UNUTTUĞUMUZ İRAN VE İRAN TÜRKLERİ

ÖZCAN PEHLİVANOĞLU

Türk eğitim sistemi, çok garip bir şekilde gizli eller tarafından tanzim edildiği için, insanlarımız özellikle Türk tarihi ve coğrafyasını bilmek açısından büyük bir cehalet içindedir.

Türk tarihini bilmeyen insanların, Türk coğrafyasından da haberdar olması düşünülemez.

Ne zaman Türk Milleti’nin üzerinde yaşadığı coğrafyada, Türklere dönük olumsuz bir gelişme olur, sıradan insanlar olarak bizler o noktaya yoğunlaşırız.

Bu nedenle yapmamız gereken en önemli şeylerden biri halk arasında, sözlü kültür ve tarih anlayışını yok olmaktan kurtararak geliştirmek ve konuşulabilecek her ortamda dünyanın neresinde Türk varsa, onu konuşmaktır.

Örneğin İran’la ilgili konular halkımız arasında pek konuşulmaz. İran’la ilgili olarak yıllardır, dış güçlerin yönlendirdiği medya sebebiyle, rejim ihracını ve nükleer silah mevzuunu konuşup durduk. Belki İsrail, ABD ve İngiltere böyle istiyor ve bu kadarına izin veriyordu.

Bana göre İran’la ilgili konuşacağımız ve halkımıza konuşturacağımız çok şey var. Sadece 2011 yılında İran’dan ülkemize gelen turist sayısının 2 milyonu ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin 15 milyar doları aştığını bilirsek, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır.

İran’ın nüfusu 78 milyon civarındadır. İran’ın demografik yapısına göre nüfusun en az % 26’sı Azerbaycan Türkleri ve Türkmenlerden oluşmaktadır. Bazı kaynaklar Türk nüfusunu % 50 civarında göstermektedir. Kanaatime göre bunda, büyük oranda doğruluk payı vardır. Bu da bizi İran’da Türkçe’nin büyük bir yoğunlukta kullanıldığı sonucuna ulaştırmaktadır. Bu nedenle İran’da çok güçlü  bir Türk edebiyatı bulunmaktadır.

İran Türklerinden Senan Azer (Mehmet Sadık Aran)’in en azından 50 yıl önce kaleme aldığı 44 sayfalık “İran Türkleri” adlı kitaptaki şu satırlar günümüzde bile çok düşündürücüdür. “Talihsiz bir insan zümresi olarak biz İran Türkleri, asırlardan beri İran varlığını koruduk. Kanımızı İran istiklali için akıttık. Hatta kendi ırkdaşlarımız olan Anadolu Türkleri ile Iran uğrunda savaştık. Malımızı İran davası için sarfettik... Fakat bunca ızdıraplara katlanan bizler, bu kadar fedakarlık yapan biz İran Türkleri, hiçbir insani hukuka sahip olamadık. Daima gözü kapalı köle vaziyetinde Farslığın esiri olduk. Onları övdük kendimizi unuttuk... Feryadımızı bütün dünyaya bahusus Türkiye’deki Türk Gençliğine duyurmak istiyorum. Acaba bizi tanıyorlar mı? Ne yazık ki: Hayır. Bundan sonra da vaziyet böyle kalmalımıdır?”

Doç. Dr. Ali Kafkasyalı’da Bilgeoğuz Yayınlarından çıkan “İran Coğrafyası’nda Türkler” adlı kitabında “İran Türklerinin kültürü, sanatı ve tarihi, bilhassa son ikiyüz yılda başlarından geçenler, öğrenilirse, büyük güçlerin Türk Dünyası ve İslam Alemi üzerindeki emelleri ve niyetleri çok iyi anlaşılır. O zaman ayrılıkların girdabından kurtulup birlikteliğin, diriliği, iriliği ve aydınlığına ulaşılır.” demektedir.

Eğer Türk tarihini ve Türk coğrafyasını bilmiş olsaydık, İran’daki Türk varlığından haberdar olurduk. Hatta İran’ın bir Türk hanedanı olan Kaçar’lar tarafından 1925 yılına kadar yönetildiğini bilseydik, ne anlatmaya çalıştığımız daha iyi anlaşılırdı. Çünkü İran’ın yönetiminin Farslara geçişi 1273 yıllık aradan sonra çok yakın bir tarih olan 1925 yılında Pehlevi sülalesi ile gerçekleşmiştir. Tabii ki İngiliz, Rus, Fransız, Amerikan oyunları ile...

Ortadoğu’da ilk petrolün 1901 yılında İran’da bulunduğunu vurgularsak ve Ortadoğu’nun karmaşık yapısını gözümüzün önüne getirirsek, değişik coğrafyaların geçiş noktasında bulunan İran’ın jeopolitik stratejiler açısından önemini daha iyi anlarız.

Hem dünya hem Türkler hemde Türkiye açısından bu kadar önemli bir ülke olan İran’ı ve İran’daki Türkleri yeterince biliyor ve tanıyormuyuz? Onları halk arasında konuşuyormuyuz?  İki milyon İran vatandaşı ki; bunların çoğunluğu Türk’tür, her yıl Türkiye’ye geliyor da, biz İran’a gidip oradaki kardeşlerimizle irtibat kurup bunu geliştirebiliyormuyuz?

Yoksa İran’la ve İran’daki Türklerle daha önceki örneklerde olduğu gibi olumsuz gelişmeler olduğundamı ilgilenmeye başlayacağız? Tıpkı Irak ve Suriye Türkmenleri, Doğu Türkistan Türkleri, Ahıska ve Kırım Türkleri, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Kosova Türkleri gibi...

Mutlaka İran’la ilgili yazan, çizen, araştıran ve konuşan bir kesim var. Ama ben halk konuşsun, İran Türkleri halkın gündeminde olsun, Türk halkı İran’ı komşu kapısı yapsın istiyorum. Çünkü günümüzde sivil iradenin alt edemeyeceği, aşamayacağı bir sorun yok diye düşünüyorum.  Bunu bilenler, sivil iradeyi Türklerin aleyhine kullanıyorlarsa, Türkler de bunu kendi lehlerine kullanmayı başarabilmelidir. İran’da bu konuda iyi bir örnek olabilir.

Yoksa Türk ve İslam Dünyası ile hesabı olanlar, tarihi gizleyerek, gerçekleri  çarpıtarak bizi sanal oyunlarla karşı karşıya bırakıyor. İran’a bakış konusunda da, Türkiye’de halk arasında yaratılan algı budur. Halbuki İran’da büyük bir Türk gerçeği vardır. Bize, bunlara karşı İran nüfusunun % 7’sini oluşturduğu söylenilen kürtleri  konuşturuyorlar. Aynen Irak, Suriye ve Türkiye’de olduğu gibi. Aslında bu ülkelerin hepsinde ve özellikle de İran’da Türk gerçeğini konuşmak, bilmek ve hissetmek gerekiyor.

Arap Baharı’nı, dayatılan Büyük Kürdistan projesini ve ülkemizde Türkiye’ye karşı terör adı altında malum güçlerce yürütülen savaşı ve verdiğimiz mücadeleyi anlamak ve şehit olan evlatlarımızın döktüğü kanı boşa çıkarmamak için başta İran olmak üzere mücadelenin yaşandığı coğrafyayı ve bu coğrafyanın üzerindeki Türk varlığını; bizden ne kadar gizlenirse gizlensin halk olarak bilmek ve İran Türk’ü Senan Azer’in onlarca yılllık sorusuna, gelecek nesillerin: “Evet... Biz İran Türklerini biliyor ve tanıyoruz” cevabını vermesi gereklidir.