Türkiye’miz bir kriz süreci içine girmiştir

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 26 Nisan 2007 Perşembe günü toplantı karar sayısı üzerine çıkarılan tartışma birgün sonra  telafisi güç bir krizin doğmasına neden olmuştur. 

 

Anayasamızın seçime dair maddeleri ve 102. madde açık ve net olmasına rağmen her siyasinin kendi anlayışı ile tefsire kalkmaları ve Sayın Abdullah Gül’ün birinci turda 350 oy almasına rağmen, seçimin anayasa mahkemesine götürülmesi telafisi güç bir kriz yaratmıştır.

 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü sayın hocamız Şuvars’ın ifade ettiği gibi (hukuk ile hukuki olmayanı ayırt edemeyen hukukçu) gerçek manada hukukçu olamaz ifadesi bu seçimde haklılık kazanmıştır. Zira siyasilerden böyle bir iddia beklenebilir ama bazı hukukçular toplantı karar sayısı ile Cumhurbaşkanı seçebilmek için her turda 367 karar sayısının mevcut olmasını savunmuşlardır.

 

Halbuki 1982 anayasası, 1961 anayasasının zorluklarını kaldırmış ve 4 turda cumhurbaşkanı seçebilme imkanını sağlamıştır.

 

Bu avantajlı durumda hukukun ve kanunların objektif bir görüşle tefsiri gerekirdi.

 

Hukuk öyle kutsal bir kavramdır ki temenniler ve ideolojik inançların hukuk ile karıştırılmaması gerektiğini emreder, ama bu seçimde ne yazık ki böyle olmamıştır.

 

26 Nisan Perşembe günü siyasiler tarafından yaratılan kaos ve yılların birikimi, toplum olayları ve terör suçlarının aynı hızda devam etmesi Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ve tüm kamu kuruluşları üzerinde endişe verici bir ortam yaratmıştır.

 

Demokratik, laik bir hukuk devletinde ve toplumda rahatsızlık iddiaları Sayın Genel Kurmay Başkanımıza darbe habercisi olan muhtırayı gece yarısı internetten ve lüzumunu doğurmaması gerekirdi.

 

Yine ne yazık ki bu muhtıra Cumhurbaşkanlığı seçim gününün akşamında ve genel seçimler sürecine girdiğimiz bu ayda ve 120 milyar sıcak para riski altında olduğumuz bu dönemde verilmiştir.

 

Sağduyu sahibi ve demokrasiye, cumhuriyetine sadık milletimiz tarafından hoş görülmesi ve benimsenmesi istenemezdi.

 

Sayın Genel Kurmay Başkanımız çok iyi bilmesi gerekir ki, bu millet darbelerden ve muhtıralardan çok büyük zarar görmüştür.

 

Hatırlayacağımız kadarıyla 27 Mayıs ihtilali yapıldığı zaman üç demokrasi şehidi asılmıştır ama sonra devlet töreni ile Topkapı’daki Anıtkabir’e defnedilmiştir.  ve yine haksız yere yedibin subay emekliye ayrılmıştır.

 

12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat milletin hayrına olmamıştır.

 

O talihsiz dönemde sanayi durmuş ve ekonomi çökmüştür. Netice itibariyle Türkiye elli yıl geriye gitmiştir.

 

Bu nedenle o günlere dönmemiz sizin ve değerli kuvvet kumandanlarımızın sağduyu sahibi olmalarıyla kaimdir.

 

Nasıl ki demokrasiyi ve cumhuriyeti korumak parlamentonun en asli göreviyse TSK’nin de en asli ve kutsal görevi olmalıdır.

 

TSK milletin içinden çıkan evlatları ve çok sevdiği ve güvendiği başına taç ettiği bir kurumdur.

 

TSK milletin maruz kaldığı talihsiz kriz ortamından çıkabilmek için elinden gelen azami olgunluğu ve millet sevgisini can-ı yürekten gösterecek ve sağduyu sahibi olduklarını ispat edeceklerdir. İçinde yaşadığımız bu hassas durumda gerek siyasi partilerin, gerekse hükümet sorumluları asılsız bahanelerle sisli ve karanlık bir ortam yaratmak isteyenlerin kışkırtmalarına değer vermeyeceklerinden eminiz.

 

Sayın sorumlular şu hususu çok iyi bilmeniz gerekir ki, millet çatışma değil, huzur ve barış istemektedir.

 

Dünyadaki stratejik durumumuz ve Avrupa Birliği müzakerelerinin devam ettiği bu dönemde çok dikkatli olmak ve barışı sağlamak bir vatan borcudur.