dışı kalmaktadır. Bu ise felakettir. Köylü ekmeği, yumurtayı, yağı, peyniri, sebzeyi, eti ve birçok gıda maddesini kentten alıp köye götürmek zorunda kalmıştır. Haberleri izlerken görüyoruruz. "Erzurum 'da köye ekmek götüren dolmuş kardan ve tipiden yolda kaldı. "Bu nasıl köy ki, ekmeğini kentten alıyor. Senim bildiğim köyler, buğdayı kendi üretir, un yapar ve ekmeğini evinde ya fırınında ya da tandırda yapar pişirir. Köylü kentten sadece sanayı ürünleri alırdı. Tuz, şeker, giysi, bez ve benzerlerini. Yumurtaya, tavuğa, yağa, ekmeğe, bala, yüne ve benzerlerine asla para vernezdi. Kendi ürünlerini kendi üretir ve artanınıda satar, ihtiyaçlarını görürdü. Ne yazık ki, şimdi herşeyini kentten almak zorunda kalmış. Patates çapa ister. Çapayı kim yapacak? Taze fasulye zam şampiyonu oldu. Bir kilo tohumdan dünyanın taze fasulyesi oluyor. Hani ekip üreten nerede?

Söke'de ortak sera projeleri yaparak, burada üretim yapma olanakları mevcutken hiç müteşebbis kişiler var mı? Tarım İlçe Müdürlüğü koordinatörlüğünde köylerimizde böyle bir çalışma mevcut mu? Ortak işletmele projelerimiz var mı? Parçalanmış topraklarımızı toplu üretim alanları haline nasıl getirebiliriz? Bu alanlarda iş güçlerimizi birleştirerek daha verimli üretimler nasıl yaparız.. gibi konuları araştırıp örnek projeler ortaya koyabiliyormuyuz. Benim çevresel yöneticilerden böyle projeler üretmelerini, köylümüzü bu projeler etrafında topluyarak yeni üretim modelleri ortaya  koymalarını görmek istiyorum. Buna belediyelerin, il özel idarelerinin, ilçe tarım müdürlüklerinin öncülük etmesini diliyorum. Birer örnek, birçoğunun doğmasını sağlar. Söke Belediyesi'nin “Organize Sera Projesi" çok beğendiğim bir proje idi. Nazım İmar Planında bu bölgede örnek bir tesis yapılarak halka gösterilmesi ve burada örnek bir üretim yapılarak önderlik edilmesinden doğal ve yararlı ne olabilir ki? Sayın Başkanımızdan böyle bir projeyi belediye olarak örnek olması açısından hayata geçirmesini rica ediyorum. Nedeni çok önemlidir. Bu proje bu örnekle Söke'ye hayat verebilir. Bu örneğe İlçe Tarım Müdürlüğü elamanları teknik hizmet verebilirler. İlçemizde bir ilk başlamış olur.

Çünkü halkımız görmediğine inanmıyor. Neden inanmıyor. Kendi tasarısına, planlama, projelendirme, araştırma gücüne sahip değildir. Anlatılanlar ve söylenenler onun için bir hayaldan ibarettir. Ama örnek ortaya konduğunda ve gidip gözleri ile gerçeği gördüğünde iş değişiyor. Onun aklıda değişiyor. Böyle bir projeyi ortaya koymak zorundayız. İşte böyle projeler ortak yapılabilir. Bankalar böyle projelere destek kredisi veriyor. Beş ailenin para ve iş gücünü birleştirip böyle bir projeyi hayata sokmasından daha doğal ne olabilir? Bizi ilerletmiyen, kalkınmamızı engelliyen ferdiyetçiliktir. Artık bunu bırakarak, kollektif çalışmaya, birlikte üretmeye gerek vardır.

Her kollektif çalışma bir korninizm demek değildir. İşbirliğidir, güçbirliğidir. İşbirliği, güçbirliği ise insanları ve ülkeleri daha güçlü kılmaktadır. Bunu asla unutmuyalım. Ne yazık ki devletimiz ve devletimizin yetişmiş beyin takımları böyle ortak yapacak ve çalışacak projeler üretmiyorlar. Geçenlerde bir arkadaşımız geri kalmışlığımızın nedenlerini arıyor ve sonunda ABD’yi suçluyor.  Diyor ki, ABD herşeyimize engel oluyor. Biz yaptıkta ABD’mi gelip de elimizden aldı. Bugün taze fasulye pazarlarda para ederken, bizimde yılın dört mevsiminde üretme imkanlarımız varken, Amerika mı diyor ki üretmeyin? Amerika mı diyorki gelinde sera yapmayın? Ben böyle laflara inanmıyorum.

Bizi kalkındıracak tarım reformudur. Toplu ve kollektif işletmeler oluşturmaktır. Üretimde yeni projeler üretmektir. Dünya pazarlarına açılmaktır. ABD, AB gibi mazeretler aslında bizim tembelliğimizden başka birşey değildir. Halkımız örnek istiyor, destek istiyor. Aydınlarımız bunu veremeyince başkalarını suçluyorlar.

Bazı yazarlarımız da, Osmanlı İmparatorluğu'nun eğitim sistemini suçluyorlar. Ben TBMM 1920'den günümüze kadarki üyelerini inceledim. En vatanperver ve en idealist yetişmiş insanlarını 1.,2.,3.,4. ve 5. dönemlerde görev yapanlarda gördüm. Bunlar Türkiye Cumhuriyetini kuranlar ve Kurtuluş Savaşı’nı yapanlar yedi düveli aslanlar gibi yenenlerdir. Yani Atatürk ve onun akranlarıdır. O kuşağıda Osmanlılar yetiştirdi. Hocam bunlar o eğitimle yetişmediler mi? Köy Enstütülerini bile onlar kurmadılar mı? Sen Osmanlı’nın taşralardakı bozulmuş medrese sistemini, Osmanlı'nın yüksek hudürün ve diğer, yüksek okullarıyla karıştırırsan bir diyeceğim yoktur. Biz Cumhuriyet Tarihinde yüzyıla yakın bir yol almamıza rağmen Atatürk ve çağdaşları gibi devlet adamları yetiştirebildik mi? Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Esat Mahmut Bozkurt gibi bilim adamları, Tonguç gibi eğitimciler yetiştirdik mi? Bunları Osmanlı yetiştirmişti ve hemde ölü zamanında! Ya Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler,  Mimar Sinanlar, Barbaroslar?.. Biz her nedense ecdadımıza hep hor gözle bakmaya alışmışız. Bu da yanlıştır vatanda ulusta bir bütündür. Asla parçalanamaz.