VIZ GELİR, VIZ!..

FARUK HAKSAL

Şairin biri,

- Ah ile vah ile geçti bu ömür, diye haykırmış gününü çark haline getirip, öğüten kaderin cilvesine…

Bir diğeri,

- Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, buyurmuş…

Biz farklı menzillerden ateşlenen bu iki dizenin arasına sıkıştırdık geçtiğimiz iki haftalık zamanımızı!..

Baktık…

Silahlı terörün aldığı canlara hayıflandık biteviye:

- Kanları yerde kalmayacak!..

Sonra PKK’nın sanal parlamentosundan açıklanan “Özerklik” ilanına şaştık kaldık…

Sustuk, pıstık, apıştık “Ankara – medya – Atlantik ötesi” üçgenin orta yerinde…

Daha sonra bütün bu olup/bitenleri hazmetmemizi amaçlayan şike soruşturmasına çevirdik bakışlarımızı.

Deniz Feneri dahi yaratılan karartmanın ardındadır bu ortamda…

Zamanlama müthiştir!

Göz alıcıdır.

Kandırıcıdır…

Sonra Aziz Yıldırım ile Serdar Adalı’nın 4 milyar dolarlık helikopter ihalesini kazanmaları düştü medyanın gündemine…

Yasa hükmüne göre bu iki iş adamının tutukluluk hali ile ortadan kalkma durumuna gelen 4 milyarlık ihalenin, bu kişilerin ortaklığından sonra gelen ikinci katılımcısı olan Çallık Gurubu’nun gelişmeleri kapı aralığından izlediğini işittik…

Ve şairin söylemine uzattık kulaklarımızı, naçar ve çaresiz:

“Biz durmadan akan,

yıkıp yapan

akışın

çizgilenmiş sesiyiz.

Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran

temelleri çöken emperyalizme vuran,

yarını kuranlarız.

O duvar,

o duvarlarınız,

vız gelir bize vız!..”

Ama iş, sadece şairin duygu tellerinin zıngırdaması ile çözülmüyor.

Örneğin, Mustafa Kemal’in kurmaylık katkısı ile yürütülen Kurtuluş savaşı zafere ulaşmasaydı, Akif İstiklal Marşı’nı yazamazdı.

Sovyet işçi sınıfı 1917 Devrimi’ni gerçekleştirmeseydi, Mayakovski olamazdı, Nazım Hikmet Memleketimden İnsan Manzaraları’nı yazamazdı…

Ve o koskocaman mangal yüreği olmasaydı, Baudelaire aşkın metafiziğinden insanın özünü damıtamazdı…

Gel de sorgulama olanı/ biteni…

Sorgulamadan yaşa, ye-iç –ve yat.

“Bir sincap gibi mesela!..”